Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| KİS: | (C.: Ekyâs) Cepte taşınır küçük para kesesi. Rahimde döl yatağı. Bedendeki bâzı sıvıların toplandığı kese biçimindeki oyuklar. |
| KİSA: | Halı, seccâde. Yünden yapılan elbise. |
| KİSAL: | Bir yerde oturup kalan ve gideceği yere geç giden. |
| KİSB: | (Bak: Kesb) |
| KİSBÎ: | Kazanılmış, kesbedilmiş. Kesb ile alâkalı. |
| KİSB Ü KÂR: | Kazanç, iş güç. |
| KİSE: | (Kis-Kese) f. Küçük-büyük torba kab. Para kesesi. Kumaştan çanta biçiminde torba kab. Yoğurt kesesi. Para. Para hesabı. Öz para. Kestirme yol. |
| KİSEBÜR: | f.Yankesici, hırsız. |
| KİSEDAR: | f. Parayı toplıyan, para hesabını tutan kimse. Vekilharç. |
| KİSEF: | (Kisf. C.) Kıt'alar, parçalar, kısımlar. |
| KİSFE: | (C.: Kisef) Kısım, cüz, parça, bölüm. |
| KİSKİS: | Taşın ve toprağın ufağı. |
| KİSR: | Üstünde eti çok olmayan kemik. Çadır eteği. |
| KİSRA: | Husrevden muarreb veya galat olan bu isim Sa'sâniler sülâlesinden olan Eski İran padişahlarına ve bilhassa Nevşirvan'den sonrakilere verilmiş olup, Rum imparatorlarına Kayser, Çin hükümdarlarına Fağfur ve Hakan denildiği gibi, bunlara da Kisra denilirdi. |
| KİSRE: | (C: Kiser) Ekmek parçası. Parçalanmış olan şeyin bir parçası. |
| KİST: | f. Kimdir? (mânâsına soru edâtı) |
| KİSVE: | Elbise. Kılık. Hususi kıyafet. Küsve. Kisbet. |
| KİSVE-İ İLMİYE: | İlim adamlarına, hocalara âit elbise. |
| KİSVET: | Elbise. Özel kıyâfet. Yağlı güreş yapan pehlivanların giydikleri, meşinden ve dar paçalı olan pantolon. Kisbet. |
| İçerisinde 'KİS' geçenler | |
| AKİS: | Yere gömüp köklendikten sonra kestikleri üzüm çubuğu. * Üzerine yağ koyup içtikleri taze süt. * Sütlü çorba. |
| AKİS: | (Aks) Bir şeyin zıddı, simetriği, tersi. * Hareketli bir cismin hareketinin tersine dönmesi. * Bir şeyin evvelinin âhirine, âhirinin evveline dönmesi. * Çarpışma, çarpıp geri dönme. * Mantıkta: Bir düşünme ve akıl yürütme şekli; bir iddianın konusunu yüklem, yüklemini konu yapmakla bir sonuç elde etmek. Meselâ : "Her sanatkâr kabiliyetli "yetenekli" dir. O halde bazı yetenekliler sanatkârdır." |
| AKİS: | Tersine dönen, vuran, çarpan. Akseden. |
| AKİS: | (Aks) İnatçı, muannid. |
| AKİSA: | (C.: İkâs) Saç örgüsü. |
| AKİSE: | Çok fazla deve. * Karanlık gece. |
| AKİSE: | Işığı aksettiren âlet. |
| BER-AKİS: | f. Aksine, zıddına, tersine. |
| BİLAKİS: | Aksine. Tersine. Zıddına. |
| DAKİS: | Bir kimsenin aksırdığında ağzından saçılan tükrük. |
| DIKÎS: | Akılsız kadın. |
| DİMKİS: | İbrişim. |
| EYVAN-I KİSRA: | Dicle Nehri kenarında sol tarafta Medâyin şehrinde yıkıntıları bulunan eski İran (Acem) Padişahına mahsus bir saray. Bu saray, Peygamberimizin (A.S.M.) doğduğu gece çatlamıştır. |
