Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
İRAN: Tabut.
Neşeli ve mesrur olma.
İRAN: Fars memleketi.
IRAN: Evin uzak olması.
Mıh, çivi.
Mızrak. Süngü.
İçerisinde 'IRAN' geçenler
ÂMİRANE: f. Emredercesine. Amir imiş gibi. * Emreden büyük kimseye yakışır şekilde.
BÂR-I GİRÂN: Ağır yük.
BASİRANE: f. Görerek. Bilerek. Basiret sahibine yakışır halde.
BİRAN(E): f. Viran, harab, yıkık, dökük, eski.
CEMAAT-İ ÇİLİNGİRÂN-I HÂSSA: Tar: Saraydaki çilingirlik işlerini yapmakla muvazzaf sanatkârlar zümresi.
CİRAN: Komşular. * Müşteriler.
CİRAN: (C.: Cürün) Devenin boynunun önünde boğazlanacak yerinden boğazı çukuruna kadar olan yer.
CİRANTA: yun. Bir senedi ciro eden kimse.
CÜMLE ŞİRÂN-I CİHÂN: f. Cihânın bütün arslanları.
DİL-İ VİRAN: Harap gönül, yıkık gönül.
DİLİRÂN: (Dilir. C.) Bahadırlar, cesurlar, cesaretliler, yiğitler, yürekliler.
DİLİRÂNE: f. Mertçesine, yiğitçesine, bahadırcasına.
DİRAN: (Dâr. C.) Evler, hâneler.
EMİRANE: f. Emredene yakışır bir surette. Emir gibi.
ESİRÂNE: f. Esirce, kölece.
FAKİRÂNE: f. Fakir bir kimseye yakışacak surette. Fakircesine.
GİRAN: f. Pahalı. Tartısı ağır olan. Ağır. Dolu. * Sert. Katı. * Bıktırıcı. Usandırıcı.
GİRAN-BAHA: f. Kıymet ve pahası çok olan.
GİRAN-BAR: f. Meyvesi çok olan ağaç. * Ağır yüklü. * Gebe insan veya hayvan. * Zengin, gani.
GİRAN-CAN: f. Ağır kanlı, ağır hareketli, can sıkıcı (adam).
GİRAN-CANÎ: f. Can sıkıcılık.
GİRAN-DEST: (C.: Girandestân) f. İşini ağır yapan kimse. Eli ağır kişi.
GİRAN-DESTMAYE: f. Zengin, gani. Sermayesi ve malı mülkü çok olan. * Mârifetli, mahâretli, hünerli.
GİRAN-DUD: f. Duman, sis. * Kara bulut.
GİRAN-GUŞ: (C.: Giranguşân) f. Sağır, kulağı ağır işiten.
GİRAN-GUŞÂNE: f. Sağırcasına.
GİRAN-HAB: f. Uykusu ağır olan adam.
GİRAN-HAR: f. Obur, çok yiyen.
GİRAN-HATIR: f. Canı sıkılmış, gücenmiş.
GİRAN-HUY: f. Fena mizaçlı. Kötü huylu.
GİRANÎ: f. Ağırlık, sıklet.
GİRAN-KADR: f. Kadr u itibar sahibi. Hürmet edilen kimse.
GİRAN-KÎSE: f. Cimri, hasis, pinti.
GİRAN-MAYE: f. Kıymetli ve değerli olan şey.
GİRAN-RİKAB: f. Ciddi ve vakur kimse. * Harpte düşmana saldıran, azimli kişi.
GİRAN-SAYE: f. Yüksek makam ve mevki sahibi. * Ordu kumandanı.
GİRAN-SENG: f. Ağır başlı kişi. Ciddi ve vakar sahibi kimse. * Sabırlı, kanaatkâr.
GİRAN-SER: (C.: Giranserân) f. Mağrur, kibirli, gururlu, kendini beğenmiş.
GİRAN-SERÎ: f. Kibirlilik, mağrurluk, enaniyetli oluş, kendini beğenmişlik.
GİRAN-SEYR: (C.: Giranseyrân) f. Hareketleri ve yürüyüşü ağır olan.
GİRAN-SİRİŞT: (C: Giransiriştân) f. Tembel, ağır tabiatlı, ağır kanlı.
HÂB-I GİRAN: Ağır uyku.
HABİRÂNE: f. Bilgili ve haberdar olana yakışır şekilde.
HAKİRÂNE: f. Hakircesine. Hakir bir kimseye yakışacak tarz ve şekilde.
HİRAN: Yavuzluk etmek. * Muti olmamak, itaat etmemek.
İKTİRAN: Ulaşmak. Mukarin olmak. Yaklaşmak. Yetişmek. * İki şeyin bir arada gelmesi. İki nimetin aynı anda bulunması gibi... (İktiran tâbirinden anlaşılan: Bir şeyin zahirî sebebiyle o şeyin beraber görünmesidir. Meselâ bir bahçeye su vermek zahirî sebebi ile nebatların büyümesi; veya bir mürşidin irşadiyle hidayete ermenin bir zaman içinde beraber bulunmaları ki, hem zahirî sebeplerin, hem de neticelerin hakiki sahibi ve müessiri ancak Cenab-ı Hak'tır.)(Esbab-ı zâhiriyeyi perestiş edenleri aldatan; iki şeyin beraber gelmesi veya bulunmasıdır ki, "iktiran" tabir edilir, birbirine illet zannetmeleridir. Hem bir şeyin ademi, bir nimetin mâdum olmasına illet olduğundan, tevehhüm eder ki: O şeyin vücudu dahi, o nimetin vücuduna illettir. Şükrünü, minnettarlığını o şeye verir, hataya düşer. Çünki bir nimetin vücudu, o nimetin umum mukaddematına ve şerâitine terettüb eder. Halbuki o nimetin ademi, birtek şartın ademiyle oluyor. Meselâ: Bir bahçeyi sulayan cedvelin deliğini açmıyan adam, o bahçenin kurumasına ve o nimetlerin ademine sebeb ve illet oluyor. Fakat o bahçenin nimetlerinin vücudu, o adamın hizmetinden başka yüzer şeraitin vücuduna tevakkufla beraber, illet-i hakiki olan kudret ve irade-i Rabbaniye ile vücuda gelir: İşte bu mağlatanın ne kadar hatâsı zâhir olduğunu anla ve esbabperestlerin de ne kadar hatâ ettiklerini bil! L.)
İKTİRAN-I KEVAKİB: Ast: İki gezegenin zâhiren birbirine yakın bir mevziye gelmeleri veya aynı burçta bulunmaları.
İKTİRANÎ KIYAS: Man: Neticenin aynı veya nakizı, mukaddemelerinin birisinde bilfiil zikredilmeyen kıyastır. Meselâ: "Her cisim muhdestir". Ve nakizı olan: "Bazı cisimler muhdes değildir" kaziyeleri, ne birinci ve ne de ikinci mukaddemede hey'et-i mecmuası ile zikredilmiş olmadığından iktirânidir.
KÂFİRANE: f. Kâfire yakışır şekilde, kâfir gibi.
MAHİRANE: f. Ustaca, ustalıkla, maharetle.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
İRA : Bağış yapma, iyilikte bulunma. * Çakmaktan ateş çıkarma. Parlama.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...