Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
KANİ': (A, uzun okunur) Kanaat eden. Kendinde olan helâla razı olup, başkasının hiçbir şeyine göz dikmeyen.
Kanmış. İnanmış. Tatmin olmuş.
KÂNİ: (Kinaye. den) Dokunaklı ve iğneli söz söyleyen. Kinayeli konuşan.
KANİB: İnsan topluluğu.
KANİF: İnsan cemaati.
Çok yağmur ve bulut.
Geceden bir parça.
KÂNİF: Udul eden, dönen, yoldan çıkan.
KANİSA: (C.: Kavânıs) Taşlık denilen ve kuşlarda olan bir organ.
KANİT: (A, uzun okunur) (Kunut. dan) Kunut ve duâ eden.
İtaatlı.
Sükût eden.
KANİTÎN: Kunut ve duâ edenler. Allah'a itaat ve ibadet edenler.
KÂNİZ: Defneden, gömen.
İçerisinde 'KÂNİ' geçenler
BECAYİŞ-İ MEKÂNÎ: f. Yer değiştirme. Mekân değişikliği.
DELİL-İ İMKÂNİ: İmkâna âit olan delil. $âyeti ile işaret edilmiştir. Bu delilin hülâsası: "Kâinatın ihtiva ettiği zerrelerden her birisinin gerek zâtında, gerek sıfatında, gerek ahvâlinde ve gerek vücudunda gayr-i mütenahi imkânlar, ihtimâller, müşkülâtlar, yollar, kanunlar varken; birdenbire o zerre gayr-i mütenâhi yollardan muayyen bir yola süluk eder. Ve gayr-i mahdut hâllerden bir vaziyete girer. Ve gayr-i ma'dut sıfatlardan bir sıfatla vasıflanır. Ve doğru bir kanun üzerine mukadder bir maksada, harekete başlar ve vazife olarak uhdesine verilen herhangi bir hikmet ve bir maslahatı derhal intac eder ki, o hikmet ve o maslahatın husule gelmesi ancak o zerrenin o çeşit hareketiyle olabilir. Acaba o kadar yollar ve ihtimaller arasında o zerrenin mâcerası, lisan-ı hâliyle, Sani'in kasd ve hikmetine delâlet etmez mi?İşte her bir zerre, müstakillen kendi başıyla Sâni'in vücuduna delâlet ettiği gibi, küçük büyük herhangi bir teşekküle girerse veya herhangi bir mürekkebe cüz' olursa, girdiği ve cüz' olduğu o makamlarda kazandığı nisbete göre Sâni'ine olan delâletini muhafaza eder. İ.İ.)
EKANİM: (Uknum. C.) Asıllar, rükünler, zatlar.
EKANİM-İ SELÂSE: Üç unsur. (Bak: Teslis)
FEVKANÎ: Üst, üst tarafta, üstteki.
HAKANÎ: Hâkan ile ilgili, hâkana mensub.
HAKKANÎ: Hak ve adalete uygun. Haklılığa uyar ve yakışır.
HAKKANİYET: Haktan ve doğruluktan ayrılmamak. Adalet üzere bulunmak. Adalet ve insaf ile lâzım olanı icra etmek.
İNDİFA-İ BÜRKANÎ: Volkan püskürüğü, yanardağdan çıkan lâvlar.
KANİ': (A, uzun okunur) Kanaat eden. Kendinde olan helâla razı olup, başkasının hiçbir şeyine göz dikmeyen. * Kanmış. İnanmış. Tatmin olmuş.
KANİB: İnsan topluluğu.
KANİF: İnsan cemaati. * Çok yağmur ve bulut. * Geceden bir parça.
KÂNİF: Udul eden, dönen, yoldan çıkan.
KANİSA: (C.: Kavânıs) Taşlık denilen ve kuşlarda olan bir organ.
KANİT: (A, uzun okunur) (Kunut. dan) Kunut ve duâ eden. * İtaatlı. * Sükût eden.
KANİTÎN: Kunut ve duâ edenler. Allah'a itaat ve ibadet edenler.
KÂNİZ: Defneden, gömen.
MAKANİ': (Mıkna' ve Mıknaa. C.) Başörtüleri, eşarplar.
MEKANİK: Lât. Cisimlerin hareketleriyle alâkalı hâdiseleri inceleyen ilim. Mihanikiyetten bahseden kitap. * Makina. Makina aksamının hey'et-i mecmuası. * Kafa yormaksızın el veya makina ile yapılan.
MEKÂNİS: (Miknese. C.) Süpürgeler.
MEKANİZMA: Lât. Bir şeyin makina kısmı. * Mc: Oluş ve işleyiş. Meydana çıkış.
SENED-İ HÂKANÎ: Tapu senedi.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
KANİ' : (A, uzun okunur) Kanaat eden. Kendinde olan helâla razı olup, başkasının hiçbir şeyine göz dikmeyen. * Kanmış. İnanmış. Tatmin olmuş.
KÂN : f. Bir şeyin menbaı. * Kuyu. Kaynak. * Mâden ocağı. * Bir keyfiyetin. (niteliğin) bol olarak bulunduğu kimse.
KA' : (C.: Akva') Düz yer.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...