Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| HOŞ: | f. İyi, güzel. Tatlı. Tuhaf, garip. |
| HOŞA: | f. Ne güzel, ne iyi, ne hoş. |
| HOŞAB: | f. Suyu, havası iyi olan yer. Parlak, berrak. Elmas, inci gibi şeylerin parlaklığı. Hoşaf. |
| HOŞAFIN YAĞI KESİLMEK: | Ist: Bozulmak, bir cevap bulamamak, mahcup olmak. |
| HOŞ-ALEF: | f. Çok fazla yiyen hayvan. Mc: Helâl haram demeden her şeyi yiyen kimse. |
| HOŞÂMED: | f. Hoş geldi. |
| HOŞÂMED GÛ: | f. Hoş geldin, diye söyleyen. |
| HOŞÂMEDÎ: | Hoş geldin demek, hoş geldine gitmek. |
| HOŞANE: | f. Güzel, iyi, lâtif. |
| HOŞAVAZ: | f. Sesi güzel olan. Güzel sesli. |
| HOŞAYENDE: | (C.: Hoşâyendegân) f. Hoşa giden, hoşlanılan, beğenilen. |
| HOŞBEŞ: | Selâmsabah, hatır sorma, birbirine rastlayan iki ahbab arasında söylenilen ilk sözler. |
| HOŞBU: | f. Güzel kokulu, hoş kokan. |
| HOŞBUDE: | f. İyi oldu, iyi olurdu. |
| HOŞBUYÎ: | f. İyi kokulu olmak, güzel kokmak. |
| HOŞDİL: | f. Memnun, neşeli. Gönlü hoş. |
| HOŞE-ÇİN: | (Bak: Huşeçin) |
| HOŞEDA: | f. Hareket ve davranışı hoş ve güzel olan. |
| HOŞELHAN: | f. Güzel ve hoş makale okuyan. |
| HOŞENDAM: | f. Boyu bosu güzel ve düzgün olan. |
| HOŞGÛ: | f. Hoş konuşan, tatlı dilli. Konuşmaları kırıcı olmayan. |
| HOŞGÜVAR: | f. Hazmı kolay, tatlı, hoş, sindirici. |
| HOŞGÜZEŞTE: | f. Hoş geçmiş tatlı zaman. |
| HOŞHAL: | f. Hali vakti iyi, bahtiyar, mes'ud. |
| HOŞHAN: | f. Okuyuşu güzel |
| HOŞHIRAM: | f. Güzel yürüyüşlü, güzel gidişli. |
| HOŞKADEM: | f. Uğurlu ayağı olan, ayağı uğurlu. |
| HOŞKALEM: | f. Kâtip. İyi yazı yazan. Hilekâr, hileci. |
| HOŞKÂM: | f. Memnun, rahat, arzu ve isteklerine ulaşmış. |
| HOŞMANZAR: | f. Manzarası güzel. Güzel görünen. Mc: Güzel yüzlü. Siması güzel olan. |
| HOŞMENİŞ: | f. Huyu, tabiatı iyi. Güzel huyları olan. |
| HOŞMEŞREB: | f. Sevimli, güzel huylu. |
| HOŞNEVA: | f. Sesi güzel olan. Güzel sesli. |
| HOŞNİGÂH: | f. Güzel bakışlı. |
| HOŞNİHAD: | f. İyi yaradılışlı, güzel huylu. |
| HOŞNİŞİN: | (C.: Hoş-nişinân) f. Göçebe. Rahat yerleşmiş. |
| HOŞNUD: | f. Memnun, râzı, gönlü hoş edilmiş. |
| HOŞNUDLUK: | Memnuniyet, râzılık. |
| HOŞNÜMA: | f. Güzel görünen. |
| HOŞREFTAR: | f. Gidişi, yürüyüşü güzel. Güzel gidişli. |
| HOŞRU(Y): | f. Tatlı yüzlü, sevimli. |
| HOŞSOHBET: | f. Konuşması tatlı, sohbeti güzel. |
| HOŞTER: | f. Daha lâtif, daha hoş. |
| HOŞA: | f. Ne güzel, ne iyi, ne hoş. |
| HOŞ-ALEF: | f. Çok fazla yiyen hayvan. Mc: Helâl haram demeden her şeyi yiyen kimse. |
| HOŞÂMED: | f. Hoş geldi. |
| HOŞÂMEDÎ: | Hoş geldin demek, hoş geldine gitmek. |
| HOŞANE: | f. Güzel, iyi, lâtif. |
| HOŞAVAZ: | f. Sesi güzel olan. Güzel sesli. |
| HOŞBU: | f. Güzel kokulu, hoş kokan. |
| İçerisinde 'HOŞ' geçenler | |
| BEYHOŞ: | f. (Bihûş) Şaşkın. Akılsız. Deli. Serseri. |
| ÇEŞM-İ HOŞ-NİGÂH: | Güzel bakışlı göz. |
