Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| İRKA': | Akan kan veya göz yaşını silme, dindirme. |
| İRKAB: | Huk: Öldükten sonra kanunî mirasçılarından başka bir kimseye de miras bırakma. |
| İRKÂB: | (Rükûb. dan) Bindirme. Binilecek hayvan verme. Araba veya gemi gibi bir vasıtaya bindirme. |
| İRKÂBEN: | Bindirerek, irkâb suretiyle. |
| İRKAD: | Uyutma veya uyutulma. |
| İRKÂH: | İnanma, itimad etme, güvenme. Sığındırma, dayandırma. |
| İRKAK: | Köle edinme. Cariye veya köle satın alma. İnciltme. |
| İRKAL: | Hızlı yürüme. |
| İRKAN: | Kına yakma, kına sürme. Safran ağacı, kızılağaç. Tıb: Sarılık hastalığı. |
| İRKAS: | Oynatma, raksettirmek. |
| IRK: | Nesil. Zürriyet. Sülâle. Soy. Kök. Damar. |
| IRK-I AHMER: | Kızıl derili. |
| IRK-I ESVED: | Siyah derili, zenci. |
| IRK-ÜZ-ZEHEB: | Altınkökü denilen bir nebat. |
| IRKIY: | (Irkıyye) Irkla ilgili, ırka âit. |
| IRKÎL: | Belâ. Zahmet, meşakkât. Çok güç nesne. |
| İçerisinde 'IRK' geçenler | |
| BİLİRKİŞİ: | (Bak: Ehl-i vukuf) |
| BİRKAŞ: | (C.: Berâkış) Serçeye benzer bir küçük kuşun adı. |
| BİRKÎL: | Tüfek. * Zemberek adı verilen bir savaş aleti. |
| DEREKE-İ MİRKAT: | Merdivenin en alt basamağı. |
| DİRKİTE: | Acem diyarında bir oyun adıdır. (Bir yere gelip raks ederler.) |
| EMİRKULU: | Aldığı emri yapmağa mecbur olan, verilen emri yerine getirmekle görevli kimse. |
| FÂSİH-İ ŞİRKET: | şirketi fesheden. |
| FİRK: | Koyun sürüsü. * Parça. |
| FİRKAT: | (Fürkat) İftirak. Dostlardan ve sâir sevdiği şeylerden ayrılış. Firak. Müfarakat. |
| FİRKATEYN: | Buharın icadından evvel kullanılan harp gemilerindendir. Bu gemiler, güvertelerinin altında bir batarya topu hâvi olup hızlı giderlerdi. Bu gemilerin üç direkleri vardı ve içlerinde mürettebatının binbeşyüzü bulanları da vardı. |
| FÂSİH-İ ŞİRKET: | Şirketi fesheden. |
| ÇİRK: | Kir, pas, pislik, murdarlık, necaset. * Yarada olan irin ve kan. |
| ÇİRK-ÂB: | f. Pis su. |
| ÇİRKÂF: | f. Çirkef. Pis su. Pis. * Terbiyesiz. Edebsiz. |
| ÇİRKİN: | f. Güzel olmıyan. * Çok kirli. * Kanlı, irinli çıban veya yara. |
| GAMM-I FİRKAT: | Uzaklık gamı, ayrılık derdi. |
| HÂR-I FİRKAT: | Ayrılık acısı. |
| İRKA': | Akan kan veya göz yaşını silme, dindirme. |
| İRKAB: | Huk: Öldükten sonra kanunî mirasçılarından başka bir kimseye de miras bırakma. |
| İRKÂB: | (Rükûb. dan) Bindirme. * Binilecek hayvan verme. * Araba veya gemi gibi bir vasıtaya bindirme. |
| İRKÂBEN: | Bindirerek, irkâb suretiyle. |
| İRKAD: | Uyutma veya uyutulma. |
| İRKÂH: | İnanma, itimad etme, güvenme. * Sığındırma, dayandırma. |
| İRKAK: | Köle edinme. Cariye veya köle satın alma. * İnciltme. |
| İRKAL: | Hızlı yürüme. |
