Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
KÂLA: f. Kumaş.
Ev eşyası, giyim eşyası.
Sermaye, anamal.
KALA: Buğz, adâvet.
KALAFAT: Geminin tahtalarının aralıklarını üstüpü vs. ile doldurup üzerine zift sürme işi.
Sahte süs, düzen.
KALAFAT: Vaktiyle Yeniçeri Ağasının giydiği kırmızı bir başlık.
KALAH: Diş sarılığı.
Sarık uzunluğu.
KALAİD: (Kılâde. C.) Gerdanlıklar.
Akarsular.
KALAİL: (Kalil. C.) Az şeyler, kaliller.
KALAK: Can sıkıntısı. Gönül darlığı. Kararsızlık.
Zahmet. Meşakkat.
KALALİB: (Kullâb. C.) Çengeller, kancalar. Uçları eğri olup bir şeyler asmağa yarayan demirler.
KALÂNİS: Takkeler, külâhlar.
KALÂNİSÎ: Takkeci.
KALANSUVE (KULENSİYE): (C.: Kalânis-Kalânis-Kılâs) Takke, külâh, kavuk. (Bak: Kalensüve)
KALANTOR: Zenginliğini göstermeye özenen kellifelli ve şişman adam.
KALAR: f. Büyük sel yarıntısı.
KALAVRA: Eskimiş meşin eşya veya yamalı ayakkabı.
KALAYE: Kilise odası.
İçerisinde 'KALA' geçenler
AKALA: Bir çeşit pamuk.
ASKALÂN: Şam diyârında bir şehrin adı. ("Arûs-üş Şam" da derler.)
EFÂZIL-I UKALÂ: Akıllıların en ileri gelenleri.
FEVKALÂDE: Âdetin fevkinde. Ayrıca, hususi surette. Bilinenlerin üstünde. Müstesna ve yüksek bir surette.
İBN-İ HACER-İ ASKALANÎ: (Hi: 773-852) Büyük hadis âlimidir. Şafiî mezhebinin meşhur fukahasından olup hadis üzerine çok eserleri vardır.
İSKALARYA: ing. Çarmıkların halat basamakları.
ISKALARA: Gemi arması merdiveni. * Harp gemilerinin sol taraflarındaki merasim merdiveni.
ISKALARİYA: Geminin üst kısmına çıkabilmek için iskele, yani merdiven teşkil etmek üzere çarmıhlara aykırı ve kazık bağı ile bağlanmış ince halatlar.
KALAFAT: Geminin tahtalarının aralıklarını üstüpü vs. ile doldurup üzerine zift sürme işi. * Sahte süs, düzen.
KALAFAT: Vaktiyle Yeniçeri Ağasının giydiği kırmızı bir başlık.
KALAH: Diş sarılığı. * Sarık uzunluğu.
KALAİD: (Kılâde. C.) Gerdanlıklar. * Akarsular.
KALAİL: (Kalil. C.) Az şeyler, kaliller.
KALAK: Can sıkıntısı. Gönül darlığı. Kararsızlık. * Zahmet. Meşakkat.
KALALİB: (Kullâb. C.) Çengeller, kancalar. Uçları eğri olup bir şeyler asmağa yarayan demirler.
KALÂNİS: Takkeler, külâhlar.
KALÂNİSÎ: Takkeci.
KALANSUVE (KULENSİYE): (C.: Kalânis-Kalânis-Kılâs) Takke, külâh, kavuk. (Bak: Kalensüve)
KALANTOR: Zenginliğini göstermeye özenen kellifelli ve şişman adam.
KALAR: f. Büyük sel yarıntısı.
KALAVRA: Eskimiş meşin eşya veya yamalı ayakkabı.
KALAYE: Kilise odası.
KÂMİL-İ UKALÂ: Kemalde olan mükemmel akıl sâhibleri. Akılların kâmili.
KULKALAN: Bir nevi ot.
MAKALAT: (Makale. C.) Makaleler. Söz ve yazılar. Bahisler.
MÜNAKALAT: Nakiller. Nakil işleri. Ulaştırma işleri.
SAKALAN: (Sakaleyn) İnsanlar ve cinler.
SÜKALA': (Sakil. C.) Ağırlar. Kabalar. Çirkinler. Sözü sohbeti çekilmeyen kimseler.
UKALA: (Âkıl. C.) Akıllılar. * Halk dilinde: Akıllılık iddia edenler.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
KALAFAT : Geminin tahtalarının aralıklarını üstüpü vs. ile doldurup üzerine zift sürme işi. * Sahte süs, düzen.
KAL' : Bir şeyi kökünden çekip koparmak. * Kendisinden iyi kalay çıkan maden. * Azletmek. Bir tarafa ayırmak.(... İşte bak: şu cezire-i vasiada vahşi ve âdetlerine mutaassıb ve inadcı muhtelif akvamı ne çabuk âdât ve ahlâk-ı seyyie-yi vahşiyanelerini def'aten kal' u ref' ederek bütün ahlâk-ı hasene ile teçhiz edip bütün âleme muallim ve medeni ümeme üstad eyledi... M.N.)
KA' : (C.: Akva') Düz yer.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...