Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
İNAN: Dizgin.
İdare etme, yürütme.
İNAN: f. Bu kimseler, bunlar. (İşaret zamiridir).
İNANGERDAN: f. Dizgin çevirme, geri dönme.
İNANGİR: f. Dizgin yakalama. Dizgin tutma.
İNANKEŞ: f. Dizgin çeken, hasaplı giden.
İNANRİZ: f. Dizgin bırakmış, koşturan.
İNANTAB: f. Dizgin çevirip dönen.
INAN: (C.: Aınne) Atın dizgini.
İçerisinde 'INAN' geçenler
BEDBİNÂNE: f. Kötümser şekilde. Ümitsizce, bedbincesine.
BESATİN-İ CİNAN: Cennet bostanları. Cennet bahçeleri.
CİNAN: (Cennet. C.) Cennetler.
CİNAN-I ULÛM: İlm-i Kur'ân ve imân cennetleri. Maarif-i İlâhiye ve tahkikî ve yakinî imân derslerinin okunduğu ulemâ-i İslâm ve talebe-i ulûm meclisleri.
CİNUN (CİNAN): Gece karanlık olmak.
DÂR-I CİNAN: f. Cennet yurtları. Cennetler.
DEHLİZ-İ CİNAN: Revak-ı uhreviye mânasında mecazî bir deyimdir. (Bak: Revâk-ı uhreviye).
DETERMİNANT: Fr. Denklemlerin çözümlerini rahatlıkla bulmaya yarayan matematiksel tablo.
DİNAN: Küpler.
HAİNANE: Hâincesine, hâin bir kişiye yakışır şekil ve surette.
HAKK-BÎNANE: f. Hakkı tanıyana göre.
HALİD BİN SİNAN: Benî Abes kabilesinin Bin-Bagis'ten ehl-i tevhid bir zat olup; Hz. Peygamber Efendimiz, bu zat hakkında: "O bir nebi idi, fakat onun kavmi onu zâyi etti" buyurmuşlardır. Kendisi Peygamberimizin zamanına yetişememiş ise de kızı Nezd, Hz. Peygamberimize geldiğinde, o sırada Peygamberimizin $ âyetini okuduğunu işitince: "Bunu, babam da okurdu" demiş olduğu rivâyet edilir.
HEM-GİNAN: f. Bütün insanlar, bütün nev'-i beşer.
HURDE-BÎNANE: İnceden inceye. Kılı kırk yararak.
İCTİNAN: Gizlenmek.
İFTİNAN: Türlü türlü ve birbirini tutmayan düzensiz söz söyleme. * Fitneye düşmek. * Âşık olmak.
İHTİNAN: Sünnet olma.
İKTİNAN: Saklanma, gizlenme.
İKTİNAN-I NİSVAN: Kadınların örtünmesi.
İLVİNAN: Renklenme, televvün.
İMTİNAN: Minnet. Kendine minnet etmek. Birisine yaptığı ihsan ve iyiliği başına kakmak. * Memnun olmak. * Birisinin çok iftiharla sevdiği ve mâlik olduğu şeye nâil olmak.
İNANGERDAN: f. Dizgin çevirme, geri dönme.
İNANGİR: f. Dizgin yakalama. Dizgin tutma.
İNANKEŞ: f. Dizgin çeken, hasaplı giden.
İNANRİZ: f. Dizgin bırakmış, koşturan.
İNANTAB: f. Dizgin çevirip dönen.
İRCA-İ İNAN: Atın dizginini çevirme, başka tarafa yöneltme.
İRHA-İ İNAN: Dizginleri salıverme. * İşine devam etme.
İSTİNAN: Misvâk kullanma. Dişleri temizleme. (Misvâk kullanmak, sünnet-i seniyyedendir.)
İ'TİNAN: Bir kimsenin içyüzü meydana çıkma. * İnsanın önüne durma.
İTMİNAN: Emniyet içinde olmak. İnanmak. Mutlak olarak bilmek. Kararlılık.
İTMİNAN-I KALB: Kalbden ve gönülden inanma.
İTMİNANKÂRANE: f. İtminan göstermek suretiyle.
ITLAK-I İNAN: Dizginini salıverme. Başıboş bırakma.
KÂHİNANE: f. Kâhin gibi ve ona benzer şeklide haberler veren. Bir nevi zan ile gaibden haber verir gibi.
KÂM-BİNAN: (Kâm-bin. C.) f. Bahtiyarlar, mesutlar, mutlu kimseler.
KENANE (KİNÂNE): (C.: Kenâyin) İçine ok ve yay konulan ve beylik adı verilen kap.
KİNAN: (C.: Eknan-Ekinne) Perde, örtü.
KİNANE: (C.: Kenâin) Okluk, sadak, ok kuburu.
KUSUR-İ CİNAN: Cennet'teki köşkler.
METİNÂNE: f. Metanetle, sağlamlıkla.
MİSKİNÂNE: f. Tenbelcesine, miskincesine.
MUTMAİNÂNE: f. Şüphesizce. Rahatlık ve emniyet içinde olarak.
MÜSTAHSİNÂNE: f. Beğenerek, beğenmek suretiyle, beğenircesine.
MÜTEAYYİNÂN: (Müteayyin. C.) (Ayn. dan) f. Eşraftan olanlar, ileri gelen kimseler. * Belli ve meydanda olanlar. Taayyün edenler. * Karar verilmişler.
MÜTECENNİNÂNE: f. Çıldırmışcasına, delicesine, mecnuncasına, delirerek.
MÜTEFENNİNÂNE: f. Mütefennin olan kimseye yakışır surette.
MÜTEKEHHİNÂNE: f. Falcılıkla, kâhincesine.
NEV-İNAN: f. Acemi at, bineğe yeni alıştırılan at.
NİNAN: (Nun. C.) Balıklar, semekler.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
İNANGERDAN : f. Dizgin çevirme, geri dönme.
İNA' : Kap-kacak, tencere gibi lüzumlu ev eşyası. * Bir şeyin vakti gelip çatmak.
ÎN : İri ve güzel gözlüler.İN : Yabani hayvanların barınağı, yuvası. Mağara.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...