Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| KAD: | Gr : İsmiyye veya harfiyye olan bir kelimedir. İsmiyye olduğunda iki vecihle kullanılır. yerine muzari olur. Yetişir, kifayet eder mânasınadır. Yahut kelimesine müradif isim olur. Harfiyye olduğunda dâhil olduğu fiil, tahkik, ümid, rica, intizar, yakınlık, azlık veya çokluk ifade edebilir. |
| KÂD: | Mahzun olma, hüzünlü ve kederli olma. |
| KÂD: | f. Hırs, tamahkârlık. |
| KAD': | Men etmek, engel olmak. |
| KADAH: | Çömlek içinde pişen yemeğin kokusu. |
| KADAH: | Küçük toprak çanak. |
| KADANA: | Forsaların ayağına vurulan zincir. |
| KADASTRO: | Fr. Bir ülkedeki arazi ve mülklerin alanını, sınırlarını ve yerini belirtip plânlama işi. |
| KADD: | Boy, bos. |
| KADD-İ BÂLÂ: | f. Yüksek, uzun boy. |
| KADD-İ BÜLEND: | f. Uzun, yüksek boy. |
| KADD-İ MEVZUN: | Mevzun boy, biçimli boy. |
| KADD-İ MÜSTESNA: | Müstesna boy. Güzellikte emsalsiz ve benzeri olmayan endam. |
| KADD Ü KAMET: | Boy bos. |
| KADDA': | şiddetli. |
| KADDAH: | Kadeh yapan. Kadeh yapıcı. Zemmeden. Gıybet eden. Hicveden, yeren. |
| KADDAHE: | Çakmak taşı. |
| KADDESALLAH: | Allah mübarek ve mukaddes eylesin. |
| KADDESE: | Takdis etti, takdis eder, takdis etsin, mutlu olsun (gibi mânada en mübarek bir şeyin kudsiliğini, kusur ve noksanlıktan uzaklığını, müberra olduğunu bildirir fiil.) |
| KADE: | Gr: Yardımcı fiillerdendir. Cümlede ifade edilen hükmün yaklaştığını bildirmek için söylenir. Mübtedâ ile haberin başına gelerek, birincisini isim adı ile merfu' kılar, haberini de mansub eder. Bu gibi fiillerin haberi muzâri olur. |
| KADEM: | Ayak. Adım. Metrenin üçte biri kadar olan uzunluk. Oniki parmak uzunluğu, yarım arşın. Uğur. |
| KADEM-BUS: | f. Ayak öpen. |
| KADEME: | Derece, sıra. Merdiven basamağı. |
| KADEME-İ ULÂDA: | İlk basamakta. Başlangıçta. |
| KADEME KADEME: | Basamak basamak, derece derece. |
| KADEMÎ: | Ayakla alâkalı. Ayağa mensub. |
| KADEMİYYE: | Ayak bastı parası. Eskiden hükûmete ait bir davetiye veya emri tebliğ etmek için gönderilen memura, masrafları karşılığı olarak verilen ücret. |
| KADEMKEŞ: | f. Ayağını çeken. Yanaşmayan, gitmeyen. |
| KADEMNİH: | f. Ayak basıcı. |
| KADEMNİHADE: | f. Gelmiş, ayak basmış olan. |
| KADEMRAN: | f. Adım atan, ilerliyen. |
| KADEMRENCE: | f. Lütfen kabul, tenezzül. |
