Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| HEM (HEMM): | Gaile, müşkül iş. Tasa, gam, keder, hüzün. |
| HEM: | f. Birlikte, beraber olmak mânasını ifade eder. |
| HEM-AHENG: | f. Uygun, münasib, denk. |
| HEMAHİM: | (Hemheme. C.) Üzüntüler, kederler, dertler, tasalar. |
| HEMAL: | f. şerik, ortak, eş, benzer, nazir. |
| HEMALUŞ: | Kara balçık. |
| HEMAN: | f. Derhâl, hemen, acele olarak, çarçabuk, o anda. |
| HEMAN (HUMÂN): | İnce zayıf süngü. Huysuz ve kötü insan. |
| HEMANA: | f. Sanki, güya. Aynen, tıpkı, tamamen. |
| HEM-AN-DEM: | f. Hemen, derakab, derhal, o anda, çarçabuk. |
| HEMANEND: | f. Benzer, gibi. |
| HEM-AN-GÂH: | f. Hemen, o anda. |
| HEM-ARAMİŞ: | f. Birlikte dinlenen, beraber istirahat eden. |
| HEMARE: | Her zaman, her an, dâima. |
| HEM-ASIL: | f. Aynı asıldan. |
| HEM-ASIR: | Aynı asırda olan. Bir asırda beraber olanlar. |
| HEM-AŞİYAN: | f. Bir yerde beraber bulunan, bir yuvada birlikte olan. |
| HEM-AVER: | f. Efendileri aynı olan köleler. Arkadaş, refik. |
| HEM-AVERD: | f. Savaşan iki kişiden herbiri. |
| HEM-AVİZ: | f. Harpte karşılaşan iki kişiden biri. |
| HEM-AYAR: | f. Eşit, denk, müsavi. |
| HEMAZÎ: | Sür'at, hız. |
| HEM-BAR: | f. Aynı yükü yüklenmiş olan, aynı yükü taşıyan. |
| HEM-BER: | f. Beraber olan, birlikte oturan. |
| HEM-BU: | f. Kokusu bir, aynı kokuda. Mc: Âdet ve tarzları aynı. |
| HEM-CA(Y): | f. Aynı yerde oturan. Hemşehri. |
| HEM-CENAH: | f. Denk, eşit, müsâvi. |
| HEM-CENB: | f. Akran. |
| HEM-CİNS: | Aynı cinsten olan. |
| HEM-CİVAR: | Aynı yerde oturan, komşu. |
| HEM-ÇÜ: | f. Onun gibi. |
| HEM-ÇÜNAN: | f. Böylece. |
| HEM-DAMAN: | f. Bacanak. |
| HEMDE: | Ölümle haşir arası. |
| HEM-DEM: | f. Canciğer arkadaş. |
| HEM-DERD: | f. Dert yoldaşı, dert arkadaşı. Aynı dert ve kedere düçar olanların beheri. |
| HEM-DEST: | (C.: Hemdestân) f. Birlikte çalışan, müttefik, arkadaş. Ortak, şerik. |
| HEM-DESTÎ: | f. Berâberlik, birlik. Ortaklık, şeriklik. |
| HEM-DEST-İ VİFAK: | Bir fikir ve mes'elede anlaşarak elele vermek, hep birden aynı sözü söylemek. |
| HEM-DİH: | f. Köyleri aynı olan. Aynı köyden olan. |
| HEM-DİL: | f. Fikirleri, düşünceleri aynı olanların her biri. Bir maksad ve istekte bulunanları beheri. |
| HEM-DUŞ: | f. Omuz omuza gelen, eşit olan, müsavi olan. |
| HEME: | f. Cümle. Hep. Bütün. |
| HEMEC: | Kıymetsiz, değersiz. Şaşkın. Övez (denen at sineği). |
| HEMECE: | Zayıf koyun. |
| HEME EZ OST: | Herşey ondandır. |
| HEMEGAN: | f. Cümlesi, tamamı, bütünü, hepsi. |
| HEMEL: | Çobanı olmayan deve. |
| HEME OST: | Hepsi odur. |
| HEMERCEL: | Yorga at. |
| İçerisinde 'HEM' geçenler | |
| AYHEM: | Katı, sağlam nesne. |
| BA-HEM: | f. Birlikte. Beraber. (Arabçadaki "Maa" mânasına) |
| BE-HEM: | f. Hep. Beraber. Toplu. Bir yerde. Hep bir yere. (Bak: Bâhem) |
| BEHEM-BER-ÂMEDEN: | f. Toplanmak, cem olmak, birikme. * Mc: Kızmak, sinirlenmek, asabileşmek, müteessir olmak. ("Behemâmeden" de denir.) |
| BEHEMEHAL: | f. İster istemez. Mutlaka. Her halde. |
