| Kelime | Anlam |
|---|
| KAK: | Uzun, tavil. Alaca karga. |
| KAKUM: | Kürkü makbul bir cins kedi. |
| KAKUNC: | Kanbel otu. (İt üzümünün bir nevidir.) |
| KAKUZE: | (C.: Kavâkiz) Boş maşrapa. |
| KAKÜL: | (Kâgül) f. Alnın üzerine sarkıtılan kısa kesilmiş saç. |
| İçerisinde 'KAK' geçenler |
|---|
| AKAK: | (C.: Akâık ) Saksağan kuşu. |
| AKAK: | Sıcak çok olmak. |
| AKAKİR: | (Akkar. C.) Tıb: İlaç yerine kullanılan nebâtî kökler. |
| BİLİSTİHKAK: | Lâyıkıyla, liyakatı olarak. Hakkıyla. Haklı olarak. |
| DEKAKİN: | (Dükkân. C.) Dükkânlar. |
| DIKAK: | Herşeyin ufalmışı, incesi, kırıntısı. * Şirden adı verilen bağırsak. |
| DUKAK: | (C.: Dekâyık) İnce nesne. * Un. * Zor, güç. |
| FAKAKA: | Ahmak adam. |
| FAKAKI': | Su üstünde olan kabarcıklar. |
| FİKAK (FEKÂK): | Halas, kurtulma. * Bir şeyin karşılığında verilen şey. |
| HAKKÂK: | Hakkeden. Mühür vesair kazıyan. |
| HAKKÂKÎ: | Mühür ve saire kazıma, hakkâklık. |
| HAKKAK: | Hokkacı, kutucu. |
| HÜKAKE: | Kazılan şeyin kazıntısı, talaşı veya yongası. |
| İDKAK: | (Dekik. den) Ezme, ufaltma, küçültme. |
| İFTİKAK: | (Fekk. den) Rehinden kurtarma, rehinden çıkarma. |
| İHKAK: | Mazlumun hakkını zâlimden almak. Hakkı yerine getirmek. Hak ile hasmına galib olmak. |
| İHKAK-I HAK: | Haklıya hakkını vermek. Hakkı, usülü dairesinde yerine getirmek. |
| İHTİKAK: | Hakkını istemek. Niza' etmek. Birbirine husumet etmek. Hapseylemek. * Fık: İki taraftan her birinin haklı olduğunu iddia etmesi. |
| İHTİKAK: | (Hikke. den) Sürtünüp kaşınma. |
| İNFİKAK: | Yerini terk etme. Yerinden ayrılma. * Ayrı düşme. * Çözülme. |
| İHHİKAK: | Kördüğüm olma. * Mc: Sıkışıp kalma. Halledilmeyip çözülmez hale gelme. |
| İNHİKAK: | Kaşınma. |
| İNŞİKAK: | İkiye ayrılma. Çatlama. Yarılma. |
| İNŞİKAK-I ASÂ: | Değneğin kırılması. * Mc: İhtilaf, karışıklık, ikilik. Birliğin bozulması. |
| İNŞİKAK-I KAMER: | Ay'ın parçalanması. Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü vesselâmın mu'cizesi eseri olarak gökte ay'ın en parlak olduğu bir zamanda ikiye ayrılması. (...Hem Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) mütevatir ve kat'i bir mu'cize-i kübrası "Şakk-ı Kamer" dir. Evet, şu "İnşikak-ı Kamer" çok tariklerle mütevatir bir surette, İbn-i Mes'ud, İbn-i Abbas, İbn-i Ömer, İmâm-ı Ali, Enes, Huzeyfe gibi pek çok eâzım-ı sahâbeden müteaddid tariklerle haber verilmekle beraber, Nass-ı Kur'an ile $ âyeti, o mu'cize-i kübrâyı âleme ilân etmiştir. O zamanın inatçı Kureyş müşrikleri, şu âyetin verdiği habere karşı inkâr ile mukabele etmemişler, belki yalnız "sihirdir" demişler. Demek kâfirlerce dahi Kamerin inşikakı kat'idir. M.) |
| İNŞİKAK SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 84. Suresi olup İnşakkat suresi de denir. Mekkî'dir. |
| İRKAK: | Köle edinme. Cariye veya köle satın alma. * İnciltme. |
| İRTİKAK: | Söz gücü olan kimsenin, söz söylemekten âciz kalması. |
| İSTİDKAK: | İncelemek, dakik olmak. |
| İSTİHKAK: | Kazanılan şey, hak edilen. * Hakkını almak. Hakkını istemek. |
| İSTİHKAK-I HARS: | Huk: Bir yerde ziraatçılık yapma hakkına sahib olma. |
| İSTİKAK: | Bitkilerin sık ve çok olmalarından dolayı birbirine dolaşık olmaları. |
| İSTİRKAK: | (Rıkk. dan) Harbde düşman tarafından esir alma. * Köle edinme, bir kimseyi kendine köle olarak alma. |
| İŞTİKAK: | Türemek. Bir kökten ayrılan kelimelerin asılları ve birbirleri ile olan münâsebetleri, meydana gelişleri. * Çatallaşmak. Yarılmış bir şeyin bir şıkkını almak. * Edb: Aynı kökten türemiş olan birkaç kelimeyi bir araya getirme sanatı. Misaller:(Edipler edepli olmalı, hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddib olmalı. İk.M.)(Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem. Mehmed Akif) |
| IKAK: | Tırnaklı hayvanların gebeleri. |
| ISTIKAK: | Tokuşmak. |
| KAKUM: | Kürkü makbul bir cins kedi. |
| KAKUNC: | Kanbel otu. (İt üzümünün bir nevidir.) |
| KAKUZE: | (C.: Kavâkiz) Boş maşrapa. |
| KAKÜL: | (Kâgül) f. Alnın üzerine sarkıtılan kısa kesilmiş saç. |
| MA-BİHİ-L-İSTİHKAK: | Hak etme sebebi. |
| MİRKAK: | Oklava. |
| MUHAKKAK(A): | (Hakk. dan) Hakikatı ve gerçeği belli olmuş. Tahkik edilmiş. Doğru. * Mutlaka ne olursa olsun. |
| MURAKKAK: | (Rikkat. den) İnce. İncelmiş. |
| NAKAKA: | Kurbağaların çağrışıp ötmeleri. * Tavuğun yumurtladığında ötüp gıdaklaması. |
| RAKAK: | Üstü yumuşak, altı sert olan düz yer. |
| REKAKET: | Kekeleme, dil tutukluğu. * Sözün kusurlu oluşu. Belagattan mahrum olmak. * Zayıf ve ince olmak, yufka olmak. * El ile cismin hacmi ve cüssesini anlamak için yoklamak. * Gevşeklik, zayıflık, dermansızlık. |
| RIKAK: | Yer yarığı. |
| RUKAK: | Yufka ekmeği. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| KAKUM : | Kürkü makbul bir cins kedi. |
| KA' : | (C.: Akva') Düz yer. |