| KADER: | Cenâb-ı Hakk'ın kâinatta olmuş ve olacak her şeyin evsafını ve havassını ve sâir geleceğini ve geçmişini ezelden bilip, levh-i mahfuzunda takdiri ve yazması. Takdir-i İlâhî. Ezelî kısmet. Tali'. Baht. Şans.(Kader ve cüz-i ihtiyarî, İslâmiyetin ve imanın nihayet hududunu gösteren, halî ve vicdanî bir imanın cüz'lerindendir. Yoksa ilmî ve nazarî değillerdir. Yâni, mü'min her şeyi, hattâ fiilini, nefsini Cenab-ı Hakk'a vere vere, tâ nihayette teklif ve mes'uliyetten kurtulmamak için "cüz-i ihtiyarî" önüne çıkıyor. Ona: "Mes'ul ve mükellefsin" der. Sonra ondan sudur eden iyilikler ve kemâlât ile mağrur olmamak için "kader" karşısına geliyor. Der: "Haddini bil, yapan sen değilsin." S.)(... Eğer kader ve cüz-i ihtiyarîden bahseden adam, ehl-i huzur ve kemal-i iman sahibi ise; kâinatı ve nefsini Cenab-ı Hakk'a verir, Onun tasarrufunda bilir. O vakit hakkı var, kaderden ve cüz-i ihtiyarîden bahsetsin. Çünkü, madem nefsini ve her şeyi Cenab-ı Hak'tan bilir, o vakit cüz-i ihtiyarîye istinad ederek mes'uliyeti deruhde eder, seyyiata merciiyyeti kabul edip, Rabbini takdis eder, daire-i ubudiyyette kalıp teklif-i İlâhiyyeyi zimmetine alır. S.)(İrade-i cüz'iye-i insaniye ve cüz'-i ihtiyariyesi; çendan zaiftir, bir emr-i itibarîdir, fakat, Cenab-ı Hak ve Hakîm-i Mutlak, o zaif, cüz'î iradeyi, irade-i külliyesinin taallukuna bir şart-ı âdi yapmıştır. Yâni, mânen der: "Ey abdim; ihtiyarınla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm. Öyle ise mes'uliyet sana aittir!" Teşbihte hatâ olmasın, sen bir iktidarsız çocuğu omuzuna alsan. O'nu muhayyer bırakıp "Nereyi istersen seni oraya götüreceğim" desen. O Çocuk, yüksek bir dağı istedi, götürdün. Çocuk üşüdü yahut düştü. Elbette "Sen istedin" diyerek itab edip üstünde bir tokat vuracaksın. İşte Cenab-ı Hak, Ahkem-ül-Hâkimîn, nihayet zaafta olan abdin iradesini, bir şart-ı âdi yapıp irade-i külliyesi ona nazar eder. S.) |
| KADER-İ İLÂHÎ: | Allah'ın takdiri. |
| KADERÎ: | Kader ile alâkalı. Kader, tali' nev'inden olan. |
| KADERİYE: | "Kul, kendi yaptıklarının halıkıdır" deyip ifrat ederek Hak mezhebinden ayrılan bir dalâlet fırkası. (Bak: mu'tezile) |
| KADH: | Zemmetme, çekiştirme. Bir kimsenin ayıb ve kusurlarını söyleyerek gıybet etme. Men'etmek, engel olmak. Çakmak taşını çakmak. Bir kimsenin işine halel vermek. |
| KADIM(A): | Kemirici hayvan. |
| KADIRGA: | Buharlı gemilerin icadından evvel kullanılan harp gemilerinden biri. Kürek ve yelkenle kullanılırdı. Kadırgalar 25 oturaklı idi ve her küreği dörder adam tarafından çekilirdi. (O.T.D.S.) |
| KADIZ: | Hep olduğu yerde kalan büyük fıçı. |
| KADÎ: | Hâkim. Peygamber (A.S.M.) nâmına suçluyu ve suçsuzu ayırıp şeriatla hükmeden hâkim. Kaza eden. |
| KADÎ-ÜL HÂCÂT: | Bütün ihtiyaçları yerine getiren Hâkim. Allah (C.C.) |
