Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| KARİ: | (A, uzun okunur) Köyde sâkin olan, köylü. |
| KARİ': | (Kari'e) (A, uzun okunur) Okuyucu. Okuyan. Âbid ve zâhid olan. Kur'anı tecvide göre okuyan. |
| KARİ': | Ulu kişi, seyyid. |
| KARİA: | (A, uzun okunur) Ansızın gelen belâ. Kıyâmet. Belâ ve musibetten hıfz-ı İlâhiye dâir okunan dua ve âyetler. Peygamberimiz'in (A.S.M.) düşman üzerine saldığı asker grubu. Pek şiddetli rüzgâr. |
| KARİA SURESİ: | Kur'an-ı Kerim' in 101. Suresidir ve Mekkîdir. |
| KARİAT: | (Karie. C.) Okuyan kadınlar. Kıraat eden kadınlar. |
| KARİB: | Çok yakın. Yerce ve mekânca uzak olmayan. Yakın hısım. |
| KARİB-ÜL AHD: | Yakın zamanda. |
| KARİB (KAREB): | (C.: Kavarib-Ekrub) Gemi sandalı. |
| KÂRİBAN: | f. Kervan. |
| KARİBEN: | Bir zaman sonra, yakın vakitte. Çok zaman geçmeden. Sülâlece ve soyca yakın olan. |
| KARİE: | (C.: Kariât) Okuyan kadın. Kırâat eden kadın. |
| KARİH: | Yaralı, cerihalı. Çıbanlı. |
| KARİH: | (C: Kuruh-Kavârih) Kesbedici, kazanan. Dişleri tam olan davar. |
| KARİHA: | Fikir kabiliyeti. Zihin kudreti. Düşünme istidadı. Akıldan hâsıl olan fikirler. Her şeyin evveli. Kuyudan çıkarılan ilk su. |
| KARİHA-ZÂD: | f. Karihadan doğan, karihadan meydana gelen. |
| KARİKATÜR: | Bir insanın veya bir şeyin gülünç bir tarzda yapılan resmi. Kaba, âdi ve mizahi resim. |
| KARİN: | Yakın. Hısım. Akraba. Arkadaş. Yaşı aynı olan arkadaş. Refik. Komşu. Bir şeyi elde eden, nâil olan. Pâdişahın daimi surette yakınında bulunan. Mâbeynci. |
| KARİN-İ EVVEL: | Baş mâbeynci. |
| KARİN: | Kılıcı ve oku olan. Hacla umreyi birlikte yapan. |
| KARİNE: | Bilinmeyen bir şeyin anlaşılmasına yarayan ip ucu. Anlaşılması zor olan hususun hak ve hakikatına dâir cüz'i delil olan şey. İşaret. |
| KARİNE-İ MÂNİA: | (Bak: Karine-i mecaz) |
| KARİNE-İ MECAZ: | Mecaza ait işaret. Kelimenin mecaz olmasını gerektiren, hakiki mânasında alınmasına mâni olan kayıt. Buna Karine-i mânia da denir. |
| KARİNE-İ TAAYYÜN: | Belli edici ve tâyine yardım eden iz, işâret, delil. |
| KARİR: | Mesrur, sevinmiş, memnun. Beşâret ve müjde sebebi ile parlayan göz. |
| KARİR-ÜL AYN: | Memnun, mesrur, gözü aydın. |
| KARİS: | Donmuş, câmid. Pıhtı. Sirke ile pişmiş balık. |
| KARİYE: | (C: Kavâri) Uzun burunlu, kısa ayaklı, arkası yeşil bir kuş. Süngü demirinin keskin yeri. Kılıcın ve ona benzer şeylerin keskin yeri. |
| KARİYER: | Fr. Bir insanın kendisini hasretmiş olduğu meslek. Bir meslekte alınan merhalelerin bütünü. |
| İçerisinde 'KARİ' geçenler | |
| ABKARÎ: | Mutlaka kusuru olmayan. Kâmil. * Bir kavmin seyyid ve şerifi, efendisi. Beşer san'atı olmayan. * Çok güzellik. * Bir nevi döşek.(Abkari: Esasen abkar'e mensub demektir. Ebu Suud ve sair tefsirlerin beyanına göre Abkar: Arabın zu'münce bir Cin beldesinin ismidir ki, Arablar acib gördükleri her şeyi ona nisbetle tavsif ederek abkarî derler. Mu'cem-ül Büldan'da şu tafsil mezkûrdur: Abkar; dolu, yani buluttan inen donmuş sudur. Ve demişlerdir ki, cinnin sâkin olduğu bir arzdır. Meselde: "Keennehüm cinn-i abkar: sanki abkar cinni gibi" denilir...Bazıları da demiştir ki: Abkarinin aslı; vasfına hırs ile rağbet olunan her şeye sıfattır. Bunun da esası; çünkü Abkar'da döşeme ve saire nakışları yapılırdı. Onun için her iyi şey Abkar'a nisbet edilirdi.) |
| ADESE-İ MÜTEKARİB: | Yakınlaştıran mercek. |
| AKARİB: | (Bak: Ekarib) |
| AKARİB: | (Akreb. C.) Kuyruğunda zehiri bulunan bir hayvancık olan akrebler. |
| AMUZKÂRÎ: | (Amuzgârî) Öğretmenlik, öğreticilik, muallimlik. |
