Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
KAK: Uzun, tavil.
Alaca karga.
KAKUM: Kürkü makbul bir cins kedi.
KAKUNC: Kanbel otu. (İt üzümünün bir nevidir.)
KAKUZE: (C.: Kavâkiz) Boş maşrapa.
KAKÜL: (Kâgül) f. Alnın üzerine sarkıtılan kısa kesilmiş saç.
İçerisinde 'KAK' geçenler
AKAK: (C.: Akâık ) Saksağan kuşu.
AKAK: Sıcak çok olmak.
AKAKİR: (Akkar. C.) Tıb: İlaç yerine kullanılan nebâtî kökler.
BİLİSTİHKAK: Lâyıkıyla, liyakatı olarak. Hakkıyla. Haklı olarak.
DEKAKİN: (Dükkân. C.) Dükkânlar.
DIKAK: Herşeyin ufalmışı, incesi, kırıntısı. * Şirden adı verilen bağırsak.
DUKAK: (C.: Dekâyık) İnce nesne. * Un. * Zor, güç.
FAKAKA: Ahmak adam.
FAKAKI': Su üstünde olan kabarcıklar.
FİKAK (FEKÂK): Halas, kurtulma. * Bir şeyin karşılığında verilen şey.
HAKKÂK: Hakkeden. Mühür vesair kazıyan.
HAKKÂKÎ: Mühür ve saire kazıma, hakkâklık.
HAKKAK: Hokkacı, kutucu.
HÜKAKE: Kazılan şeyin kazıntısı, talaşı veya yongası.
İDKAK: (Dekik. den) Ezme, ufaltma, küçültme.
İFTİKAK: (Fekk. den) Rehinden kurtarma, rehinden çıkarma.
İHKAK: Mazlumun hakkını zâlimden almak. Hakkı yerine getirmek. Hak ile hasmına galib olmak.
İHKAK-I HAK: Haklıya hakkını vermek. Hakkı, usülü dairesinde yerine getirmek.
İHTİKAK: Hakkını istemek. Niza' etmek. Birbirine husumet etmek. Hapseylemek. * Fık: İki taraftan her birinin haklı olduğunu iddia etmesi.
İHTİKAK: (Hikke. den) Sürtünüp kaşınma.
İNFİKAK: Yerini terk etme. Yerinden ayrılma. * Ayrı düşme. * Çözülme.
İHHİKAK: Kördüğüm olma. * Mc: Sıkışıp kalma. Halledilmeyip çözülmez hale gelme.
İNHİKAK: Kaşınma.
İNŞİKAK: İkiye ayrılma. Çatlama. Yarılma.
İNŞİKAK-I ASÂ: Değneğin kırılması. * Mc: İhtilaf, karışıklık, ikilik. Birliğin bozulması.
İNŞİKAK-I KAMER: Ay'ın parçalanması. Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü vesselâmın mu'cizesi eseri olarak gökte ay'ın en parlak olduğu bir zamanda ikiye ayrılması. (...Hem Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) mütevatir ve kat'i bir mu'cize-i kübrası "Şakk-ı Kamer" dir. Evet, şu "İnşikak-ı Kamer" çok tariklerle mütevatir bir surette, İbn-i Mes'ud, İbn-i Abbas, İbn-i Ömer, İmâm-ı Ali, Enes, Huzeyfe gibi pek çok eâzım-ı sahâbeden müteaddid tariklerle haber verilmekle beraber, Nass-ı Kur'an ile $ âyeti, o mu'cize-i kübrâyı âleme ilân etmiştir. O zamanın inatçı Kureyş müşrikleri, şu âyetin verdiği habere karşı inkâr ile mukabele etmemişler, belki yalnız "sihirdir" demişler. Demek kâfirlerce dahi Kamerin inşikakı kat'idir. M.)
İNŞİKAK SURESİ: Kur'an-ı Kerim'in 84. Suresi olup İnşakkat suresi de denir. Mekkî'dir.
İRKAK: Köle edinme. Cariye veya köle satın alma. * İnciltme.
İRTİKAK: Söz gücü olan kimsenin, söz söylemekten âciz kalması.
İSTİDKAK: İncelemek, dakik olmak.
İSTİHKAK: Kazanılan şey, hak edilen. * Hakkını almak. Hakkını istemek.
İSTİHKAK-I HARS: Huk: Bir yerde ziraatçılık yapma hakkına sahib olma.
İSTİKAK: Bitkilerin sık ve çok olmalarından dolayı birbirine dolaşık olmaları.
İSTİRKAK: (Rıkk. dan) Harbde düşman tarafından esir alma. * Köle edinme, bir kimseyi kendine köle olarak alma.
İŞTİKAK: Türemek. Bir kökten ayrılan kelimelerin asılları ve birbirleri ile olan münâsebetleri, meydana gelişleri. * Çatallaşmak. Yarılmış bir şeyin bir şıkkını almak. * Edb: Aynı kökten türemiş olan birkaç kelimeyi bir araya getirme sanatı. Misaller:(Edipler edepli olmalı, hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddib olmalı. İk.M.)(Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem. Mehmed Akif)
IKAK: Tırnaklı hayvanların gebeleri.
ISTIKAK: Tokuşmak.
KAKUM: Kürkü makbul bir cins kedi.
KAKUNC: Kanbel otu. (İt üzümünün bir nevidir.)
KAKUZE: (C.: Kavâkiz) Boş maşrapa.
KAKÜL: (Kâgül) f. Alnın üzerine sarkıtılan kısa kesilmiş saç.
MA-BİHİ-L-İSTİHKAK: Hak etme sebebi.
MİRKAK: Oklava.
MUHAKKAK(A): (Hakk. dan) Hakikatı ve gerçeği belli olmuş. Tahkik edilmiş. Doğru. * Mutlaka ne olursa olsun.
MURAKKAK: (Rikkat. den) İnce. İncelmiş.
NAKAKA: Kurbağaların çağrışıp ötmeleri. * Tavuğun yumurtladığında ötüp gıdaklaması.
RAKAK: Üstü yumuşak, altı sert olan düz yer.
REKAKET: Kekeleme, dil tutukluğu. * Sözün kusurlu oluşu. Belagattan mahrum olmak. * Zayıf ve ince olmak, yufka olmak. * El ile cismin hacmi ve cüssesini anlamak için yoklamak. * Gevşeklik, zayıflık, dermansızlık.
RIKAK: Yer yarığı.
RUKAK: Yufka ekmeği.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
KAKUM : Kürkü makbul bir cins kedi.
KA' : (C.: Akva') Düz yer.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...