| KADİ-L KUDAT: | Kadıların kadısı. En büyük kadı. Kazasker veya şeyhül islâm makamında bulunan kimse. |
| KADÎB: | (C.: Kıdbân) İnce ve düz fidan, dal veya çubuk. Erkeklik âleti. |
| KADÎD: | Kurutulmuş et. Pek zayıf, kuru ve çelimsiz insan. Etleri dökülmüş olup yalnız kemikten ibaret olan gövde. İskelet. |
| KADİH(A): | (Kadh. dan) Bir kimse hakkında kötü söz söyleyen. Zemmedici, çekiştirici, kötüleyici. |
| KADÎH: | Tencere dibinde arta kalan. |
| KADÎ İYAZ: | Lâkabı: Ebu-l Fadl bin Musa el Yahsabî'dir. Muhaddislerin meşhurlarından ve edebiyatçılardan olup, 476 hicrî tarihinde Site kasabasında doğmuş, sonra Endülüse geçerek Kurtuba'da ve diğer ilim merkezlerinde ilim tahsili yapmıştır. Daha sonra Site kasabasında uzun bir zaman durmuş, bir ara Garnata şehrinde kadılık yapıp, son ömrünü geçirdiği Merakiş şehrine gidip hicri 544 tarihinde vefat etmiştir. Te'lifatı pek çoktur. Kitab-ül İkmâl, Envâr-ül Meşârik, Ettenbihat kitapları hadis ilminde meşhurdur. |
| KADİM: | (A, uzun okunur) Ayak basan. Ulaşan. Varan. Azanın mukaddemesi olan insanın başı. |
| KADÎM: | Eski zaman. Başlangıcı olmayan. Uzun zamandan beri var olan. Evveli bilinmeyen hâl ve keyfiyet. |
| İçerisinde 'KÂD' geçenler | |
| ABDULKADİR: | Allah'ın kulu. |
| ABDULKADİR-İ GEYLANÎ: | (Bak: Geylânî) |
| ADEM-İ İTİKAD: | İtikatsızlık. |
| ADÜVV-İ KADİM: | Eski düşman. |
| AHKAD: | (Hukd. C.) Kinler, garezler. |
| AHMAS-ÜL KADEM: | Ayak tabanı. |
| AKADEMİ: | yun. Yüksek mekteb. * Âlimler, edebiyatçılar heyeti. * Eflatun'un vaktiyle talebesine ders verdiği yer. * Çıplak modelden yapılan insan resmi. * Belli bir ilmin gelişme ve ilerlemesini te'min maksadı ile müşterek tetebbularda veya serbest tedrisatta bulunan salâhiyetli kimseler topluluğu. (Huk. L.) |
| ALÂKADAR: | Alâkalı, münâsebetdar. |
| ALÂ-KADR-İL-İMKAN: | Olabildiği kadar. İmkânı nisbetinde. |
| ALÂ-KADR-İL-İSTİTAA: | Elden geldiği kadar, güç yettiği nisbetinde. |
| ALÂ-KADR-İT-TAKA: | Güç yettiği kadar. |
| ÂLİ-KADR: | Çok takdir edilen. Yüksek değer sahibi. Kadr ü kıymeti yüksek. * Meşhur bir çeşit lale. |
| ARÂZİ-İ MUKADDESE: | Mukaddes yerler. Kudsi topraklar. |
| ARZ-I MUKADDES: | Kudsi, mübarek yer. Eski peygamberlerin çok eseri bulunan Kudüs, Filistin. (Arz-ı mukaddes: Temiz yer (arz-ı mutahher) ve mübarek yer demektir ki, Beyt-i Makdis'in bulunduğu yerdir. Vaktiyle birçok enbiyanın makarrı olduğundan böyle tesmiye olunmuştur. Bir rivayete göre İbrahim (A.S.) Lübnan Dağına çıktığı zaman, Allah Teâlâ: "Bak, gözün nereye kadar yetişirse orası mukaddestir ve zürriyetine mirastır." buyurmuştur. Bunun tâyin ve tahdidinde tur yani cebel ve havalisi denilmiş. Dimeşk, Filistin ve Ürdün'ün bir kısmı denilmiş, Arz-ı Şam da denilmiştir. Hz. Musa, Mısır'dan çıktıktan sonra Şamda iskân vadedildiği ve Beni İsrâil'in buna Arz-ı Mevaid dedikleri de söylenmiştir. E.T.) |