| HOŞA: | f. Ne güzel, ne iyi, ne hoş. |
| HOŞAB: | f. Suyu, havası iyi olan yer. Parlak, berrak. Elmas, inci gibi şeylerin parlaklığı. * Hoşaf. |
| HOŞAFIN YAĞI KESİLMEK: | Ist: Bozulmak, bir cevap bulamamak, mahcup olmak. |
| HOŞ-ALEF: | f. Çok fazla yiyen hayvan. * Mc: Helâl haram demeden her şeyi yiyen kimse. |
| HOŞÂMED: | f. Hoş geldi. |
| HOŞÂMED GÛ: | f. Hoş geldin, diye söyleyen. |
| HOŞÂMEDÎ: | Hoş geldin demek, hoş geldine gitmek. |
| HOŞANE: | f. Güzel, iyi, lâtif. |
| HOŞAVAZ: | f. Sesi güzel olan. Güzel sesli. |
| HOŞAYENDE: | (C.: Hoşâyendegân) f. Hoşa giden, hoşlanılan, beğenilen. |
| HOŞBEŞ: | Selâmsabah, hatır sorma, birbirine rastlayan iki ahbab arasında söylenilen ilk sözler. |
| HOŞBU: | f. Güzel kokulu, hoş kokan. |
| HOŞBUDE: | f. İyi oldu, iyi olurdu. |
| HOŞBUYÎ: | f. İyi kokulu olmak, güzel kokmak. |
| HOŞDİL: | f. Memnun, neşeli. Gönlü hoş. |
| HOŞE-ÇİN: | (Bak: Huşeçin) |
| HOŞEDA: | f. Hareket ve davranışı hoş ve güzel olan. |
| HOŞELHAN: | f. Güzel ve hoş makale okuyan. |
| HOŞENDAM: | f. Boyu bosu güzel ve düzgün olan. |
| HOŞGÛ: | f. Hoş konuşan, tatlı dilli. Konuşmaları kırıcı olmayan. |
| HOŞGÜVAR: | f. Hazmı kolay, tatlı, hoş, sindirici. |
| HOŞGÜZEŞTE: | f. Hoş geçmiş tatlı zaman. |
| HOŞHAL: | f. Hali vakti iyi, bahtiyar, mes'ud. |
| HOŞHAN: | f. Okuyuşu güzel |
| HOŞHIRAM: | f. Güzel yürüyüşlü, güzel gidişli. |
| HOŞKADEM: | f. Uğurlu ayağı olan, ayağı uğurlu. |
| HOŞKALEM: | f. Kâtip. İyi yazı yazan. * Hilekâr, hileci. |
| HOŞKÂM: | f. Memnun, rahat, arzu ve isteklerine ulaşmış. |
| HOŞMANZAR: | f. Manzarası güzel. Güzel görünen. * Mc: Güzel yüzlü. Siması güzel olan. |
| HOŞMENİŞ: | f. Huyu, tabiatı iyi. Güzel huyları olan. |
| HOŞMEŞREB: | f. Sevimli, güzel huylu. |
| HOŞNEVA: | f. Sesi güzel olan. Güzel sesli. |
| HOŞNİGÂH: | f. Güzel bakışlı. |
| HOŞNİHAD: | f. İyi yaradılışlı, güzel huylu. |
| HOŞNİŞİN: | (C.: Hoş-nişinân) f. Göçebe. * Rahat yerleşmiş. |
| HOŞNUD: | f. Memnun, râzı, gönlü hoş edilmiş. |
| HOŞNUDLUK: | Memnuniyet, râzılık. |
| HOŞNÜMA: | f. Güzel görünen. |
| HOŞREFTAR: | f. Gidişi, yürüyüşü güzel. Güzel gidişli. |
| HOŞRU(Y): | f. Tatlı yüzlü, sevimli. |
| HOŞSOHBET: | f. Konuşması tatlı, sohbeti güzel. |
| HOŞTER: | f. Daha lâtif, daha hoş. |
| HOŞA: | f. Ne güzel, ne iyi, ne hoş. |
| HOŞ-ALEF: | f. Çok fazla yiyen hayvan. * Mc: Helâl haram demeden her şeyi yiyen kimse. |
| HOŞÂMED: | f. Hoş geldi. |
| HOŞÂMEDÎ: | Hoş geldin demek, hoş geldine gitmek. |
| HOŞANE: | f. Güzel, iyi, lâtif. |
| HOŞAVAZ: | f. Sesi güzel olan. Güzel sesli. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| HOŞA : | f. Ne güzel, ne iyi, ne hoş. |
| HOBİ : | ing. Her zamanki çalışmaların haricinde yer alan dinlendirici bir merak veya işlem. Severek yapılan iş, vakit geçirme yolu. |