| BEHEMZEDE: | f. Topluluğu dağıtmış, cemiyeti bozmuş. |
| BERHEM: | f. Karışık, çapraşık. * Toplu, birlikte, berâber. |
| BERHEME: | Gözünü kıpırdatmadan bir şeye bakıp durmak. |
| BERHEMEN: | (C.: Berhemûn) Hakîm. * Efsun okuyucu. |
| BERHEM-ZEDE: | f. Karmakarışık, altı üstüne getirilmiş. |
| BERHEM-ZEN: | f. Karmakarışık eden, altını üstüne getiren. |
| BERHEM-ZENED: | f. Birbirine çarpıyor. Beraber çarpıyor. Birlikte çalışıyor. |
| BÎ-HEMAL: | f. Benzersiz, eşsiz. |
| BÎ-HEMTA: | f. Eşsiz. Dengi olmayan. Benzersiz. |
| CEHEMİYYE: | Cebriye'den Cehm bin Safvan mezhebi üzere "Cennet ve Cehennem fânidir, iman mârifettir ve ikrar değildir" diyen bir tâife. |
| DERHEM: | f. Karışık, karmakarışık. * Muztarib, sıkıntılı, ıztırab çeken. * İncinme. |
| DİRHEM: | (Bak: Direm) |
| EBHEM: | Söz söylemeye muktedir olmayan. Konuşmaya iktidarı bulunmayan adam. |
| EDHEM: | (C.: Dühem-Edâhim) Karayağız at. |
| EFHEM: | Anlayışlı, kolay anlayan. |
| EHEMM: | Çok mühim olma, daha mühim. Çok kıymetli, çok lüzumlu. |
| EHEMMİYET: | Mühim olma, ağırlık, değerlilik, dikkate değer olma, dikkat ve ihtimam, kıymet, nazar-ı dikkati çekme. |
| ESMA-İ MÜBHEME: | Tek başına bir mâna ifade etmeyen isimler. Arabcada: (Ellezine) gibi kelimeler esma-i mübhemeden olduğundan onu tayin ve temyiz eden yalnız sılasıdır. Demek bütün kıymet sılasına aittir. |
| EYHEM: | Sağır. * Bahadır. |
| EYHEMAN: | Ateş ve sel. |
| FEHEM: | (Fehim - Fehm) Anlayış. Zihnen kavrayış. |
| FELHEM: | Çulha mekiği. |
| FERAHEM: | f. Toplu, devşirli. * Birikme, yığılma, toplanma. |
| HAHEM: | (Hâsten) mastarından, "İsterim" mânasına fiildir. |
| HAİZ-İ EHEMMİYET: | Ehemmiyetli, mühim, önemli. |
| HAVALE-İ MÜBHEME: | Huk: Havale konusunun, ta'cil veya te'cili beyan olunmadan yapılan havale. |
| HEM (HEMM): | Gaile, müşkül iş. * Tasa, gam, keder, hüzün. |
| HEM-AHENG: | f. Uygun, münasib, denk. |
| HEMAHİM: | (Hemheme. C.) Üzüntüler, kederler, dertler, tasalar. |
| HEMAL: | f. şerik, ortak, eş, benzer, nazir. |
| HEMALUŞ: | Kara balçık. |
| HEMAN: | f. Derhâl, hemen, acele olarak, çarçabuk, o anda. |
| HEMAN (HUMÂN): | İnce zayıf süngü. * Huysuz ve kötü insan. |
| HEMANA: | f. Sanki, güya. * Aynen, tıpkı, tamamen. |
| HEM-AN-DEM: | f. Hemen, derakab, derhal, o anda, çarçabuk. |
| HEMANEND: | f. Benzer, gibi. |
| HEM-AN-GÂH: | f. Hemen, o anda. |
| HEM-ARAMİŞ: | f. Birlikte dinlenen, beraber istirahat eden. |
| HEMARE: | Her zaman, her an, dâima. |
| HEM-ASIL: | f. Aynı asıldan. |
| HEM-ASIR: | Aynı asırda olan. Bir asırda beraber olanlar. |
| HEM-AŞİYAN: | f. Bir yerde beraber bulunan, bir yuvada birlikte olan. |
| HEM-AVER: | f. Efendileri aynı olan köleler. * Arkadaş, refik. |
| HEM-AVERD: | f. Savaşan iki kişiden herbiri. |
| HEM-AVİZ: | f. Harpte karşılaşan iki kişiden biri. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| HEM (HEMM) : | Gaile, müşkül iş. * Tasa, gam, keder, hüzün. |
| HEB : | (Vehb. den) Bağışla, lutfet (mânasına emir, duâ) |