Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| KÂM: | f. İstek. Arzu. Maksad. Murad. Dilek. Lezzet. Ağzın üstü. Damak. Koyun, sığır ağılı. Ağaç kilit. |
| KÂM U NÂKÂM: | Elbette, ister istemez. |
| KAM': | Kahretmek. Zelil etmek. Zabtetmek. Ezmek. Kırmak. Hasta etmek. Başına vurmak. Bir sese kulak verip dinlemek. Ağzı dar olan bir şeyin içine huni ile akıcı maddeyi koymak. Huni. |
| KAMA: | İki tarafı keskin, ucu sivri ve enli bıçak. Duvara veya keresteye çakılan büyük tahta çivi. Ağaç, kütük ve sâireyi yarmak için kullanılan ucu ince, arka tarafı kalın ağaç veya demir takoz. |
| KAMAKIM: | (Kumkuma. C.) İçlerine mürekkep, zemzem gibi şeyler konulan yuvarlak testiler. |
| KAMAME: | Süprüntülük. |
| KAMARA: | Vapurlarda mevki sayılan odalar ve salonlar. Gemide kaptan gibi erkâna mahsus odalar. Buğday ve arpa gibi mahsul demetlerinden harman yerinde yapılan küme. Avrupa devletlerinde millet meclisi. |
| KAMARÎ: | (Kumriye. C.) Dişi kumrular. |
| KAMAROT: | Vapurlarda kamaraların hizmetini gören adam. |
| KAMATIR (KAMTARİR): | Katı, sağlam. |
| KÂMBAHŞ: | f. Herkesin isteğini yerine getiren. Bağışçı, ihsan edici. |
| KAMBER: | (Bak: Kanber) |
| KÂMBİN: | f. Merâmına erdiren. İsteğine kavuşturan. |
| KÂM-BİNAN: | (Kâm-bin. C.) f. Bahtiyarlar, mesutlar, mutlu kimseler. |
| KÂM-BİNÎ: | f. Bahtiyarlık, saadet, mutluluk. |
| KAMCERE: | Islah etmek. |
| KÂMCU: | f. İsteğini ve meramını arıyan. Maksadına ve gayesine ulaşmak isteyen. |
| KÂME: | f. Arzu, istek, meram, gaye, maksad.KAM'E $ (Kumu') : Hakaret. |
| KAME: | (C.: Kumme) Başını sudan kaldıran davar. |
| KAMEA: | (C.: Kamâ) Büyük gök sinek. Gözün kirpikleri diplerinde çıkan sivilceler. |
| KAMED: | Binanın temeli. |
| KAMEL: | Bitli kişi. Karnın büyük olması. |
| KAMEN: | Lâyık. |
| KAMENCER: | Yaycı, kavvas. |
| KAMER: | Gökteki ay. Hilâl. Ay ışığında uyumayıp uyanık durmak. |
| KAMER SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 54. Suresinin ismi olup İktarabet Suresi de denir. Mekkîdir. |
| KAMERÎ: | Ay ile alâkalı. |
| KAMERÎ SENE: | Arabi aylara göre olan yıl. Senesi 360 gün olan yıl. (Bak: Hicret) |
| KAMERİYYE: | Çardak. Bahçelerde, mehtaplı gecelerde oturmak üzere yapılıp, etrâfı sarmaşık v.s. çiçeklerle örtülü bulunan yer. Küçük köşk. |
| KAMERVARİ: | f. Ay gibi, kamere benzercesine. |
| KAMES: | Suya daldırmak ve batırmak. Hareket edip acı çekmek. |
| KAMET: | (A, uzun okunur) Namaza başlama işâreti, namaz kılmak için okunan ezan. Boy. Boy-bos. Endam. |
| KAMET-İ BÂLÂ: | Uzun boy. |