| AN-KARİBİN: | Yakın vakitlerde. |
| AN-KARİB: | Yakından, çok zaman geçmeden. |
| AN-KARİB-İZ-ZAMAN: | Yakın vakitten. |
| BASİRET-KÂRÎ: | Basiretlilik, önceden görmeklik. |
| BEZEKÂRÎ: | f. Suçluluk, günahkârlık. |
| BUKKARÎ: | Musibet, belâ, âfet, felâket. |
| EKARİB: | Akrabalar. Yakın hısımlar. |
| EKARİM: | (Kerim. C.) Kerem sâhibi olanlar. |
| EL-KARİA: | Kıyâmet. |
| GÜNAHKÂRÎ: | f. Günahkârlık. |
| HATEMKÂRÎ: | Bir sathın "yüzeyin" üzerine süs şekilleri oyarak meydana getirilen boşlukları, o satha benzeyen başka bir madde veya mâdenle doldurmak suretiyle yapılan tezyinât. |
| HEVESKÂRÎ: | f. Heveskârlık, heveslilik. |
| HİLEKÂRÎ: | f. Hilekârlık. |
| HUD'AKÂRÎ: | f. Düzenbazlık, hilekârlık, oyunculuk. |
| İHTİMALAT-I KARİBE: | Yakın ihtimaller. |
| İNKÂRÎ: | İnkârla alâkalı. |
| İNSANİYETKÂRÎ: | Vicdanlılık, insaniyetlilik. |
| İSTİFHAM-I İNKÂRÎ: | Gr: Menfî cihetle sual sormak. (İnkâr ettiğini bildirir şekilde "Olmaz" diyen birisine karşı, "Olur mu? diye sormak gibi.) |
| KAHKARÎ: | Birdenbire geri dönme, aniden arkaya dönme. * Geri çekilmekle ilgili, geri dönmekle ilgili. |
| KAHKARİYE: | Geri dönme. Rücu'. |
| KALEMKÂRÎ: | f. Resimcilik, ince nakkaşlık. * İnce nakkaşın elinden çıkmış. |
| KÂMKÂRÎ: | f. Mutluluk, saâdet, bahtiyarlık. Murada ermeklik. |
| KANKARİS: | Börek. |
| KARİ': | (Kari'e) (A, uzun okunur) Okuyucu. Okuyan. * Âbid ve zâhid olan. * Kur'anı tecvide göre okuyan. |
| KARİ': | Ulu kişi, seyyid. |
| KARİA: | (A, uzun okunur) Ansızın gelen belâ. Kıyâmet. * Belâ ve musibetten hıfz-ı İlâhiye dâir okunan dua ve âyetler. * Peygamberimiz'in (A.S.M.) düşman üzerine saldığı asker grubu. * Pek şiddetli rüzgâr. |
| KARİA SURESİ: | Kur'an-ı Kerim' in 101. Suresidir ve Mekkîdir. |
| KARİAT: | (Karie. C.) Okuyan kadınlar. Kıraat eden kadınlar. |
| KARİB: | Çok yakın. Yerce ve mekânca uzak olmayan. * Yakın hısım. |
| KARİB-ÜL AHD: | Yakın zamanda. |
| KARİB (KAREB): | (C.: Kavarib-Ekrub) Gemi sandalı. |
| KÂRİBAN: | f. Kervan. |
| KARİBEN: | Bir zaman sonra, yakın vakitte. Çok zaman geçmeden. * Sülâlece ve soyca yakın olan. |
| KARİE: | (C.: Kariât) Okuyan kadın. Kırâat eden kadın. |
| KARİH: | Yaralı, cerihalı. * Çıbanlı. |
| KARİH: | (C: Kuruh-Kavârih) Kesbedici, kazanan. * Dişleri tam olan davar. |
| KARİHA: | Fikir kabiliyeti. Zihin kudreti. Düşünme istidadı. * Akıldan hâsıl olan fikirler. Her şeyin evveli. * Kuyudan çıkarılan ilk su. |
| KARİHA-ZÂD: | f. Karihadan doğan, karihadan meydana gelen. |
| KARİKATÜR: | Bir insanın veya bir şeyin gülünç bir tarzda yapılan resmi. * Kaba, âdi ve mizahi resim. |
| KARİN: | Yakın. Hısım. Akraba. * Arkadaş. Yaşı aynı olan arkadaş. Refik. Komşu. * Bir şeyi elde eden, nâil olan. * Pâdişahın daimi surette yakınında bulunan. Mâbeynci. |
| KARİN-İ EVVEL: | Baş mâbeynci. |
| KARİN: | Kılıcı ve oku olan. * Hacla umreyi birlikte yapan. |
| KARİNE: | Bilinmeyen bir şeyin anlaşılmasına yarayan ip ucu. Anlaşılması zor olan hususun hak ve hakikatına dâir cüz'i delil olan şey. İşaret. |
| KARİNE-İ MÂNİA: | (Bak: Karine-i mecaz) |
| KARİNE-İ MECAZ: | Mecaza ait işaret. Kelimenin mecaz olmasını gerektiren, hakiki mânasında alınmasına mâni olan kayıt. Buna Karine-i mânia da denir. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| KARİ' : | (Kari'e) (A, uzun okunur) Okuyucu. Okuyan. * Âbid ve zâhid olan. * Kur'anı tecvide göre okuyan. |
| KAR' (KUR') : | (C.: Ekrâ) Cem'etmek, toplamak. * Okumak, kıraat. |
| KA' : | (C.: Akva') Düz yer. |