Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| KAİD: | (A, uzun okunur) Süren. Sevkeden. Koyunların önünden giden ve "Küsem" denilen koyun. Yedeğine alıp çeken. Çavuş. Serasker, kumandan. Sıradağ. Geniş ark. |
| KAİD: | (Kuud. dan) Oturan, oturucu, oturmuş. |
| KAÎD: | (C.: Kavayid) Çekirge. Ulu, yüce kişi. |
| KAİDAN: | (Kaid. C.) Kumandanlar, komutanlar, seraskerler. |
| KAİDE: | Esas. Temel. Düstur. Nizam. Yol. Ayaklık. Dip taraf. Bir şeyin meydana gelmesine şart ve düstur olan husus. Bir ilim ve fennin düsturlarından her biri. Fık: Hayızdan ve çocuktan kesilmiş kadın. |
| KAİDE-İ KÜLLİYE: | Açık ve sarih olan kaide ve hüküm. Herşey hakkında tatbik edilebilen, umumi kaide. |
| KAİDE-İ RABT: | Bağlama kaidesi, bağlama cümlesi. |
| KAİDEN: | Oturarak, oturduğu hâlde. |
| KAİDEŞİKEN: | f. Kaide ve usullere uymayarak. Kuralları çiğniyerek. |
| KAİDEŞİKENÂNE: | f. Usul ve kaideye riayet etmeyerek, kuralları çiğneyerek, kaideyi bozarak. |
| KAİDETEN: | Kaide ve hükümlere göre. Kurala uygun olarak. |
| KAİDEVÎ: | Kaide ve kural ile alâkalı. Mat: Tabana ait. |
| KAİD-ÜL CEBEL: | Dağın çıkıntısı, burnu. |
| KAİD-ÜL CEYŞ: | Orduyu, askeri idare ve sevkeden. Kumandan. Serasker. |
| İçerisinde 'KAİD' geçenler | |
| AKAİD: | (Akide. C.) Akideler. İtikad olunan hakikatlar. İtikada dâir kaziye ve hükümler, esaslar.(Akaidî ve imanî hükümleri kavi ve sabit kılmakla meleke haline getiren, ancak ibadettir. Evet, Allah'ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden sakınmaktan ibaret olan ibadetle vicdanî ve aklî olan imani hükümler terbiye ve takviye edilmezse, eserleri ve te'sirleri zayıf kalır. Bu hale, Alem-i İslâmın hâl-i hazırdaki vaziyeti şahittir. İ.İ) |
| AKAİD-İ DİNİYE: | Dini akideler. İmâni esaslar.(Ben tahmin ediyorum ki: Eğer şeyh Abdulkadir-i Geylâni (R.A.) ve Şah-ı Nakşibend (R.A.) ve İmâm-ı Rabbâni (R.A.) gibi zâtlar bu zamanda olsa idiler; bütün himmetlerini hakaik-ı imâniyyenin ve akaid-i İslâmiyyenin takviyesine sarfedeceklerdi. Çünkü, saadet-i ebediyyenin medârı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyyeye sebebiyet verir. M.) |
| ALE-L-KAİDE: | (Ka, uzun okunur) Kurala, kaideye göre. |
| HAKAİD: | (Hakd. C.) Kinler, garezler, hasedler. |
| KAİDAN: | (Kaid. C.) Kumandanlar, komutanlar, seraskerler. |
| KAİDE: | Esas. Temel. Düstur. Nizam. Yol. Ayaklık. * Dip taraf. * Bir şeyin meydana gelmesine şart ve düstur olan husus. * Bir ilim ve fennin düsturlarından her biri. * Fık: Hayızdan ve çocuktan kesilmiş kadın. |
| KAİDE-İ KÜLLİYE: | Açık ve sarih olan kaide ve hüküm. Herşey hakkında tatbik edilebilen, umumi kaide. |
| KAİDE-İ RABT: | Bağlama kaidesi, bağlama cümlesi. |
| KAİDEN: | Oturarak, oturduğu hâlde. |
| KAİDEŞİKEN: | f. Kaide ve usullere uymayarak. Kuralları çiğniyerek. |
| KAİDEŞİKENÂNE: | f. Usul ve kaideye riayet etmeyerek, kuralları çiğneyerek, kaideyi bozarak. |
| KAİDETEN: | Kaide ve hükümlere göre. Kurala uygun olarak. |
| KAİDEVÎ: | Kaide ve kural ile alâkalı. * Mat: Tabana ait. |
| KAİD-ÜL CEBEL: | Dağın çıkıntısı, burnu. |
| KAİD-ÜL CEYŞ: | Orduyu, askeri idare ve sevkeden. Kumandan. Serasker. |
| MEKAİD: | (Mekide. C.) Hileler, aldatmalar, düzenler, dalavereler. |
| MÜTEKAİD: | Tekaüd olan. Emekli. |
| MÜTEKAİDÎN: | (Mütekaid. C.) Emekliler, emekliye ayrılmış olanlar. |
| NA-BEKAİDE: | f. Kural ve kaideye uymayan. Kaidesiz, kuralsız, nizamsız. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| KAİDAN : | (Kaid. C.) Kumandanlar, komutanlar, seraskerler. |
| KAİB : | (C.: Kevâib) Tomurcuk memeli kız. |
| KA' : | (C.: Akva') Düz yer. |