Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| KABE: | Usanmak, bıkmak. Kırılmak. |
| KABE: | Yumurta. |
| KABELE: | (C.: Kıbel) Göz boncuğu. |
| KABES: | Ateş parçası. Ateş şulesi. Öğretmek. Öğrenmek. |
| KABET: | Kederli ve ıztırablı olma. |
| İçerisinde 'KABE' geçenler | |
| AKABE: | (C.: Akabât) Bâdire. Sarp ve çıkılması müşkül yokuş. * Tehlikeli geçit. Dar ve iki tarafı pusu yeri olan boğaz. * Muhatara, tehlike. * Hastalığın veya başka bir halin en tehlikeli ve korkulur süresi. * Kızıldenizin kuzey ucunda, Süveyş'in doğu tarafında bulunan dar bir körfezin ismi. |
| AKABE BİATI: | Nübüvvetin 11. senesinde Mekke'nin haricindeki Akabe denilen yerde Medine ahalisinden bir cemaatın, Hz. Peygamber'le (A.S.M.) gürüşüp konuşarak İslâm'ı kabul ve tasdik ettikleri biat hâdisesi. |
| ASKABE: | Küçük salkım. |
| BEDEL-İ RAKABE: | Huk: Kölenin sahibi tarafından azad edilmesi için, şahsı yerine geçen kıymeti veya nefsi karşılığında vermeyi kabullendiği ıtk veya kitabet akçesi. |
| BİLMUKABELE: | Karşılıklı. Karşılık olarak. Mukabil olarak. |
| HALKABEGUŞ: | f. Kulağı küpeli, kulağı halkalı. * Mc: Köle, esir. |
| HALKABEND: | f. Toplanıp yuvarlak meydana gelecek şekilde oturma. |
| İRKÂBEN: | Bindirerek, irkâb suretiyle. |
| KABELE: | (C.: Kıbel) Göz boncuğu. |
| KABES: | Ateş parçası. * Ateş şulesi. * Öğretmek. * Öğrenmek. |
| KABET: | Kederli ve ıztırablı olma. |
| MENKAB (MENKABE): | (C: Menâkıb) Dağ arasında olan yol. * Dar yol. * Güzel hareket ve fiil. * Delik açılacak yer. |
| MENKABE: | Meşhur kimselerin ahvâline dair hayat hikâyesi. Kıssa. Hikâye. Menkıbe. |
| MUAKABE: | Bir kimseyi cezalandırma. Cezaya çarpma. |
| MUKABEDE: | şiddet ve zahmet vermek. |
| MUKABELE: | Karşılık, karşılamak. * Mücadele. * Karşılaştırmak. Karşılıklı yapılan iş, karşılıklı yapılan okuma. * Camide Kur'ân-ı Kerimi okuyup halka dinletmek.* Yüz yüze olmak. * Düşmanın şerrinden kurtulmak ve onun şiddetini kaldırmak için onu yıldıracak tedbirde bulunmak. |
| MUKABELE-İ BİLHURUF: | Söz ile konuşmak ve hakikatı müdafaa etmek suretiyle karşı çıkıp mukabele etmek. (Bak: Muaraza-i bilhuruf) |
| MUKABELE-İ BİLMİSİL: | Karşılaştığı aynı muameleyi sahibine iade etmek, o kimseye aynı muameleyi yapmak. Mukabil hareketi karşısındakine icra etmek. |
| MUKABELE-İ BİSSÜYUF: | Silâha, kılınca sarılmak suretiyle karşı koymak. |
| MUKÂBELE: | Hapsetmek. * Sonraya bırakmak, tehir etmek. * Meşveret etmek, danışmak. * Bir kimsenin evi yanında bir ev satıldığında; "başka kimse satın alsın, ben ondan şüf'a yolu ile alayım" diye şirâsına muhtaç iken tehir etmek. |
| MURAKABE: | Kontrol etmek. İnceleyip vaziyeti anlamak. Teftiş etmek. * Kendini kontrol etmek. İç âlemine bakmak. Gözetmek. * Hıfz etmek. * Beklemek. İntizar. * Dalarak kendinden geçmek. * Tas: Kendisini tamamen nâfile ibâdet ve itaate vermek için mâbede kapanmak. |
| MÜKÂBEDE: | Eklemek, kendine bir şey ilâve etmek. * Bir işten zorluk görmek. |
| MÜKÂBERE: | (Kibr. den) Kendi sözünün haksızlığını ve karşısındakinin doğruluğunu bildiği hâlde kabul etmemek ve nizâ çıkarmak, kavga etmek. Kendini büyük görmek.(Hilkat-ı kâinatta bir hikmet-i tâmme görünüyor. Evet inayet-i ezeliyenin timsali olan hikmet-i İlâhiyye, kâinatın umumunda gösterdiği maslahatların riâyeti ve hikmetlerin iltizamı lisanı ile saadet-i ebediyeyi ilân eder. Çünkü, saadet-i ebediyye olmazsa, şu kâinatta bilbedahe sâbit olan hikmetleri, fâideleri mükâbere ile inkâr etmek lazım gelir... S.) |
| MÜKÂBESE: | Çukur doldurmak. |
| NEKÂBET: | Dönme, vazgeçme, cayma. |
| NEKABET: | Muayyen zümrelerin başları. * Bir topluluğun vaziyetlerine nezâret etmek, kontrol. |
| NEKABET-İ ULEMÂ: | Âlimlerin başı olma. |
| NİKABE (NEKABE): | Kâhyalık. * Ululuk. |
| NİKÂBET: | Rüzgârın ters yönlerden esmesi. |
| RAKABE: | Ense kökü, boyun. * Kul, köle, câriye. |
| REKABET: | Kıskanmak. * Hıfzetmek. * Gözetmek. * Terakkub üzere olmak, başkalarından ileri geçmeğe çalışmak, benzerleriyle üstünlük yarışına çıkmak. * Kendi işini yürütmeğe çalışmak. |
| TAHRİR-İ RAKABE: | Köle veya cariye azad etme. |
| UKABEYN: | İşkence veya asmak için dikilen iki tane dar ağacı. * Kovayı muhafaza etmek için kuyu içinde olan yumru taş. * Kuyu duvarı arasına koyulan saksı parçası. * Havuz içinde akan suyun yolu. * Büyük ilim. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| KABELE : | (C.: Kıbel) Göz boncuğu. |
| KAB : | Çok eski devir silâhlarından olan yayın kabzası (tutacak yeri) ile köşesi arasındaki mesafe, her "yay" da "iki kab" olan miktar. |
| KA' : | (C.: Akva') Düz yer. |