Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
KADÎ: Hâkim. Peygamber (A.S.M.) nâmına suçluyu ve suçsuzu ayırıp şeriatla hükmeden hâkim.
Kaza eden.
KADÎ-ÜL HÂCÂT: Bütün ihtiyaçları yerine getiren Hâkim. Allah (C.C.)
KADİ-L KUDAT: Kadıların kadısı. En büyük kadı. Kazasker veya şeyhül islâm makamında bulunan kimse.
KADÎB: (C.: Kıdbân) İnce ve düz fidan, dal veya çubuk.
Erkeklik âleti.
KADÎD: Kurutulmuş et.
Pek zayıf, kuru ve çelimsiz insan.
Etleri dökülmüş olup yalnız kemikten ibaret olan gövde. İskelet.
KADİH(A): (Kadh. dan) Bir kimse hakkında kötü söz söyleyen. Zemmedici, çekiştirici, kötüleyici.
KADÎH: Tencere dibinde arta kalan.
KADÎ İYAZ: Lâkabı: Ebu-l Fadl bin Musa el Yahsabî'dir. Muhaddislerin meşhurlarından ve edebiyatçılardan olup, 476 hicrî tarihinde Site kasabasında doğmuş, sonra Endülüse geçerek Kurtuba'da ve diğer ilim merkezlerinde ilim tahsili yapmıştır. Daha sonra Site kasabasında uzun bir zaman durmuş, bir ara Garnata şehrinde kadılık yapıp, son ömrünü geçirdiği Merakiş şehrine gidip hicri 544 tarihinde vefat etmiştir. Te'lifatı pek çoktur. Kitab-ül İkmâl, Envâr-ül Meşârik, Ettenbihat kitapları hadis ilminde meşhurdur.
KADİM: (A, uzun okunur) Ayak basan. Ulaşan. Varan.
Azanın mukaddemesi olan insanın başı.
KADÎM: Eski zaman.
Başlangıcı olmayan. Uzun zamandan beri var olan.
Evveli bilinmeyen hâl ve keyfiyet.
KADİME: Ordunun ileri karakolu.
Kuşun kanadının ön tarafındaki uzun tüyleri.
KADÎMEN: Eskiden beri. Kadim olarak.
KADÎMÎ: Eskiden beri var olan. Eski.
KADÎ NAİBİ: Kadıların (hâkimlerin), gitmedikleri yerlere gönderdikleri vekiller.
KADİR: Bir işi yapmaya gücü yeten. Kudret sâhibi ve herşeye kudreti yeten. (Allah C.C.)
KADÎR: Mukaddir. Muktedir. Kudreti mutlak olan ve her hususa muktedir olan. Nihayetsiz kudret sahibi. (Allah C.C.)(İnsan kâinatın ekser envâına muhtaç ve alâkadardır. İhtiyâcâtı âlemin her tarafına dağılmış; arzuları ebede kadar uzanmış. Bir çiçeği istediği gibi, koca bir baharı da ister. Bir bahçeyi arzu ettiği gibi ebedî Cenneti de arzu eder. Bir dostunu görmeğe müştak olduğu gibi, Cemil-i Zülcelâli de görmeğe müştaktır. Başka bir menzilde duran bir sevdiğini ziyâret etmek için o menzilin kapısını açmağa muhtaç olduğu gibi, berzaha göçmüş yüzde doksandokuz ahbabını ziyâret etmek ve firak-ı ebediden kurtulmak için koca dünyanın kapısını kapayacak ve bir mahşer-i acâib olan âhiret kapısını açacak, dünyayı kaldırıp âhireti yerine kuracak ve koyacak bir Kadir-i Mutlakın dergâhına ilticaya muhtaçtır. İşte şu vaziyette bir insana Hakiki Ma'bud olacak; yalnız her şeyin dizgini elinde, her şeyin hazinesi yanında, her şeyin yanında nâzır, her mekânda hâzır, mekândan münezzeh, acizden müberra, kusurdan mukaddes, nakıstan muallâ bir Kadir-i Zülcelâl, bir Rahim-i Zülcemâl, bir Hakim-i Zülkemâl olabilir. S.)