| KAMET-İ KIYMET: | Kıymet ve değerinin mertebesi. Manevî büyüklük. |
| KAMET-İ MEVZUN: | Düzgün ve yakışıklı boy. |
| KAMET-İ NÂMİYE: | Gelişme ve büyüme kabiliyetinde olan endam, boy. |
| KAMET-İ ÖMR: | Ömür boyu. Bütün hayat müddetince. |
| KAMET ALMAK: | Namaza başlamak için, hususen farz namazından önce ezan okumak. |
| KAMEZ: | Menfaatsiz, hor hakir nesne. |
| KÂMGÜZAR: | f. İsteğini elde edebilen. Arzusuna kavuşabilen. |
| KAMH: | Buğday. Yukarı kaldırmak. |
| KAMH: | Yemeğe iştihâsı az olmak. Suya dalmak. Davarın başını sudan kaldırması. |
| KAMHA: | Kasap merhemi adı verilen ilaç. |
| KAMIH: | Kam' eden, ezip kıran, mahveden, perişan eden. Kahreden, yok eden. Alçaltan, zelil eden. |
| KAMIH: | Tarhana. Kokutup ekşitilmiş şey. |
| KAMIH: | Suyu içmeyip, başını kaldırıp duran davar. |
| KÂMİL: | (Kemal. den) Bütün, tam, olgun, eksiksiz, kemalde olan, kusursuz. Kemal ve fazilet sâhibi. Resul-i Ekrem'in de (A.S.M.) bir vasfıdır. Yaşını başını almış, terbiyeli ve görgülü kimse. Âlim, bilgin kişi. Bir aruz kalıbı ismi.(Büyük görünme küçülürsün...Kâmillerde, büyüklük mikyasıdır küçüklük, Nâkıslarda küçüklük mizanıdır büyüklük. S.) |
| KÂMİL-İ UKALÂ: | Kemalde olan mükemmel akıl sâhibleri. Akılların kâmili. |
| KÂMİLEN: | Noksansız, eksiksiz olarak. Tam olarak. Kâmil olarak. Bütünü ile. Tamamen. |
| KAMİM: | Tere otunun kurusu. |
| İçerisinde 'KÂM' geçenler | |
| ABKAME: | f. Anadolunun bazı doğu illerinde ve Bağdat'da yapılan, turşu veya salataya benzer bir çeşit yiyecek maddesi. * Ekşi hamurdan pişirilerek sirkeye konulan ve turşu olarak kullanılan bir gıda maddesi. |
| AHKÂM: | (Hüküm. C.) Hükümler. Kanunlar. Nizamlar. |
| AHKÂM-I ADLİYE: | Adaletle alâkalı hükümler, emirler. * Adliye nezaretinin eski ismi. |
| AHKÂM-I FER'İYYE VE AHKÂM-I ASLİYYE: | (Bak: Şeriat) |
| AHKÂM-I KUR'ÂNİYE: | f. Kur'ân-ı Kerim'in kat'i olan hükümleri, emirleri. (Bak: Hukuk) |
| AHKÂM-I ŞAHSİYE: | Huk: Şahsın kendisini alakalandıran hükümler. (Bak: Hukuk-u şahsiye) |
| AKAM: | Erkek ve dişi kısırlığı. |
| AKAM: | Çocuksuz, çocuğu olmayan, kısır. * Tedavisi kabil olmayan hastalık. |
| AKAM: | Yük bağladıkları ip. |
| AKAM: | (Bak: Ekkâm) |
| AKAMET: | Neticesizlik. Kısırlık, sonu alınmama. |
| AKKÂM: | Deve kiralayıcısı, deve ile ücret karşılığında eşya taşıyan adam. * Hacca Surre-i Hümayun ile birlikte giden hademe. * Çadır mehteri. |
| ÂLÂM U ASKAM: | Kederler ve hastalıklar. |
| ÂLİ-MAKAM: | Makamı yüksek, yeri yüksek. |
| ALKAM: | Acı salatalık, hıyar. |
| ALKAME: | Acılık, acı tat. Acı hıyar. |
