| Kelime | Anlam |
|---|
| KÂNE: | (Kevn. den) İdi, oldu...mânasında, fiilin geçmiş zamanı. |
| KANEF: | Kulağın küçük ve kalın olması. |
| KANEME: | Kir. Yağdan gelen pis koku. |
| KANEŞVERE: | Hayız görmez kadın. |
| İçerisinde 'KÂNE' geçenler |
|---|
| AHMAKANE: | f. Ahmakçasına, ahmak olana yakışır şekilde. |
| GUDEKÂNE: | Çocukçasına. |
| HAZIKANE: | Mâhirâne, mâhir ve usta olan bir kimseye yakışacak şekil ve surette. |
| İSTİKÂNE: | (İstikânet) Alçaklık etmek. * Zillet ve meskenet göstermek. * Tevazu göstermek. |
| KANEF: | Kulağın küçük ve kalın olması. |
| KANEME: | Kir. * Yağdan gelen pis koku. |
| KANEŞVERE: | Hayız görmez kadın. |
| KANKANE: | Yol göstermek. |
| KEMÂ KÂNE: | Eskiden olduğu gibi, eski tarzda. |
| KEMÂ KÂNE Fİ-S-SÂBIK: | Eskisi gibi, eskisindeki gibi. |
| KUBBE-İ KANEK: | Ağzın tavanı. Damak. |
| LAKANE: | Zeki ve seri anlayışlı olmak. |
| LEKANET: | Zeki ve anlayışlı olma. |
| MALİKANE: | f. Büyük ve gösterişli köşk. * Tar: Bir kimseye, gelirinden hayatı boyunca istifade etmek; fakat satamamak ve miras bırakamamak şartıyla verilen beylik arazi. |
| MEKÂNE: | (C: Emkine-Emâkin) Kudret, kuvvet, güç. |
| MEKÂNEN: | Mahal ve yer bakımından. |
| MEKÂNET: | Ağır başlılık. * Kuvvet. Güç. |
| MELÎKÂNE: | f. Hükümdar ve melike mensub. Onunla alâkalı. |
| MEMLUKÂNE: | f. Köleye yakışır hâlde. Kölece. * Eskiden çok defa bir büyüğe sunulan yazılarda, kendinden bahsederken kullanılırdı. |
| MUHAKKİKANE: | f. Gerçeği ve hakikatı araştıran bir kimseye yakışır surette. Muhakkik olan bir insana yakışacak şekilde. |
| MUHIKKANE: | f. Haklı olarak. Haklı olmak suretiyle. İhkak-ı hak etmek suretiyle. |
| MÜDEKKİKANE: | f. İnceden inceye tedkik ederek, en ince noktaları, mes'eleleri de görmeğe, bilmeğe çalışarak. |
| MÜKÂNEFE: | Yardım etmek, muavenet. |
| MÜLAKANE: | Telkin etmek. |
| MÜLÛKÂNE: | f. Padişahlara yakışır bir surette. |
| MÜNAFIKANE: | f. Münafıklıkla. |
| MÜŞEVVİKANE: | f. şevk vermek suretiyle, teşvik ederek, sevdirerek. |
| MÜŞFİKANE: | f. Şefkatle, merhametle. Müşfik olana lâyık surette. |
| MÜŞTAKANE: | f. şevkle, çok isteyerek, severcesine. |
| MÜTEFEVVİKANE: | f. Üstünlükle, üstün gelerek. |
| MÜTEHÂLİKÂNE: | f. Acelecilikle, çabuklukla. |
| MÜTEHAMİKANE: | f. Ahmakçasına, eblehçesine. |
| MÜTEMELLIKANE: | f. Yaltaklanarak. Alçakcasına yalvararak. |
| MÜTEŞEVVİKANE: | f. Çok istekli olan bir kimseye yakışır şekil ve surette. Şevkli bir tarzda. |
| MÜTEVESSİKANE: | f. Bir işe sımsıkı sarılarak. Bir işi sebat ve devam üzere tutarak. |
| NÂZİKÂNE: | f. Nazik kimseye yakışır şekilde, kibarlıkla, terbiyelice. |
| PALİKANE: | f. Büyük han kapılarının ortasındaki küçük kapı. |
| REKANET: | Vakarlılık, ağırbaşlılık. |
| REZZAKANE: | f. Rızık verene, rezzaka yakışır surette. |
| SADIKANE: | f. Sâdık kimseye yakışır şekilde. Sadakatle.(...Hem o delil-i sâdık ve musaddak madem umum enbiyanın fevkinde binler mu'cizât ve neshedilmeyen bir şeriat ve umum cin ve inse şâmil bir davet sâhibi olduğundan elbette umum enbiyanın reisidir. Öyle ise umum enbiyanın mu'cizatlarının sırrını ve ittifaklarını câmidir. Demek bütün enbiyanın kuvvet-i icmaı ve mu'cizatlarının şehadeti, Onun sıdk ve hakkaniyetine bir nokta-i istinad teşkil eder. M.) |
| SÂRIKANE: | f. Hırsız gibi, hırsızcasına. |
| SEYKANE: | İnce bellilik. |
| ŞAİKANE: | f. İsteklice ve şevkli olarak. |
| ŞEFİKANE: | f. Merhametlice, acıyarak. Acımak suretiyle. şefkat ederek. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| KANEF : | Kulağın küçük ve kalın olması. |
| KÂN : | f. Bir şeyin menbaı. * Kuyu. Kaynak. * Mâden ocağı. * Bir keyfiyetin. (niteliğin) bol olarak bulunduğu kimse. |
| KA' : | (C.: Akva') Düz yer. |