Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
KİK: Uzun ve dar sandal.
İçerisinde 'KİK' geçenler
AKİK: Meşhur ve kıymetli, ekseriya kırmızı renkte olan ve yüzük gibi şeylere takılan taş. * Hicaz vilâyetinde bir vâdi. * Yolunu yaran gür su.
AKİK: Bunaltıcı sıcaklık.
AKİKA: Yeni doğan bir çocuğun başındaki ana tüyü. Yahut böyle bir çocuk için Cenab-ı Hakk'a şükür niyetiyle kesilen kurbanın adı. Bu kurbana "Nesike" de denir.
ALETTAHKİK: (Ale-t-tahkik) Hakikat üzere, kat'i surette. Besbelli.
ASFİYA-İ MUHAKKİKÎN: Hakikatı tam araştıran, delillerle isbat eden, ilim ve fazilette terakki etmiş olan büyük İslâm âlimleri.
ASFİYA-İ MÜDEKKİKÎN: İslâmî hakikatların tetkik ve bilinmesinde çok dikkatli ve sâdık olan büyük İslâm âlimleri.
AŞK-I HAKİKÎ: Hakiki aşk. Allah için sevmek. Allah sevgisi.
BÂRİKA-İ HAKİKAT: Hakikatın parıltısı ve parlaklığı. Hakikat nuru.
BELAKİK: (Bülükka. C.) Sahralar, çöller. Düzovalar.
CERA'KUK (CERA'KİK): Ekşi yoğurt.
DAKİK: (Ekseri mânevi mânalar için) Pek ince. Nâzik. Ufak.
DAKİKA: (C.: Dakaik) Zaman mikyası olarak bir saatin bölündüğü altmış parçadan beheri. Altmış saniyelik zaman. * İnce fikir, mülâhaza, nükte. * Daire dereceleriyle başka ölçülerde her derecenin bölündüğü parçalar ki bunlar da saniyelere ayrılırlar.
DAKİKA-BİN: f. İncelikleri bilen, ince noktaları gören.
DAKİKA-ŞİNAS: İnce işleri ve nükteleri anlayan, bir işin incelikleriyle uğraşabilen.
DEKİK: Tam bir yıl.
EHL-İ TAHKİK: Hakikatleri delilleri ile bilen âlimler. * Tahkik ehli.
EHSÂS-I RAKİKA: İnce hisler, ince duygular.
EM'Â-İ RAKİKA: İnce bağırsaklar.
ESBAB-I HAKİKİYE: Gerçek sebepler, hakiki sebepler.
FÂİL-İ HAKİKÎ: Bir işte hakiki te'sir sahibi. Onu hakkı ile yapan (Allah C.C.)
FİLHAKİKA: (Fi-l-hakika) Hakikatte, esasında, hakikaten, doğrusu.
GIBB-ET TAHKİK: Tahkik ettikten sonra.
GITA-YI RAKİK: İnce örtü.
HADDE-İ TEDKİK: İnceden inceye araştırmak.
HÂFIZ-I HAKİKÎ: Hakiki ve tam muhafaza eden. (Allah)
HAKÎK: Haklı, hak sahibi olan. * Müstehak, lâyık, münasib.
HAKİKAT: (C.: Hakaik) Bir şeyin aslı ve esâsı. Mahiyeti. Gerçek. Doğru. Sahih. Künh. Sâbit ve vâki. * Kadirbilirlik. Sadâkat, doğruluk. Kâinat ve tabiat ve uluhiyet hakkında bütün teşbih ve mecazlardan âri ve zâhir olan gerçek. * "Mecâz" karşılığı, esas olarak kullanılan kelime. * Edb: Bir kelime neyi anlatmak için konulmuş ise, bu kelimenin o mânada kullanılması; göz kelimesinin, aynı o bilinen uzuv mânasında kullanılması gibi. (Bak: Mahiyet, Mecaz)
HAKİKAT-I HÂRİCİYE: Hayat gibi âlem-i şehadete gelmiş varlık.
HAKİKAT-I SÂBİTE: f. Sâbit, değişmez hakikat.
HAKİKAT-BÎN: f. Hakikatı gören, hakikatı anlayan. Hakikatşinas. Hakikata inanan.
HAKİKATEN: Doğrusu, gerçekten, hakikat olarak.
HAKİKAT-GU: f. Doğru sözlü. Doğru konuşan.
HAKİKAT-PEREST: f. Hakkı ve hakikatı seven, hakikata inanan. Dürüst, hakikat âşığı.
HAKİKAT-ŞİNAS: f. Hakikatı doğru tanıyan, bilen. Hakikata imân eden.
HAKİKAT-ŞİNASÂNE: f. Gerçeği, hakikatı tanıyana yakışacak surette.
HAKİKÎ: Gerçek. Hakikate mensub. Sâhici, doğru.
HİLAF-I HAKİKAT: Hakikata muhalif. Gerçeğe ve hakikata zıt.
HUYUT-İ RAKÎKA: İnce iplikler.
İDRAK-İ DAKİK: İnce idrak.
İMAN-I TAHKİKÎ: İmana aid bütün mes'eleleri yakînî surette tedkik ile bilmek ve yaşamak ve tahkikî iman derslerini veren ve taklidî imanı tahkike tebdil eden eserleri sadakatla okumak neticesinde hâsıl olan sağlam, sarsılmaz iman. (Mü'minin kalbi tasdik nuru ile o derece münevver olmasıdır ki, o nur bütün letaif-i insaniyyeye nüfuz eder.)
İMTİNA-İ HAKİKİ: Bir şeyin mümkün olmamasının aklen zaruri olması. (Meselâ: Bir kimse kendinden yaş bakımından büyük olan başka bir kimse hakkında: "Bu benim oğlumdur" diye iddia etse, dâvâsı dinlenmez. Çünkü, kendinden yaşça büyük bir adamın, kendisinin neslen oğlu olması aklen muhaldir.)
İNDETTAHKİK: (İnd-et tahkik) Tahkik sonunda, araştırma neticesinde.
KIYMET-İ HAKİKİYE: Hakiki ve gerçek değer.
LEDE-T-TAHKİK: Tahkik olundukta.
LEKÎK: (C.: Likâk) Zayıf ağaç. * Kemik aralarında olan et.
MA'BUD-U HAKİKÎ: Hakiki ma'bud olan Cenab-ı Hak (C.C.)
MİÂ-İ RAKİK: İncebağırsak.
MUCİD-İ HAKİKÎ: İcad etme iktidarının yegâne sahibi mânasında olarak (Allah) hakkında kullanılır.
MUHAKKİK: Hakikatı araştırıp bulan. İç yüzüne inceliyerek vakıf olan. * Hakikat âlimi. Hakikatlara hakkı ile vakıf ve ehl-i tahkik olan büyük İslâm âlimi.
MUHAKKİKANE: f. Gerçeği ve hakikatı araştıran bir kimseye yakışır surette. Muhakkik olan bir insana yakışacak şekilde.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
KİBA : Süprüntü.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...