Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
HUL: (Hâyil. C.) Bela. Zahmet.
Mukabele etmek, karşılık vermek.
HULA': Büyük emir (iş).
HULABİS: İnce ses.
HULAK: Boğaz ağrısı.
HULALET: Samimi dostluk arkadaşlık.
HULAM (HULLÂN): Kurban olmayan küçük oğlak.
HULASA: Bir şeyin, bir bahsin özü. Kısaca esası.
HULASA-İ KELÂM: Sözün hülâsası. Sözün özü.
HULASAT-ÜL HULASA: Hulâsanın hulâsası. Özünün özü.
Ayet-ül Kübrâ Risâlesinin hülâsası.
HULASATEN: Kısaca, özet olarak, hülâsa olarak, muhtasaran.
HULAVE: (C.: Halâvi) Kafanın ortası.
HULB: Domuz kılı. Kalın kıl. Yele kılı.
Kıldan yapılmış kalem, kıl fırça.
HULB: Kuyu dibinde olan balçık.
Ağaç dibinden çıkan budağın yaprağı.
Lif.
HULBE: Hububattan olan böy.
HULBE: (C.: Huleb) Liften yapılan urgan.
HULC: Küçük gemi.
HULD: Ebedilik. Sonu olmayan. Sonu olmamak.
HULDE: Köstebek.
HULDZAR: f. Cennet.
HULEB: Bozrak bir ot ki, yer üzerine yayılır, sapı olmaz; yaprağını koparsalar sütü akar ve ekseriyâ geyik yer.
HULEFÂ: (Halife. C.) Halifeler. (Bak: Halife)
HULEFÂ-İ AKLÂM: Kalem memurları.
HULEFÂ-İ ERBAA: (Hulefa-i Râşidîn) (Bak: Çâr-yâr)
HULEFÂ-İ MEHDİYYÎN: Mehdi olan halifeler. Yani âhir zamanda gelen büyük mehdinin bazı vâsıflarına sahib olan halifeler. (Bak: Mehdi)(Hz. Mehdi'ye dair muhtelif rivayetler var. Tafsilat ve tasvirat başka başkadır... Resul-i Ekrem (A.S.M.) vahye istinaden herbir asırda kuvve-i mâneviye-i ehl-i imanı muhafaza etmek için, hem dehşetli hadiselerde ye'se düşmemek için, hem âlem-i islâmiyetin bir silsile-i nuraniyesi olan Al-i Beytine ehl-i imanı manevi rabt etmek için Mehdi'yi haber vermiş. Ahirzamanda gelen Mehdi gibi her bir asır, Âl-i Beyt'ten bir nevi mehdi belki mehdiler bulmuş. Hattâ Âl-i Beyt'ten ma'dud olan Abbasiye hulefasından Büyük Mehdi'nin çok evsafına cami' bir Mehdi bulmuş. İşte Büyük Mehdi'den evvel gelen emsalleri nümuneleri olan hulefa-i mehdiyyîn ve aktâb-ı mehdiyyîn evsafları, asıl mehdinin evsafına karışmış ve ondan rivayetler ihtilafa düşmüş. M.)
HULEFÂ-İ SELÂSE: Üç halife: Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman (R.Anhüm)
HULEKE: Kum içinde olan küçük bir hayvan.
HULEL: (Hulle. C.) Elbiseler.
HULEL-İ FÂHİRE: Kıymetli, şaşaalı, parlak elbiseler.
HULEYFE: Medine ehlinin ihramlandığı yer.
HULEYKA': At burnu.
HULEYME: (C.: Huleymât) Memecik.
Ciltte, bilhassa dil üzerinde bulunan küçük kabarcıkların beheri.
HULF: Ahdinde durmamak. Ahdini bozmak. Sözde durmamak.
Nakz.
HULF-ÜL VA'D: Ahdinden dönmek. Verdiği sözü yerine getirmemek.
HULF-ÜL VAÎD: Va'dedilmiş azabı yapmamak, cezâyı yerine getirmemek. (Cenâb-ı Hak kendine isyan edenlerin, günahta devam edenlerin cehenneme gideceklerini beyan ediyor, tehdid ediyor, vaid ile beyanda bulunuyor. Affetmediği takdirde bu vaidinden dönmesi, aslâ adâletine yakışmaz, muhâldir.)
