Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
HUZ: Al. (Ahz: Almak mastarından) Al emri.
HUZ': Alçaklık yapmak.
HUZ: Tuz ağacı dedikleri nesnedir ve denize yakın yerlerde posası denize düşüp rüzgârla dalga döve döve kehribar olur.
HUZA'BÎL: (C.: Huz'a) Batıl şeyler. Halkı güldürecek boş şeyler, nesneler.
HUZAFE: Sahtiyan kırpıntısı.
Bez kırpıntıları.
HUZAHIZ: Suyu ve ağacı çok olan yer.
Şişman kimse.
HUZAKA: Kıymetsiz ve rağbetsiz olan şey.
HUZAKİYY: Lisanı fasih, konuşması açık olan kimse.
Eşek sıpası.
HUZALE: Saman ufağı.
HUZAMÎ: Lavanta çiçeği.
HUZANE: Kendileri sebebinden gam ve tasa çekilen çoluk çocuk.
HUZ Bİ-YEDÎ: Elimi al, elimden tut, bana yardım et (mânasında).
HUZE: Miğfer.
HUZEM: (Huzme. C.) Demetler, desteler, huzmeler.
HUZENE: Kulak.
HUZ MÂ SAFÂ, DA'MÂ KEDER: "Safâ olanı al, keder vereni bırak", "Allahın müsaadesi olan ve neticesi safâ veren şeyi al, sonu keder vereni bırak", "İyisini al, kötüsünü bırak" meâlindedir.
HUZME: Demet. Deste. Bir kucak şey.
Fiz: Bir ışık kaynağından çıkan sütun halindeki şua.
HUZNE: (C.: Huzen) Sağlam ve sert olan.
HUZRE: Arka zahmeti.
HUZRET: Yeşillik. Ter ü tazelik.
HUZRUF: (C.: Hazârif) Fırıldak.
Değirmen çarkının birisi.
Pervâne.
HUZU': Mahviyet ve tevazu hali, alçak gönüllü olmak. Allah'ın azametini, celal ve cemalini, büyüklüğünü tahattur ve tefekkürden hâsıl olan, insandaki huzur ve huşu' hâli.
HUZUB(E): Semiz olmak, besili olmak.
HUZUK: Adımları birbirine yakın olan kısa boylu kimse.
HUZUKA: Ekşilik.
HUZUNET: (C.: Huzen) Sağlamlık. Kabalık, sertlik.
HUZUR: Hazır olmak. Mevcud bulunmak.
Hürmet edilmesi lâzım gelen kimsenin yanında olmak.
İbadet neticesi hâsıl olan rahatlık, gönül ferahlığı.
HUZUR-U KALB: Kalb huzuru, gönül rahatlığı.
HUZUR-AVER: f. Huzur ve rahatlık verici, sükunet veren.
HUZUR Ü HAB: Rahat ve uyku.
HUZUR Ü SÜKUN: Rahatlık ve eminlik.
HUZUZ: (Hazz. C.) Memnuniyetler. Hazlar. Zevkler. Hoşlanmalar.
HUZUZ: (C.: Hızzân) Erkek tavşan.
HUZUZ: Acı bir devânın adı.
HUZUZÂT: (Huzuz. C.) İnsanın hoşuna giden şeyler.
HUZUZÂT-I NEFSÂNİYE: Nefse hoş gelen şeyler.
HUZVA: Bir yere toplanıp tepe gibi olan kum yığını.
HUZVANE: Büyüklenmek, kibirlenmek.
HUZVE: Parça.
HUZYA: Ganimet malından vermek.
HUZYE: (C.: Huzâyât) Küçük ok.
HUZZÂK: (Hâzık. C.) İşinin ehli olanlar, ustalar, mütehassıslar. Hazâkatli kimseler.
HUZZÂK-I ETİBBÂ: Doktorlar içinde en ehil olanları.
HUZZÂN: (Hâzin. C.) Hazine muhafızları, hazinedarlar.
HUZZÂR: (Hâzır. C.) Hazır olanlar, hazır bulunanlar, huzurda ve gözönünde olanlar.
HUZZÂR-I MECLİS: Mecliste hazır bulunanlar.
İçerisinde 'HUZ' geçenler
BAHUZÛR: Huzur ile. Huzuru ile.
BERHÛZ: f. Torba, dağarcık.
BÎ-HUZUR: f. Rahatsız, huzursuz, tedirgin.
