| Kelime | Anlam |
|---|
| İNAN: | Dizgin. İdare etme, yürütme. |
| İNAN: | f. Bu kimseler, bunlar. (İşaret zamiridir). |
| İNANGERDAN: | f. Dizgin çevirme, geri dönme. |
| İNANGİR: | f. Dizgin yakalama. Dizgin tutma. |
| İNANKEŞ: | f. Dizgin çeken, hasaplı giden. |
| İNANRİZ: | f. Dizgin bırakmış, koşturan. |
| İNANTAB: | f. Dizgin çevirip dönen. |
| INAN: | (C.: Aınne) Atın dizgini. |
| İçerisinde 'INAN' geçenler |
|---|
| BEDBİNÂNE: | f. Kötümser şekilde. Ümitsizce, bedbincesine. |
| BESATİN-İ CİNAN: | Cennet bostanları. Cennet bahçeleri. |
| CİNAN: | (Cennet. C.) Cennetler. |
| CİNAN-I ULÛM: | İlm-i Kur'ân ve imân cennetleri. Maarif-i İlâhiye ve tahkikî ve yakinî imân derslerinin okunduğu ulemâ-i İslâm ve talebe-i ulûm meclisleri. |
| CİNUN (CİNAN): | Gece karanlık olmak. |
| DÂR-I CİNAN: | f. Cennet yurtları. Cennetler. |
| DEHLİZ-İ CİNAN: | Revak-ı uhreviye mânasında mecazî bir deyimdir. (Bak: Revâk-ı uhreviye). |
| DETERMİNANT: | Fr. Denklemlerin çözümlerini rahatlıkla bulmaya yarayan matematiksel tablo. |
| DİNAN: | Küpler. |
| HAİNANE: | Hâincesine, hâin bir kişiye yakışır şekil ve surette. |
| HAKK-BÎNANE: | f. Hakkı tanıyana göre. |
| HALİD BİN SİNAN: | Benî Abes kabilesinin Bin-Bagis'ten ehl-i tevhid bir zat olup; Hz. Peygamber Efendimiz, bu zat hakkında: "O bir nebi idi, fakat onun kavmi onu zâyi etti" buyurmuşlardır. Kendisi Peygamberimizin zamanına yetişememiş ise de kızı Nezd, Hz. Peygamberimize geldiğinde, o sırada Peygamberimizin $ âyetini okuduğunu işitince: "Bunu, babam da okurdu" demiş olduğu rivâyet edilir. |
| HEM-GİNAN: | f. Bütün insanlar, bütün nev'-i beşer. |
| HURDE-BÎNANE: | İnceden inceye. Kılı kırk yararak. |
| İCTİNAN: | Gizlenmek. |
| İFTİNAN: | Türlü türlü ve birbirini tutmayan düzensiz söz söyleme. * Fitneye düşmek. * Âşık olmak. |
| İHTİNAN: | Sünnet olma. |
| İKTİNAN: | Saklanma, gizlenme. |
| İKTİNAN-I NİSVAN: | Kadınların örtünmesi. |
| İLVİNAN: | Renklenme, televvün. |
| İMTİNAN: | Minnet. Kendine minnet etmek. Birisine yaptığı ihsan ve iyiliği başına kakmak. * Memnun olmak. * Birisinin çok iftiharla sevdiği ve mâlik olduğu şeye nâil olmak. |
| İNANGERDAN: | f. Dizgin çevirme, geri dönme. |
| İNANGİR: | f. Dizgin yakalama. Dizgin tutma. |
| İNANKEŞ: | f. Dizgin çeken, hasaplı giden. |
| İNANRİZ: | f. Dizgin bırakmış, koşturan. |
| İNANTAB: | f. Dizgin çevirip dönen. |
| İRCA-İ İNAN: | Atın dizginini çevirme, başka tarafa yöneltme. |
| İRHA-İ İNAN: | Dizginleri salıverme. * İşine devam etme. |
| İSTİNAN: | Misvâk kullanma. Dişleri temizleme. (Misvâk kullanmak, sünnet-i seniyyedendir.) |
| İ'TİNAN: | Bir kimsenin içyüzü meydana çıkma. * İnsanın önüne durma. |
| İTMİNAN: | Emniyet içinde olmak. İnanmak. Mutlak olarak bilmek. Kararlılık. |
| İTMİNAN-I KALB: | Kalbden ve gönülden inanma. |
| İTMİNANKÂRANE: | f. İtminan göstermek suretiyle. |
| ITLAK-I İNAN: | Dizginini salıverme. Başıboş bırakma. |
| KÂHİNANE: | f. Kâhin gibi ve ona benzer şeklide haberler veren. Bir nevi zan ile gaibden haber verir gibi. |
| KÂM-BİNAN: | (Kâm-bin. C.) f. Bahtiyarlar, mesutlar, mutlu kimseler. |
| KENANE (KİNÂNE): | (C.: Kenâyin) İçine ok ve yay konulan ve beylik adı verilen kap. |
| KİNAN: | (C.: Eknan-Ekinne) Perde, örtü. |
| KİNANE: | (C.: Kenâin) Okluk, sadak, ok kuburu. |
| KUSUR-İ CİNAN: | Cennet'teki köşkler. |
| METİNÂNE: | f. Metanetle, sağlamlıkla. |
| MİSKİNÂNE: | f. Tenbelcesine, miskincesine. |
| MUTMAİNÂNE: | f. Şüphesizce. Rahatlık ve emniyet içinde olarak. |
| MÜSTAHSİNÂNE: | f. Beğenerek, beğenmek suretiyle, beğenircesine. |
| MÜTEAYYİNÂN: | (Müteayyin. C.) (Ayn. dan) f. Eşraftan olanlar, ileri gelen kimseler. * Belli ve meydanda olanlar. Taayyün edenler. * Karar verilmişler. |
| MÜTECENNİNÂNE: | f. Çıldırmışcasına, delicesine, mecnuncasına, delirerek. |
| MÜTEFENNİNÂNE: | f. Mütefennin olan kimseye yakışır surette. |
| MÜTEKEHHİNÂNE: | f. Falcılıkla, kâhincesine. |
| NEV-İNAN: | f. Acemi at, bineğe yeni alıştırılan at. |
| NİNAN: | (Nun. C.) Balıklar, semekler. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| İNANGERDAN : | f. Dizgin çevirme, geri dönme. |
| İNA' : | Kap-kacak, tencere gibi lüzumlu ev eşyası. * Bir şeyin vakti gelip çatmak. |
| ÎN : | İri ve güzel gözlüler.İN : Yabani hayvanların barınağı, yuvası. Mağara. |