HULFETMEK: Sözünde durmamak.HULİYY : (C.: Huliyyât) Altun, gümüş, elmas, zümrüt, vs. gibi süs eşyası. Mücevher.
HULK: Huy. Ahlâk. Tabiat. Yaratılıştan olan haslet. Seciyye. Cibilliyet.
İnsanın doğuştan veya sonradan kazandığı ruhî ve zihnî hâller.
HULKAN: Huy ve tabiatça. Ahlâk cihetiyle.
HULKÎ: Huy ile, hulk ile alâkalı ve hulka müteallik.
HULKUM: İnsan veya hayvan boğazı. Ağızdan mideye giden yol.
HULL (HİLL): Dost.
HULLAN: (Halil. C.) Sâdık dostlar, arkadaşlar.
HULLE: Ağır, pahalı.
Belden aşağı ve belden yukarı olan iki parçadan ibâret olan elbise.
Cennet elbisesi.
Fık: Üç defa kocasının boşadığı bir kadının dördüncü defa eski kocasına nikâh düşebilmesi için başka birine nikâhlanması. Müslim bir erkek karısını üç talak ile boşarsa, bu kadın ile tekrar nikahlanması haram olur. Ancak kadın, başka bir erkek ile evlenir ve onunla da anlaşamaz ve boşanıp ayrılsalar, bu halde isterlerse ilk evlilik haline dönebilirler. Fakat üç talak ile boşananlar tekrar nikâhlanmaları için şer'î imkân yok denecek kadar zayıf olduğundan başka hileli yollara gitmeleri haramdır. (Hak Dini Kur'an Dili, Cilt : 2, sh: 788)
HULLE: (C.: Hılâl) Dostluk.
HULLEB: Yağmursuz bulut.
HULLEBAF: f. Terzi.
HULLEDALLAH: Allah dâim ve bâki etsin.
HULLET: (C.: Hulel) İçten, samimi sevgi. Dostluk. Muhabbet. Haslet.
HULLİYYAT: (Hulliyy. C.) Pırlanta, altun, gümüş gibi süs eşyaları.
HULM: Rüya, hülya.
İhtilâm olmak. Açık saçık rüya.
Akıl.
HULM: Geyiğin yataklandığı yer.
İçerisinde 'HUL' geçenler
ARUSAN-I HULD: Cennet hurileri.
ATEŞ-HULK: f. Sert tabiatlı, huysuz.
BİNA-YI MECHUL: Fiilde fâilin, öznenin meçhul olması hâli. Meselâ: "Yazmak" fiilinin binâ-yı meçhulü olan "yazıldı" kelimesinde olduğu gibi. Fiilde fâilin belli olması hâlinde de "binâ-yı malûm" denir. "Nuri yazdı" gibi.
BUHUL: Tamahkârlık, cimrilik.
CEHÛL: Pek çok câhil. (İnsan hayvanların aksine olarak hayata lâzım her şeye karşı câhildir. Her şeyi öğrenmeğe mecburdur. Hadsiz eşyaya muhtaç olduğu için sigayı mübalâğâ ile cehûldur. M.)
CEHÛLÂNE: Pek câhilcesine.
DAHUL: Geyik tuzağı. * Canavar tuzağı.
DÂR-ÜL HULD: Baki olan yer. Cennetin bir bahçesi. Cennet.
DUHUL: İçeri girme. İçeri dahil oluş.
DUHUL-İ MUZAFFERÂNE: Muzafferce giriş.
DUHUL Ü HURUC: İçeri girip çıkma.
DUHULİYE: Eskiden, satılmak üzere şehir ve kasabalara getirilen her cins ticaret malından alınan vergi. * Bir yere girmek için verilen para.
Fİ'L-İ MECHUL: Gr: Faili yani öznesi bilinmeyen fiil. Edilgen fiil. Mesela: Yazılmak, içilmek, vurulmak gibi.
FUHUL: (Fahl. C.) Büyük âlimlerin ileri gelenleri. Emsalinden üstün olanlar. (Bak: Fahl)
FUHUL-İ MÜFESSİRÎN: Tefsircilerin en ileri gelenleri, müfessirlerin en önde olanları.