| AVAN-I TEKÂMÜL: | Tekâmül, olgunlaşma ve terakki zamanları. |
| AHKÂM-I FER'İYYE: | (Bak: Şeriat) |
| BÂLÂKAMET: | f. Yüksek boy. * Yüksek şeref. |
| BAST FÎ MAKAM-İL-KALB: | Nefis makamında ricâ mesabesindedir. Lütuf ve rahmeti, kurb ve ünsü kabule işarettir. |
| BEKAM: | f. İsteğine, meramına kavuşan, nail olan. Arzu ettiğine erişen. Mesut, bahtiyar. |
| BEKAMET: | Dilsizlik, dili olmamaklık. |
| DEKAMETRE: | yun. On metrelik uzunluk birimi. |
| DİGER-KÂM: | f. Başkalarını düşünen. |
| DİVAN-I AHKÂM-I ADLİYE: | Huk: Kanunlara göre, bakılacak dâvalarla ilgilenmek üzere 1284 yılında kurulan ilk nizâmiye mahkemesi. |
| DİYET-İ KÂMİLE: | Huk: Öldürülen şahsın nefsine bedel olarak, câniden veya ailesinden alınan tam diyet olup, miktarı öldürülen kişiye göre değişir. |
| EFKAM: | Eğri. |
| EKAM: | (Ekme. C.) Tepeler, bayırlar. |
| ERKAM: | Rakamlar. Sayı işaretleri. * Yazılar. |
| ERKAM-I AŞERE: | Sıfır da dahil olduğu birden dokuza kadar olan sayılar. |
| ERKAM-I CÜMEL: | Ebced hesabı. |
| ERKAM: | (C.: Erâkım) Alaca yılan. |
| ESKAM: | (Sakam. C.) İlletler, hastalıklar, dertler. |
| FAKAM: | Bir kimsenin ağzını yumduğunda alt dişlerinin öne çıkıp, üst dişleriyle üstüste gelmesi. * Dolmak, imtilâ olmak. |
| FELKAM: | Geniş, vâsi'. |
| HELKAM: | Yaşlı kadın, acuze. |
| HİLKAM: | Arslan, esed. *İri yapılı, cüsseli, şişman. |
| HOŞKÂM: | f. Memnun, rahat, arzu ve isteklerine ulaşmış. |
| HURUF-U KAMERİYE: | Gr: Arapçada kelimenin başında harf-i tarif olduğu vakit, harf-i tarifin lâmı okunan harfler. Meselâ: El-Kamer, El-İnsân, El-Bedi' kelimelerinde olduğu gibi. Burada kelime başında "kaf, elif, bâ" harfleri kameriyeden olduğu için aynen okunuyor. (Bunlar: Elif, bâ, cim, hı, hâ, ayın, gayn, fe, kaf, kef, mim, vav, he, yâ harfleridir.) |
| HÜKKÂM: | (Hâkim. C.) Hâkimler. |
| HÜKKÂM-I ADLİYYE: | Adliye hâkimleri. |
| İHKÂM: | Manen tahkim etmek. Sağlamlaştırma. Muhafaza ile fesaddan menetmek. |
| İKAM: | Kısırlar, akamete uğrayanlar. |
| İKAME: | Oturtmak. Mukim olmak. Yerleştirmek. İskân eylemek. Bulundurmak. Meydana koymak. Vücuda getirmek. Dâva açmak. Ayağa kaldırmak. Kıyam etmek. |
| İKAME-İ BEYYİNE: | Şâhid getirme. |
| İKAME-İ DA'VA: | Dâvâ açma. |
| İKAMET: | Bir yerde kalmak. Oturmak. * Müezzinin kamet getirmesi. |
| İKAMETGÂH: | f. Ev, hane. * İkamet yeri. |
| İKTİDAR-I KÂMİN: | Gizli güç. |
| İLKAM: | Yutturma, boğazından geçirtme. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| KÂM U NÂKÂM : | Elbette, ister istemez. |
| KA' : | (C.: Akva') Düz yer. |