| Kelime | Anlam |
|---|
| İCAZ: | (İycâz) Edb: Az söyle çok şey anlatmak. Sözü muhtasar söylemek. Çok mânaya gelen kısa cümlenin hâli. Mâruf ve müteârif olan cümleden kısa bir cümle ile maksadı ifâde san'atı.Böyle sözlere mucez, veciz veya vecize denilir. |
| İCAZ-I BİTTAKDİR: | Maksadı az sözle ifade etmekle beraber fazla olan etraflı mânaların zuhurudur. |
| İCAZ-I HASR: | Lafzan hiçbir hazf olmadığı halde, ibârenin mânaca zengin olmasıdır. |
| İCAZ-I HAZF: | Mânâya halel gelmemek şartı ile ve lâfzî veya aklî karine delâleti ile cümleyi tamamlayanlardan birinin hazfıdır. |
| İCAZ-I MAKBUL: | Tazammun ve hazf ile olan icaz. |
| İCAZ-I MUHİLL: | Sözün istenilen mânayı ifadeye kifayet etmemesi yüzünden mânanın bozulması halidir. |
| İCAZ: | Kadın eşarbı. Baş örtü. |
| İCAZET: | İzin. Müsaade. Şehadetname. Diploma. "Olur" demek. Destur vermek. İlmî ehliyet. Reva görmek. |
| İCAZET-İ FİİLİYE: | Bir kimseden izin ve ruhsata delalet eden bir fiil ve hareketin sudûr etmesi. |
| İCAZET-İ KAVLİYE: | Bir kimsenin bir şey hakkında "izin verdim" demesi. |
| İCAZET-İ KÜLLÎ: | Vaktiyle Osmanlı serdarlarına ve sefirlerine müsâlaha, muahede akdi ve sair işler hakkında verilen mezuniyet. Tam salâhiyet demektir. Bu salâhiyeti alan kumandan veya sefir, üzerine aldığı işi merkezden sormaya ihtiyaç kalmadan maslahatın icabettirdiği ve kendi aklının erdiği vechile yapıp bitirirdi. |
| İCAZET-İ LÂHİKA: | Bir kimsenin önce izni olmadığı halde, yapıldıktan sonra bir şeyi tasdik edip kabul etmesi. |
| İCAZETNAME: | f. Şehadetname. Diploma. Şehadet kâğıdı. |
| İCAZET VERMEK: | Medrese usulüne göre okuttuğu dersi bitiren talebeye hocası tarafından izin verilmesi. Bu tasdikan verilen mühürlü kâğıda "icazetname", icazet vermiş olan müderrise de "muciz" denilirdi. |
| İCAZÎ: | İcaza dair, icaza ait ve müteallik. Veciz bir tarzda. |
| İCAZKÂR: | f. İcazlı, kısa ifadelerle çok şey anlatmak halinde olan. |
| ICAZ: | İnat etmek. |
| İçerisinde 'ICAZ' geçenler |
|---|
| ALA VECH-İ ÎCAZ: | İcâz yolu ile. |
| HİCAZ: | Arabistan'da Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere'nin bulunduğu mıntıka. |
| HİCAZ DEMİRYOLU: | Şam'dan Hayfa'ya kadar uzanan demiryolu. Yapımına 1900'de başlanan bu demiryolunun uzunluğu 1465 km, genişliği ise 1050 m. idi. Başlıca özelliği tamamıyla İslâm dünyasının yardımı ile yapılmış olmasıdır. II.Abdülhamid zamanında yapılan bu demiryolu 1908 yılında tamamlanmıştır. |
