Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
İRZA: Bir kimseyi râzı etmek, gönlünü yapmak, kandırmak.
İRZA-Yİ TARAFEYN: İki tarafı anlaştırma, râzı etme.
İRZA': Meme vermek, süt emzirmek veya emzirilmek.
İRZA: Çayırlık. Otluk yer.
İRZAK: Rızıklandırmak, maddi veya mânevi ihtiyacını vermek.
İRZİZ: Dik ses.
Titreme.
Dolu tânesi.
IRZ: Namus. Temizlik. Cinsî haysiyet.
Ehil ve ıyal. İnsanın korumağa mükellef olduğu nefsi, hasebi, şerefi ve mahremleri, zemmedilecek veya medhedilebilecek durumları.
IRZA: Çayırlık, çimenlik. Otu bol olan yer.
IRZÂ': Emzirmek veya emzirilmek.
IRZÂ-İ ETFAL: Çocukların emzirilmesi.
IRZÂ-İ GAYR-İ MÂDERÎ: Çocuğu hayvan sütüyle besleme.
IRZÂ-İ MÂDERÎ: Çocuğu ana sütüyle besleme.
IRZAL: Bağcıların arslan korkusundan dolayı ağaçların üzerinde yaptıkları yatak.
Avcıların, yatağında topladıkları kuru ot.
IRZİM: Sağlam, sert ve dayanıklı.
Şiddetli toplayıcı.
İçerisinde 'IRZ' geçenler
ÂHİRZAMAN: Dünyanın son zamanı ve son devresi. Dünya hayatının kıyamete yakın son devresi. (Rivayette var ki : "Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olmaz." Bunun için, binüçyüz sene zarfında emr-i Peygamberiyle bütün ümmet o fitneden istiaze etmiş, azâb-ı kabirden sonra ( $ ) vird-i ümmet olmuş. Allahu a'lem bissavab, bunun bir te'vili şudur ki: O fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftun eder. İnsanlar ihtiyarlarıyla, belki zevkle irtikâb ederler. Meselâ: Rusyada hamamlarda, kadın- erkek beraber çıplak girerler ve kadın, kendi güzelliklerini göstermeğe fıtraten çok meyyal olmasından seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar ve fıtraten cemâlperest erkekler dahi nefsine mağlup olup o ateşe sarhoşane bir sürur ile düşer, yanar. İşte dans ve tiyatro gibi o zamanın lehviyatları ve kebâirleri ve bid'aları, birer câzibedarlık ile pervane gibi nefisperestleri etrafına toplar, sersem eder. Yoksa cebr-i mutlak ile olsa ihtiyar kalmaz, günah dahi olmaz. Ş.)
ÂMİRZİŞ: f. Allah'ın afvetmesi, bağışlaması. * Bağışlama, afvetme.
ÂMİRZ-KÂR: f. Bağışlayan, affeden Allah. * Affeden, bağışlayan.
BİRZEVN: (C.: Berâzin) Semer vurdukları at. (Farisîde "esb-i palanî" derler)
BİRZİN: Ağaç maşrapa.
DİRZ: (C.: Duruz) Dünya nimetleri. * Lezzet.
FİRZAH: Göğsü geniş, etli kimse.
FİRZAN: (C: Ferâzine) Arif. * Fen sahibi kimse.
FİRZE: Parça.
FİRZEL: Demircilerin demir kestikleri alet. Kayıt.
FİTNE-İ ÂHİRZAMAN: Âhirzamandaki fitne. Deccal fitnesi.(Rivayette var ki: "Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olmaz. " Bunun için binüçyüz sene zarfında emr-i Peygamberîyle bütün ümmet o fitneden istiaze etmiş, azâb-ı kabirden sonra $ vird-i ümmet olmuş. Allahu a'lem bissavab, bunun bir te'vili şudur ki: O fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftun eder. İnsanlar ihtiyarlarıyla, belki zevkle irtikâb ederler. Meselâ: Rusya'da hamamlarda, kadın erkek beraber çıplak girerler ve kadın kendi güzelliklerini göstermeğe fıtraten çok meyyal olmasından seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar ve fıtraten cemalperest erkekler dahi, nefsine mağlup olup o ateşe sarhoşane bir sürur ile düşer, yanar. İşte dans ve tiyatro gibi o zamanın lehviyatları ve kebâirleri ve bid'aları, birer câzibedarlık ile pervane gibi nefisperestleri etrafına toplar, sersem eder. Yoksa cebr-i mutlak ile olsa ihtiyar kalmaz, günah dahi olmaz. ş.)
HİRZUN: Bir küçük canavar.
İRZA: Bir kimseyi râzı etmek, gönlünü yapmak, kandırmak.
İRZA-Yİ TARAFEYN: İki tarafı anlaştırma, râzı etme.
İRZA': Meme vermek, süt emzirmek veya emzirilmek.
İRZA: Çayırlık. Otluk yer.
İRZAK: Rızıklandırmak, maddi veya mânevi ihtiyacını vermek.
İRZİZ: Dik ses. * Titreme. * Dolu tânesi.
İSTİRZAK: (Rızk. dan) Rızk ve nafaka elde etmek için çalışma.
İSTİRZAL: (Rezalet. den) Rezil sayma. Kepaze, bayağı ve aşağılık görme.
KIRZÎN (KİRZİN): (C.: Kerâzin) Büyük balta.
KİRZİM: (C.: Kerâzim) Yüksek burunlu kimse. * Büyük balta.
MİRZA: Reis. Bey. * Büyük kimselerin çocuğu. Beyzâde. * Bazı İslâm topluluğunda iyi sülâleden olanlara, şehzâdelere, seyyidlere verilen ünvân olmakla beraber, bugün bir isim olarak çokca kullanılmaktadır.
MİRZAB: (C: Merâzib) Ululuk. * Uzun ve büyük gemi.
MİRZAH: (C: Merâzıh) Çekirdek ve ona benzer şeyleri dövüp ezdikleri taş.
MİRZAH: Üzüm çubuğunu yerden kaldırıp bağlayıp sardıkları ağaç.
MİRZAZ: Havan eli.
MİRZEBE: (C: Merâzib) Tokmak.
PİRZEN: f. Kocakarı, acuze. Yaşlı kadın.
ŞİRZİME: Küçük, ehemmiyetsiz cemaat. Bir miktar insan grubu.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
İRZA : Bir kimseyi râzı etmek, gönlünü yapmak, kandırmak.
İRA : Bağış yapma, iyilikte bulunma. * Çakmaktan ateş çıkarma. Parlama.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...