FUHUL-İ ŞUARA: şâirlerin en üstünleri.
FUHUL-İ ULEMA: İlim ve faziletçe emsallerinden üstün olan âlimler.
FUHUL-İ ŞUARA: Şâirlerin en üstünleri.
HAL' (HULÂE): Debbâğların dibâgat ettikleri derinin kazıntısı. * Vurmak. * Men etmek, engel olmak. * Hediye vermek, atâ etmek. * Cima etmek.
HASEN-ÜL HULK: Huyu ve tabiatı güzel.
HULA': Büyük emir (iş).
HULABİS: İnce ses.
HULAK: Boğaz ağrısı.
HULALET: Samimi dostluk arkadaşlık.
HULAM (HULLÂN): Kurban olmayan küçük oğlak.
HULASA: Bir şeyin, bir bahsin özü. Kısaca esası.
HULASA-İ KELÂM: Sözün hülâsası. Sözün özü.
HULASAT-ÜL HULASA: Hulâsanın hulâsası. Özünün özü. * Ayet-ül Kübrâ Risâlesinin hülâsası.
HULASATEN: Kısaca, özet olarak, hülâsa olarak, muhtasaran.
HULAVE: (C.: Halâvi) Kafanın ortası.
HULB: Domuz kılı. Kalın kıl. Yele kılı. * Kıldan yapılmış kalem, kıl fırça.
HULB: Kuyu dibinde olan balçık. * Ağaç dibinden çıkan budağın yaprağı. * Lif.
HULBE: Hububattan olan böy.
HULBE: (C.: Huleb) Liften yapılan urgan.
HULC: Küçük gemi.
HULD: Ebedilik. Sonu olmayan. Sonu olmamak.
HULDE: Köstebek.
HULDZAR: f. Cennet.
HULEB: Bozrak bir ot ki, yer üzerine yayılır, sapı olmaz; yaprağını koparsalar sütü akar ve ekseriyâ geyik yer.
HULEFÂ: (Halife. C.) Halifeler. (Bak: Halife)
HULEFÂ-İ AKLÂM: Kalem memurları.
HULEFÂ-İ ERBAA: (Hulefa-i Râşidîn) (Bak: Çâr-yâr)
HULEFÂ-İ MEHDİYYÎN: Mehdi olan halifeler. Yani âhir zamanda gelen büyük mehdinin bazı vâsıflarına sahib olan halifeler. (Bak: Mehdi)(Hz. Mehdi'ye dair muhtelif rivayetler var. Tafsilat ve tasvirat başka başkadır... Resul-i Ekrem (A.S.M.) vahye istinaden herbir asırda kuvve-i mâneviye-i ehl-i imanı muhafaza etmek için, hem dehşetli hadiselerde ye'se düşmemek için, hem âlem-i islâmiyetin bir silsile-i nuraniyesi olan Al-i Beytine ehl-i imanı manevi rabt etmek için Mehdi'yi haber vermiş. Ahirzamanda gelen Mehdi gibi her bir asır, Âl-i Beyt'ten bir nevi mehdi belki mehdiler bulmuş. Hattâ Âl-i Beyt'ten ma'dud olan Abbasiye hulefasından Büyük Mehdi'nin çok evsafına cami' bir Mehdi bulmuş. İşte Büyük Mehdi'den evvel gelen emsalleri nümuneleri olan hulefa-i mehdiyyîn ve aktâb-ı mehdiyyîn evsafları, asıl mehdinin evsafına karışmış ve ondan rivayetler ihtilafa düşmüş. M.)
HULEFÂ-İ SELÂSE: Üç halife: Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman (R.Anhüm)
HULEKE: Kum içinde olan küçük bir hayvan.
HULEL: (Hulle. C.) Elbiseler.
HULEL-İ FÂHİRE: Kıymetli, şaşaalı, parlak elbiseler.
HULEYFE: Medine ehlinin ihramlandığı yer.
HULEYKA': At burnu.
HULEYME: (C.: Huleymât) Memecik. * Ciltte, bilhassa dil üzerinde bulunan küçük kabarcıkların beheri.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
HULA' : Büyük emir (iş).
HUBB-U CAH : Makam ve mansıb sevgisi.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...