| HİCAZ DEMİRYOLU MADALYASI: | Şam-Hicaz demiryolunun yapımı için para yardımı bulunanlarla, demiryoluna ait işlerde hizmetleri görülenlere verilmek üzere II.Abdülhamid tarafından çıkartılan üç ayrı madalya. 16.9.1902 tarihli nizamname ile çıkarılan bu madalyanın bir tarafında "Hamidiye Hicaz demiryoluna hizmet eden hamiyyetmendâna mahsus madalyadır." ibaresi; diğer yüzünde defne dalında bir çelenk içinde Abdülhamid II'in "El-gazi" tuğrası, altta ise lokomotif şekli vardı. Bu madalyalar: Altun, gümüş ve nikel olmak üzere üç çeşitti. |
| HİCAZÎ: | (Hicaziyye) Hicaza mensub. Hicazla alâkalı. * Hicazlı Arap. |
| İCAZ-I BİTTAKDİR: | Maksadı az sözle ifade etmekle beraber fazla olan etraflı mânaların zuhurudur. |
| İCAZ-I HASR: | Lafzan hiçbir hazf olmadığı halde, ibârenin mânaca zengin olmasıdır. |
| İCAZ-I HAZF: | Mânâya halel gelmemek şartı ile ve lâfzî veya aklî karine delâleti ile cümleyi tamamlayanlardan birinin hazfıdır. |
| İCAZ-I MAKBUL: | Tazammun ve hazf ile olan icaz. |
| İCAZ-I MUHİLL: | Sözün istenilen mânayı ifadeye kifayet etmemesi yüzünden mânanın bozulması halidir. |
| İCAZET: | İzin. Müsaade. Şehadetname. Diploma. "Olur" demek. Destur vermek. İlmî ehliyet. Reva görmek. |
| İCAZET-İ FİİLİYE: | Bir kimseden izin ve ruhsata delalet eden bir fiil ve hareketin sudûr etmesi. |
| İCAZET-İ KAVLİYE: | Bir kimsenin bir şey hakkında "izin verdim" demesi. |
| İCAZET-İ KÜLLÎ: | Vaktiyle Osmanlı serdarlarına ve sefirlerine müsâlaha, muahede akdi ve sair işler hakkında verilen mezuniyet. Tam salâhiyet demektir. Bu salâhiyeti alan kumandan veya sefir, üzerine aldığı işi merkezden sormaya ihtiyaç kalmadan maslahatın icabettirdiği ve kendi aklının erdiği vechile yapıp bitirirdi. |
| İCAZET-İ LÂHİKA: | Bir kimsenin önce izni olmadığı halde, yapıldıktan sonra bir şeyi tasdik edip kabul etmesi. |
| İCAZETNAME: | f. Şehadetname. Diploma. Şehadet kâğıdı. |
| İCAZET VERMEK: | Medrese usulüne göre okuttuğu dersi bitiren talebeye hocası tarafından izin verilmesi. Bu tasdikan verilen mühürlü kâğıda "icazetname", icazet vermiş olan müderrise de "muciz" denilirdi. |
| İCAZÎ: | İcaza dair, icaza ait ve müteallik. Veciz bir tarzda. |
| İCAZKÂR: | f. İcazlı, kısa ifadelerle çok şey anlatmak halinde olan. |
| İRTİCAZ: | Kısaltma, ihtisâr. |
| İSTİCAZE: | (Cevaz. dan) İzin ve cevâz isteme. * Sunulan bir manzume için câize, yani para isteme. |
| İŞARAT-ÜL İ'CAZ Fİ MEZAN-İL ÎCAZ: | Îcaz zannolunan yerlerdeki i'caza işaretler. * Risale-i Nur Külliyatından bir kitap ismidir. |
| İŞARAT-ÜL İ'CAZ Fİ MEZAN-İL ÎCAZ: | Îcaz zannolunan yerlerdeki i'caza işaretler. * Risale-i Nur Külliyatından bir kitap ismidir. |
| MEZAN-ÜL ÎCAZ: | İcaz zannedilen yerler. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| İCAZ-I BİTTAKDİR : | Maksadı az sözle ifade etmekle beraber fazla olan etraflı mânaların zuhurudur. |
| İCA' : | (Veca. dan) Ağrıtma, veca verme. |