KADİR ALAYI: Tar: Kadir gecesi padişahların saraydan çıkıp, civardaki camilerden birinde namaz kılmaları münâsebetiyle yapılan merâsim.
KADİR-AŞİNA: Değer ve kadir bilen.
KADİRDAN: f. Kadirbilir. Değerbilir.
KADİR-DANLIK: Kadirbilirlik. Herkesin mertebesini bilip ona göre muamele yapan. Kadir ve kıymet bilen.
KADİR-ENDAZ: f. İyi ok atan ve attığı her oku hedefe isâbet ettiren kimse.
KADİR GECESİ: (Bak: Leyle-i Kadir)
KADİRÎ: Abdülkadir-i Geylanî Hazretlerinin yolunda olan, onun tarikatına mensub. olan. (Bak: Geylanî)
KADİR-ŞİNAS: f. Kıymet ve değerden anlayan. Değerli kimseleri tanıyabilen.
KADİYE: Azlık. Az cemaat.
KÂDİYE: Soğuk.
Afet, belâ.
İçerisinde 'KADÎ' geçenler
ABDULKADİR: Allah'ın kulu.
ABDULKADİR-İ GEYLANÎ: (Bak: Geylânî)
ADÜVV-İ KADİM: Eski düşman.
EKADİH: (Kıdh. C.) Kıdhlar, oklar.
EZ-KADİM: f. Eskiden, önceleri.
EZMİNE-İ KADİME: Eski zamanlar.
HADÎN-İ KADÎM: Eski dost.
HEYÂKİL-İ KADÎME: Eski heykeller.
HÜKEMÂ-İ KADİME: Eski filozoflar.
İ'TİKADÎ: İtikad ve inançla alâkalı.
İ'TİKADİYAT: İtikada ait mes'eleler.
KADÎ-ÜL HÂCÂT: Bütün ihtiyaçları yerine getiren Hâkim. Allah (C.C.)
KADİ-L KUDAT: Kadıların kadısı. En büyük kadı. Kazasker veya şeyhül islâm makamında bulunan kimse.
KADÎB: (C.: Kıdbân) İnce ve düz fidan, dal veya çubuk. * Erkeklik âleti.
KADÎD: Kurutulmuş et. * Pek zayıf, kuru ve çelimsiz insan. * Etleri dökülmüş olup yalnız kemikten ibaret olan gövde. İskelet.
KADİH(A): (Kadh. dan) Bir kimse hakkında kötü söz söyleyen. Zemmedici, çekiştirici, kötüleyici.
KADÎH: Tencere dibinde arta kalan.
KADÎ İYAZ: Lâkabı: Ebu-l Fadl bin Musa el Yahsabî'dir. Muhaddislerin meşhurlarından ve edebiyatçılardan olup, 476 hicrî tarihinde Site kasabasında doğmuş, sonra Endülüse geçerek Kurtuba'da ve diğer ilim merkezlerinde ilim tahsili yapmıştır. Daha sonra Site kasabasında uzun bir zaman durmuş, bir ara Garnata şehrinde kadılık yapıp, son ömrünü geçirdiği Merakiş şehrine gidip hicri 544 tarihinde vefat etmiştir. Te'lifatı pek çoktur. Kitab-ül İkmâl, Envâr-ül Meşârik, Ettenbihat kitapları hadis ilminde meşhurdur.
KADİM: (A, uzun okunur) Ayak basan. Ulaşan. Varan. * Azanın mukaddemesi olan insanın başı.
KADÎM: Eski zaman. * Başlangıcı olmayan. Uzun zamandan beri var olan. * Evveli bilinmeyen hâl ve keyfiyet.
KADİME: Ordunun ileri karakolu. * Kuşun kanadının ön tarafındaki uzun tüyleri.
KADÎMEN: Eskiden beri. Kadim olarak.
KADÎMÎ: Eskiden beri var olan. Eski.
KADÎ NAİBİ: Kadıların (hâkimlerin), gitmedikleri yerlere gönderdikleri vekiller.
KADİR: Bir işi yapmaya gücü yeten. Kudret sâhibi ve herşeye kudreti yeten. (Allah C.C.)