| İRKAN: | Kına yakma, kına sürme. * Safran ağacı, kızılağaç. * Tıb: Sarılık hastalığı. |
| İRKAS: | Oynatma, raksettirmek. |
| İSTİRKAB: | (Rekabet. den) Çekememe, rekabet yapma. |
| İSTİRKAK: | (Rıkk. dan) Harbde düşman tarafından esir alma. * Köle edinme, bir kimseyi kendine köle olarak alma. |
| KİRKİRE: | (C.: Kerâkir) Şecaat. * Deve göğsü. |
| MİRKAK: | Oklava. |
| MİRKAM: | (C.: Merâkım) Kalem. |
| MİRKAT: | Merdiven. Basamak. Derece. |
| MİRKEN: | (C: Merâkin) Don yıkayacak kap. * Küçük leğen. |
| SİRKAT: | (Serkat) Çalma. Hırsızlık. |
| SİRKE-FURUŞ: | f. Sirkeci, sirke satan kimse. * Mc: Ekşimiş yüzlü kişi. |
| SİRKİN: | Kuru davar tersi. |
| ŞEB-İ FİRKAT: | f. Ayrılık gecesi, firkat karanlığı. |
| ŞİRK: | En büyük günah olan Allah'a (C.C.) ortak kabul etmek. Allah'tan (C.C.) ümidini keserek başkasından meded beklemek. (Şirkin mânası mutlak küfürdür.) (Politeizm)(Evet, küfür mevcudatın kıymetini ıskat ve mânasızlıkla ittiham ettiğinden bütün kâinata karşı bir tahkir ve mevcudât âyinelerinde cilve-i Esmâyı inkâr olduğundan; bütün Esmâ-i İlâhiyeye karşı bir tezyif ve mevcudâtın Vahdâniyete olan şehâdetlerini reddettiğinden, bütün mahlukata karşı bir tekzib olduğundan istidad-ı insanîyi öyle ifsad eder ki: Salâh ve hayrı kabule liyâkatı kalmaz. Hem bir zulm-ü azimdir ki; umum mahlukatın ve bütün Esmâ-i İlâhiyenin hukukuna bir tecavüzdür. İşte şu hukukun muhafazası ve nefs-i kâfir hayra kabiliyetsizliği küfrün adem-i afvını iktiza eder. $ şu mânâyı ifade eder. S.)(Mâdem bir hâkimiyet-i mutlaka hakikatı vardır, elbette şirkin hakikatı olamaz. Çünki, $ âyetinin hakikat-ı katıasiyle; müteaddid eller müstebidâne bir işe karışsalar, karıştırırlar. Bir memlekette iki padişah, hattâ, bir nâhiyede iki müdür bulunsa; intizam bozulur ve idare herc ü merc olur. Halbuki, sinek kanadından tâ semâvat kandillerine kadar ve hüceyrât-ı bedeniyeden tâ seyyârâtın burçlarına kadar öyle bir intizam var ki: Zerre kadar şirkin müdâhalesi olamaz. Ş.) |
| ŞİRK-İ HAFÎ: | İhlâssızlık, riyakârlık. Allah rızası için değil de başkalarının rızâsı için ibâdet etmek. |
| ŞİRK-ÂLUD: | f. Şirk karışık, sapıtmış. Şirk bulaşmış. Cenâb-ı Hak'tan gaflet edip başkasından meded bekler surette. |
| ŞİRKET: | Ortaklık, iş ortaklığı. * Huk: İki veya daha fazla şahsın emek ve malları ile müştereken, iktisadî bir gayeye erişmek için bir akidle birleşmeleri. (Bak: Cem'iyyet) |
| ŞİRKET-İ A'MÂL: | Çalışmayı sermaye olarak kabul eden şirket. |
| TİRKEŞ: | f. Okluk, ok kabı, sadak. |
| VİRK (VERK): | (C.: Evrâk) Uyluk üstü. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| İRKA' : | Akan kan veya göz yaşını silme, dindirme. |
| İRA : | Bağış yapma, iyilikte bulunma. * Çakmaktan ateş çıkarma. Parlama. |