Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| KA': | (C.: Akva') Düz yer. |
| KA'B: | Topuk kemiği, ayak bileği, aşık kemiği. Mc: Şan, şeref, mecd, büyüklük. Geo: Sekiz yüzlü, sekiz köşeli (mükâb) cisim. |
| KA'B: | (Ölm: Hi: 32) Yahudi âlimlerinden olup İsrailiyatı İslâmiyet'e en çok aktaranlardan biridir. Hz. Ebubekir devrinde Müslüman olmuştur. Sa'lebi ve Kisai gibi İslâm tarihçileri ondan çok rivayetlerde bulunmuşlardır. |
| KA'B: | (C.: Kıâb) Ağaç çanak. |
| KA'B: | Yemek yemek. Su içmek. |
| KÂ'BE: | (Kâbe) Dünyanın en kudsi ma'bedi. Beytullah, Beyt-ül Ma'mur, Beyt-ül Atik. Bütün mü'minlerin ibâdet esnâsında yöneldikleri merkez. Dört köşe olduğu için Kâbe denir. Bu mukaddes makamın etrafına Mescid-ül Haram ismi verilir. İçinde bir kısım olarak Makam-ı İbrahim mevcuddur. Burası İbrahim Aleyhisselâm'ın Kâbe'yi bina ederken, yahut insanları hacca davet ederken, üzerine çıktığı taşın bulunduğu yerdir. Tavaf namazı burada kılınır. Kâbe'nin ilk inşası Hz. Âdem (A.S.) tarafından olduğuna dair rivayetler vardır. Bedahetle malûm olan ise; Sahih-i Buharî Tercümesine ve çok kıymetli delillere binaen İbrahim ve İsmail Aleyhisselâmlar inşa etmişlerdir. Bu husus âyet-i kerime ile de sâbittir.(Beyt-ül Muazzam'ın âmir-i inşası: Allah-ü Zülcelil; mübelliği ve mühendisi: Cibril; ilk bânisi: İbrahim Halil, muavini de İsmail olduğu en sahih rivayet olarak kabul edilmek icabeder... diye Sahih-i Buharî Tercümesinde Hâfız İbn-u Kesir'den nakledilmiştir.) Kâbe kıblegâhtır. Üzerine farz olan müslümanların, hacc zamanında gidip ziyaret etmeleri icabeden en mühim ve en büyük mabedimiz. |
| KÂ'BE-İ KEMALÂT: | Kemâlât kâbesi. Yâni herkesin teveccüh etmesi gereken en yüksek kemalât merkezi. |
| KÂ'BET-ÜL ÂMÂL: | İsteklerin ve emellerin yönelmiş olduğu yer. |
| KÂ'BET-ÜL ULYÂ: | şerefi ve kudsiyyeti pek yüksek Kâbe. |
| KA'BERÎ: | Ailesine, arkadaşına, yoldaşına, kabilesine ve halkına katılık eden, kötü ahlâklı kişi. |
| KÂ'BETEYN: | İki Kâbe. Mekke-i Mükerreme'deki Kâbe-i Muazzama ile, Kudüs'teki Mescid-i Aksâ. |
| KA'D: | Çuval. |
| KA'DE: | Bir defa oturuş. Oturma. Ist: Namazdaki bir defa oturuş. Teşehhüd için, Ettahiyyâtü duâsını okumak maksadı ile olan oturuş. Birinci oturuşa Ka'de-i ulâ, ikinciye de Ka'de-i âhire denir. |
| KA'DEL: | Yağhane sepeti. |
| KA'F: | (C.: Kıâf) Ayağı sert olarak basmak. Ayak ile toprağı yerinden koparıp küremek. Kap içindeki suyun tamamını içmek. Koparmak. |
| KA'K: | Kuru ekmek. Peksimet. |
| KA'KA: | Kuru, yâbis. Meşakkatli yol. Yemame'den Kûfe'ye giden geniş yol. |
| KA'KA': | Korkak, zayıf kişi. |
| KA'KAA: | Silâh çatırtısı. Kılınç veya süngü gibi silâhların birbirine çarpmasından çıkan ses. |
| KA'KEA: | Men'etmek, engel olmak. Hapsetmek. |
| KA'M: | (C.: Kiâm) Devenin ağzını bağladıkları şey. İçinde silah saklanan kap. Bağlamak. Öpmek. |
| KA'R: | Derinlik. Dip. Her şeyin dibi. Nihâyet. Yemeği dipten yemek. Çalmak. koparmak. |
| KA'R-I NÂ-YÂB: | Dibi bulunmayacak derecede derin olan. |
| KA'R: | Karnı yemekten dolmak. Arkası yağlı olmak. |
| KA'S: | Ölüm, mevt. |
| KA'S: | (C: Kiâs) Parmak kemiği. |
| KA'S: | Çirkin kokulu toprak. |
| KA'SA: | Devamlı olarak yerinde sabit olan kadın. Arkası içerisine girdiğinden arkasını yere koyamayan kadın. |
| KA'SEB: | Büyük karınlı, kalın. |
| KA'SELE: | Yürürken bir ayağını yere sürüyüp tozutmak. |
| KA'SERE (KA'SERÂ): | Yoğun, sağlam, kalın, katı. |
| KA'Ş: | (C.: Kuuş) Ağacın başını çekip eğmek. Cem etmek, toplamak. Kadınların bindiği merkep. |
| KA'T: | Kısa boylu kimse. |
| KA'VA': | İncikleri ince olan kadın. |
| KA'VE: | Evin ortası. |
| KA'Z: | Keçi ve sığırın, ağacın başını çekip kendine eğmesi. |
| İçerisinde 'KA'' geçenler | |
| İçerisinde 'KA'' geçen ifade bulamadık | |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| KA' : | (C.: Akva') Düz yer. |