| Kelime | Anlam |
|---|
| KİH: | İrin, cerahat. |
| KİH: | (C.: Kihân) f. Küçük, sagir. |
| KİHAL: | (Kehl. C.) Kemâlini bulmuş kimseler. Kâmil insanlar. Olgunluk çağında bulunanlar. |
| KİHALET: | Göz için sürme yapma. Sürmecilik. Göz doktorluğu. Göz hastalıkları bilgisi. |
| KİHAN: | (Kih. C.) Küçükler. |
| KİHAN Ü MİHAN: | Küçükler ve büyükler. |
| KİHANET: | (Bak: Kehânet) |
| KİHİN: | f. Küçük, sagir. |
| KİHTER: | f. Yaşça en küçük olan. |
| KİHTERÎ: | f. Yaşça küçüklük. |
| İçerisinde 'KİH' geçenler |
|---|
| ENGÜŞT-İ KİHİN: | Serçe parmak. |
| ENGÜŞT-İ KİHİN: | Serçe parmak. |
| FAKİH: | (Fâkihe) Yaş meyve, yemiş, yaş hurma ağacı. * Şenlendiren, sevindiren. |
| FAKİH: | Fıkıh ilmini bilen. İslâm hukukçusu. * Zeki, anlayışlı kimse. |
| FAKİHE: | (C: Fevâkih) Yemiş, yaş meyve. |
| FAKİHET-ÜL CENNET: | Cennet meyvesi. |
| FAKİHET-ÜŞ ŞİTA: | Kış meyvesi. * Mc: Ateş. |
| FAKİHİYY (FÂKİHANÎ): | Yemiş satan kimse. |
| FEKİH: | Mütekebbir, gururlu ve şerli kimse. |
| FEVAKİH: | (Fâkihe. C.) Meyveler, yemişler, fâkiheler. |
| İBBÂN-ÜL FÂKİHE: | Meyva mevsimi. |
| KEHAM (KİHÂM): | Yaşlı, ihtiyar. (Kesmez kılıca "seyf-i kihâm"; peltek lisana "lisan-ı kihâm"; ağır yürüyüşlü ata "feres-i kihâm" derler.) |
| KİHAL: | (Kehl. C.) Kemâlini bulmuş kimseler. Kâmil insanlar. Olgunluk çağında bulunanlar. |
| KİHALET: | Göz için sürme yapma. Sürmecilik. * Göz doktorluğu. Göz hastalıkları bilgisi. |
| KİHAN: | (Kih. C.) Küçükler. |
| KİHAN Ü MİHAN: | Küçükler ve büyükler. |
| KİHANET: | (Bak: Kehânet) |
| KİHİN: | f. Küçük, sagir. |
| KİHTER: | f. Yaşça en küçük olan. |
| KİHTERÎ: | f. Yaşça küçüklük. |
| MÜSTENKİH: | Araştıran. İnceliyen, tedkik eden. * Ağız koklıyan. |
| MÜTENAKİH: | Nikâhlanan. |
| NAKİH: | (Nekahet. den) Hastalıktan yeni kurtulmuş olup henüz zayıf olan kimse. |
| NAKİHE: | Nikâhlı kadın eş. |
| TEFKİH: | (Fıkh. dan) Öğretme, anlatma. * Fıkıh öğretme. |
| TEFKİH: | Hayrete düşürme. * Hoşlandırma. * Yemiş yedirme. |
| TELKİH: | İlkah etmek. Aşılamak. * Aşı. * Cinsinin üremesini sağlamak. |
| TENKİH: | Nikâh etmek, nikâhlanmak. |
| TENKİH: | Araştırıp, dikkat edip bir şeyin sonuna hakikatına ermek. * Bir şeyin fazla ve gereksiz kısımlarını çıkarıp kısaltarak düzeltmek. * Temizlemek. * Bütçe tanzimi için maaşları azaltmak. |
| TENKİH-ÜL MENAT: | Menatın, yani illetin ayıklanması. Usul-ü Fıkhın kıyas bahsine ait bir ıstılahtır. Kıyasın dört rüknünden biri olan illetin, diğer benzeri hususiyetlerden ayıklanmasıdır. Şöyle ki: Şâri (Allah C.C.) bir hükmü bir sebebe bina eder. Fakat o illetle beraber hükme te'siri olmayan birçok özellikler de bulunur. Bu yabancı özellikleri ayıklamak ve esas sebebi meydana çıkarmak gerektir. İşte bu, bir tenkih-ül menat çalışmasıdır. |
| TERKİH: | İşi salâha getirmek. |
| TEŞKİH: | Hurma koruğu renklenmeye başlamak. |
| VAKÎH: | Hayâsız, utanmaz, edepsiz. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| KİHAL : | (Kehl. C.) Kemâlini bulmuş kimseler. Kâmil insanlar. Olgunluk çağında bulunanlar. |
| KİBA : | Süprüntü. |