CUHUZ: Çıkmak, huruç.
HUZ': Alçaklık yapmak.
HUZA'BÎL: (C.: Huz'a) Batıl şeyler. Halkı güldürecek boş şeyler, nesneler.
HUZAFE: Sahtiyan kırpıntısı. * Bez kırpıntıları.
HUZAHIZ: Suyu ve ağacı çok olan yer. * Şişman kimse.
HUZAKA: Kıymetsiz ve rağbetsiz olan şey.
HUZAKİYY: Lisanı fasih, konuşması açık olan kimse. * Eşek sıpası.
HUZALE: Saman ufağı.
HUZAMÎ: Lavanta çiçeği.
HUZANE: Kendileri sebebinden gam ve tasa çekilen çoluk çocuk.
HUZ Bİ-YEDÎ: Elimi al, elimden tut, bana yardım et (mânasında).
HUZE: Miğfer.
HUZEM: (Huzme. C.) Demetler, desteler, huzmeler.
HUZENE: Kulak.
HUZ MÂ SAFÂ, DA'MÂ KEDER: "Safâ olanı al, keder vereni bırak", "Allahın müsaadesi olan ve neticesi safâ veren şeyi al, sonu keder vereni bırak", "İyisini al, kötüsünü bırak" meâlindedir.
HUZME: Demet. Deste. Bir kucak şey. * Fiz: Bir ışık kaynağından çıkan sütun halindeki şua.
HUZNE: (C.: Huzen) Sağlam ve sert olan.
HUZRE: Arka zahmeti.
HUZRET: Yeşillik. Ter ü tazelik.
HUZRUF: (C.: Hazârif) Fırıldak. * Değirmen çarkının birisi. * Pervâne.
HUZU': Mahviyet ve tevazu hali, alçak gönüllü olmak. Allah'ın azametini, celal ve cemalini, büyüklüğünü tahattur ve tefekkürden hâsıl olan, insandaki huzur ve huşu' hâli.
HUZUB(E): Semiz olmak, besili olmak.
HUZUK: Adımları birbirine yakın olan kısa boylu kimse.
HUZUKA: Ekşilik.
HUZUNET: (C.: Huzen) Sağlamlık. Kabalık, sertlik.
HUZUR: Hazır olmak. Mevcud bulunmak. * Hürmet edilmesi lâzım gelen kimsenin yanında olmak. * İbadet neticesi hâsıl olan rahatlık, gönül ferahlığı.
HUZUR-U KALB: Kalb huzuru, gönül rahatlığı.
HUZUR-AVER: f. Huzur ve rahatlık verici, sükunet veren.
HUZUR Ü HAB: Rahat ve uyku.
HUZUR Ü SÜKUN: Rahatlık ve eminlik.
HUZUZ: (Hazz. C.) Memnuniyetler. Hazlar. Zevkler. Hoşlanmalar.
HUZUZ: (C.: Hızzân) Erkek tavşan.
HUZUZ: Acı bir devânın adı.
HUZUZÂT: (Huzuz. C.) İnsanın hoşuna giden şeyler.
HUZUZÂT-I NEFSÂNİYE: Nefse hoş gelen şeyler.
HUZVA: Bir yere toplanıp tepe gibi olan kum yığını.
HUZVANE: Büyüklenmek, kibirlenmek.
HUZVE: Parça.
HUZYA: Ganimet malından vermek.
HUZYE: (C.: Huzâyât) Küçük ok.
HUZZÂK: (Hâzık. C.) İşinin ehli olanlar, ustalar, mütehassıslar. Hazâkatli kimseler.
HUZZÂK-I ETİBBÂ: Doktorlar içinde en ehil olanları.
HUZZÂN: (Hâzin. C.) Hazine muhafızları, hazinedarlar.
HUZZÂR: (Hâzır. C.) Hazır olanlar, hazır bulunanlar, huzurda ve gözönünde olanlar.
HUZZÂR-I MECLİS: Mecliste hazır bulunanlar.
MAHUZA: Temiz. İtibarlı, şerefli, asil. * Saf, hâlis, katıksız.
ME'HUZ: Ahzolunmuş. Çıkarılmış. Alınmış. * Ödünç olarak başka bir yerden alınmış.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
HUZ' : Alçaklık yapmak.
HUBB-U CAH : Makam ve mansıb sevgisi.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...