| FAKÎS: | Çiftçilerin kullandığı âletlerden halka gibi bir demir. |
| Fİ'L-İ MÜN'AKİS: | Organizmanın bir uyarmaya karşı birdenbire aldığı vaziyet, refleks. |
| ÇERAKİSE: | (Çerkes. C.) Çerkesler. Kafkasyada yerli bir kabilenin adı. |
| GİRAN-KÎSE: | f. Cimri, hasis, pinti. |
| HAKİSTER: | f. Kül, ateş külü. |
| İNKİSAF: | (Küsuf. tan) Parlaklığı sönme. Güneş tutulması. |
| İNKİSAR: | Kırılma. Gücenme. * Beddua ve lânet okuma. * Şikeste olma. |
| KABİL-İ İNKİSAR: | Kolaylıkla kırılabilir şeyler, kırılması kolay olan nesneler. |
| KARKİSYUN (KARKİSYA): | Kebâbe dedikleri devâ. |
| KİSA: | Halı, seccâde. Yünden yapılan elbise. |
| KİSAL: | Bir yerde oturup kalan ve gideceği yere geç giden. |
| KİSB: | (Bak: Kesb) |
| KİSBÎ: | Kazanılmış, kesbedilmiş. Kesb ile alâkalı. |
| KİSB Ü KÂR: | Kazanç, iş güç. |
| KİSE: | (Kis-Kese) f. Küçük-büyük torba kab. * Para kesesi. Kumaştan çanta biçiminde torba kab. * Yoğurt kesesi. * Para. Para hesabı. Öz para. * Kestirme yol. |
| KİSEBÜR: | f.Yankesici, hırsız. |
| KİSEDAR: | f. Parayı toplıyan, para hesabını tutan kimse. Vekilharç. |
| KİSEF: | (Kisf. C.) Kıt'alar, parçalar, kısımlar. |
| KİSFE: | (C.: Kisef) Kısım, cüz, parça, bölüm. |
| KİSKİS: | Taşın ve toprağın ufağı. |
| KİSR: | Üstünde eti çok olmayan kemik. * Çadır eteği. |
| KİSRA: | Husrevden muarreb veya galat olan bu isim Sa'sâniler sülâlesinden olan Eski İran padişahlarına ve bilhassa Nevşirvan'den sonrakilere verilmiş olup, Rum imparatorlarına Kayser, Çin hükümdarlarına Fağfur ve Hakan denildiği gibi, bunlara da Kisra denilirdi. |
| KİSRE: | (C: Kiser) Ekmek parçası. * Parçalanmış olan şeyin bir parçası. |
| KİST: | f. Kimdir? (mânâsına soru edâtı) |
| KİSVE: | Elbise. Kılık. Hususi kıyafet. Küsve. Kisbet. |
| KİSVE-İ İLMİYE: | İlim adamlarına, hocalara âit elbise. |
| KİSVET: | Elbise. * Özel kıyâfet. * Yağlı güreş yapan pehlivanların giydikleri, meşinden ve dar paçalı olan pantolon. Kisbet. |
| MAKİS: | (Mâkise) Durup dinlenen, duraklayıp eğlenen. |
| MAKÎS: | (Kıyas. dan) Kıyas edilebilen. Benzetilebilen. |
| MAKİS: | Öşür ve vergi toplayan kimse. |
| MEKÎS: | Vakarlı. Onur sahibi. Ciddi ve ağırbaşlı kimse. |
| MU'TEKİS: | (Aks. den) Tersine çevrilmiş. Aksolunmuş. |
| MÜN'AKİS: | Akseden, geri dönmüş, bir yere çarpıp geri gelen. |
| MÜNTEKİS: | Başaşağı dönen. Tersine yuvarlanan. |
| MÜTEAKİS: | Tersine dönmüş. Birbirine zıd. |
| MÜTEAKKİS: | (Aks. den) Tersine dönen, ma'kus olan. |
| MÜTENEKKİS: | Ters dönüp başaşağı olan kimse. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| KİSA : | Halı, seccâde. Yünden yapılan elbise. |
| KİBA : | Süprüntü. |