KADÎR: Mukaddir. Muktedir. Kudreti mutlak olan ve her hususa muktedir olan. Nihayetsiz kudret sahibi. (Allah C.C.)(İnsan kâinatın ekser envâına muhtaç ve alâkadardır. İhtiyâcâtı âlemin her tarafına dağılmış; arzuları ebede kadar uzanmış. Bir çiçeği istediği gibi, koca bir baharı da ister. Bir bahçeyi arzu ettiği gibi ebedî Cenneti de arzu eder. Bir dostunu görmeğe müştak olduğu gibi, Cemil-i Zülcelâli de görmeğe müştaktır. Başka bir menzilde duran bir sevdiğini ziyâret etmek için o menzilin kapısını açmağa muhtaç olduğu gibi, berzaha göçmüş yüzde doksandokuz ahbabını ziyâret etmek ve firak-ı ebediden kurtulmak için koca dünyanın kapısını kapayacak ve bir mahşer-i acâib olan âhiret kapısını açacak, dünyayı kaldırıp âhireti yerine kuracak ve koyacak bir Kadir-i Mutlakın dergâhına ilticaya muhtaçtır. İşte şu vaziyette bir insana Hakiki Ma'bud olacak; yalnız her şeyin dizgini elinde, her şeyin hazinesi yanında, her şeyin yanında nâzır, her mekânda hâzır, mekândan münezzeh, acizden müberra, kusurdan mukaddes, nakıstan muallâ bir Kadir-i Zülcelâl, bir Rahim-i Zülcemâl, bir Hakim-i Zülkemâl olabilir. S.)
KADİR ALAYI: Tar: Kadir gecesi padişahların saraydan çıkıp, civardaki camilerden birinde namaz kılmaları münâsebetiyle yapılan merâsim.
KADİR-AŞİNA: Değer ve kadir bilen.
KADİRDAN: f. Kadirbilir. Değerbilir.
KADİR-DANLIK: Kadirbilirlik. Herkesin mertebesini bilip ona göre muamele yapan. Kadir ve kıymet bilen.
KADİR-ENDAZ: f. İyi ok atan ve attığı her oku hedefe isâbet ettiren kimse.
KADİR GECESİ: (Bak: Leyle-i Kadir)
KADİRÎ: Abdülkadir-i Geylanî Hazretlerinin yolunda olan, onun tarikatına mensub. olan. (Bak: Geylanî)
KADİR-ŞİNAS: f. Kıymet ve değerden anlayan. Değerli kimseleri tanıyabilen.
KADİYE: Azlık. Az cemaat.
KÂDİYE: Soğuk. * Afet, belâ.
KALKADİS: Siyah boya.
KANUN-U KADİM: Eski âdet.
KÂR-I KADİM: Eski zaman işi.
KELÂM-I KADİM: Kur'an-ı Kerim, Kadim kelâm.
MAKADİM: (Makdem. C.) Geri gelmeler. Dönüp gelmeler.
MAKADİR: (Ka, uzun okunur) Kuvvetler. Kudretler.
MAKADİR: Mikdarlar. Kısımlar. Ölçüler. * Muayyen ve mâlum olan kısımlar.
MEKADİR: (Bak: Makadir)
MİN-EL KADİM: Çok evvelden. Eskiden beri.
MÜTEKADİMÎN-İ ŞUARÂ: Eski şâirler.
MÜTEKADİM: Geçmiş bulunan, tekadüm eden.
MÜTEKADİMÎN-İ ŞUARÂ: Eski şâirler.
RESM-İ KADİM: Eski usûl.
SADİK-I KADİM: Eski dost.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
KADÎ-ÜL HÂCÂT : Bütün ihtiyaçları yerine getiren Hâkim. Allah (C.C.)
KAD : Gr : İsmiyye veya harfiyye olan bir kelimedir. İsmiyye olduğunda iki vecihle kullanılır. yerine muzari olur. Yetişir, kifayet eder mânasınadır. Yahut kelimesine müradif isim olur. Harfiyye olduğunda dâhil olduğu fiil, tahkik, ümid, rica, intizar, yakınlık, azlık veya çokluk ifade edebilir.
KA' : (C.: Akva') Düz yer.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...