| BAST-I MUKADDEMAT: | Asıl maksada girmeden önce bir şeyler söyleme. |
| EKADİH: | (Kıdh. C.) Kıdhlar, oklar. |
| EMÂKİN-İ MUKADDESE: | Mukaddes yerler, kutsal mekânlar. |
| ENKAD: | Bir alaca kuşun adı. |
| ESABİ-ÜL KADEM: | Ayak parmakları. |
| EZ-KADİM: | f. Eskiden, önceleri. |
| EZMİNE-İ KADİME: | Eski zamanlar. |
| FAKAD: | Beş parmak dedikleri otun tohumu. |
| FARKADAN: | (Bak: Ferkadan) |
| FERKADAN: | Şimâl kutbuna yakın parlak ve küçük ayı kümesine tâbi ve gece istikamet bulmağa yarayan, sık sık karşı karşıya gelen iki yıldız (İkizler mânasına). |
| FERKADE: | Sergerde kimse. |
| FÜŞÜRDE-KADEM: | f. Ayak direyen, inad eden, ısrar eden. |
| GARKAD: | Bir dikenli ağaç. * Medine-i Münevvere'de olan kabristana "Baki-ul Garkad" denir. |
| GİRAN-KADR: | f. Kadr u itibar sahibi. Hürmet edilen kimse. |
| HADÎN-İ KADÎM: | Eski dost. |
| HALLÂL-ÜL UKAD: | Düğümleri çözen. * Mc: Zorlukları yenen. |
| HASB-EL KADER: | (Bak: HASBEL KADER) |
| HASBEL KADER: | (Hasb-el kader) Kader cihetiyle. |
| HEM-KADD: | f. Boyları birbirine eşit olan, uzunlukları aynı olan. |
| HEYÂKİL-İ KADÎME: | Eski heykeller. |
| HOŞKADEM: | f. Uğurlu ayağı olan, ayağı uğurlu. |
| HÜKEMÂ-İ KADİME: | Eski filozoflar. |
| İFKAD: | Kaybettirme, kazandırmama. |
| İFTİKAD: | Arayıp sormak. * Kaybolmak. |
| İHKAD: | Başka bir kimsede garaz ve kin uyandırma. |
| İKAD: | Ateş yakma, tutuşturma. |
| İKAD-I KANADİL: | Kandillerin yakılması. |
| İ'KAD: | Düğümlemek. Bağlamak. Bend etmek. |
| İKAD: | Kuvvetlendirme, sağlam kılma. |
| İN'İKAD: | Akdetme. Bağlanma. * Fık: İcab ve kabulün taraflarca eseri zâhir olup, meşru bağlılık ve alâkadarlık. * Kurulma. Toplanma. |
| İNSİNA-YI KADEM: | Ayağın burkulması. |
| İNTİKAD: | İyi bilineni kötülemek. * Seçip ayırdetmek. * Kalp parayı gerçeğinden ayırmak. * Tenkid. * Fenni veya edebi eserlerin tarafsız bir nazarla incelenmesi sonunda fikir ileri sürülmesi. |
| İRKAD: | Uyutma veya uyutulma. |
| İSTİFKAD: | (Fakd. den) Kaybolmuş olan bir şeyi araştırıp soruşturma. |
| İSTİKAD: | Yakma, ateşi tutuşturma. |
| İSTİKADE: | Adam öldürmüş olan katilin kısasını isteme. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| KAD' : | Men etmek, engel olmak. |
| KA' : | (C.: Akva') Düz yer. |