Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
KAY: Kusma, istifrağ. Hastalıktan dolayı ağızdan çıkan hazmolmamış gıdâ maddesi.(Âlim-i mürşid koyun olmalı; kuş olmamalı. Koyun, kuzusuna süt; kuş, yavrusuna kay verir. M.)
KAY: Yağmurlu hava.
KAY': Kedi, sinnevr.
KAY'AM: (C.: Kayâım) Kedi.
KAYANE: Demircilik.
KAYASİRE: (Kayser. C.) Kayserler. Eski Bizans ve Roma İmparatorlarının lâkapları.
KAYD: Kelepçe, bağ.
Bağlamak.
Bir şeyi bir yere yazmak.
Deftere geçirmek.
Sınırlamak.
Şart.
KAYD-I HAYAT: Ömür boyunca, yaşadığı müddetçe.
KAYDAHR: Halkın her işine karşı gelen.
İri gövdeli deve.
KAYDEHUR: Yaramaz huylu.
KAYDETMEK: Yazmak.
Bağlamak.
İlgilenmek, alâkalanmak.
KAYDİYYE: Deftere kaydetme ücreti.
KAYDUM: Her nesnenin önü.
KAYH: (C.: Kuyuh) İrin.
KAYID: (C.: Kıvâd-Kâde-Kavâyid) Çekici, çeken.
Çavuş.
Koyunların önünde yürüyen "kösem" dedikleri koyun.
KAYIF: Ferasetle bir kimsenin nesebini bilen kişi.
KAYIM: Durucu, duran.
Kılıç kabzası.
KAYIN: Kadının veya kocanın erkek kardeşi.
KAYINÇO: Kayın. Kayınbirader.
KAYISA: (C.: Kavâsi) Derenin son bulduğu yer.
KAYİLE: (Bak: Kaylule)
KAYKA': Tavuk avazı, tavuk sesi.
KAYKABAN: İğde yemişi gibi akça yemişi olan bir ağaç.
KAYL: (C.: Akyâl) Ulu şerif kimse.
Öğle vakti şarap içmek.
KAYLULE: Kerâhet vakti olmayan kuşluk vakti uykusu, öğle uykusu.(Re'fet, $ âyet-i celilesindeki $ kelimesinin mânasını merak edip sorması münasebetiyle ve hapiste sabah namazından sonra sairler gibi yatmasından gelen rehavet dolayısıyla, elmas gibi kalemini atâlete uğratmamak için yazılmıştır. Uyku üç nevidir:Birincisi: Gayluledir ki, "fecirden sonra tâ vakt-i kerahet bitinceye kadardır." Bu uyku, rızkın noksaniyetine ve bereketsizliğine Hadisçe sebebiyet verdiği için, hilâf-ı Sünnettir. Çünkü; Rızk için sa'yetmenin mukaddematını ihzar etmenin en münasip zamanı, serinlik vaktidir. Bu vakit geçtikten sonra bir rehavet ârız olur. O günkü sa'ye ve dolayısıyla da rızka zarar verdiği gibi, bereketsizliğe de sebebiyet verdiği, çok tecrübelerle sabit olmuştur.İkincisi : Feyluledir ki, "İkindi namazından sonra mağribe kadardır." Bu uyku ömrün noksaniyetine, yâni uykudan gelen sersemlik cihetiyle o günkü ömrü nevm-âlud, yarı uyku, kısacık bir şekil aldığından maddi bir noksaniyet gösterdiği gibi, mânevi cihetiyle de o gün hayatının maddi ve manevî neticesi ekseriya ikindiden sonra tezahür ettiğinden, o vakti uyku ile geçirmek, o neticeyi görmemek hükmüne geçtiğinden, güya o günü yaşamamış gibi oluyor.Üçüncüsü: Kayluledir ki, bu uyku Sünnet-i Seniyyedir. Duha vaktinden, öğleden biraz sonraya kadardır. Bu uyku, gece kıyamına sebebiyet verdiği için Sünnet olmakla beraber, Ceziret-ül-Arabta vakt-üz-zuhr denilen şiddet-i hararet zamanında bir tâtil-i eşgal, âdet-i kavmiye ve muhitiye olduğundan, o Sünnet-i Seniyyeyi daha ziyade kuvvetlendirmiştir. Bu uyku, hem ömrü, hem rızkı tezyide medardır. Çünkü: Yarım saat kaylule, iki saat gece uykusuna muadil gelir. Demek, ömrüne hergün bir buçuk saat ilâve ediyor. Rızk için çalışmak müddetine, yine bir buçuk saati ölümün kardeşi olan uykunun elinden kurtarıp yaşatıyor ve çalışmak zamanına ilâve ediyor. L.)
KAYN: (C.: Kuyun) Demirci, haddad,
Kul, köle.
KAYNAN: At ve deve ayaklarının ip bağlanacak ve bukağı vuracak yeri.
KAYNATA: Karı ve kocaya göre birbirlerinin babası.
Kayınpeder.
KAYS: Leylâ ile Mecnun hikâyesinin erkek kahramanı olan Amirinin adı.
Süngü miktarı.
KAYS: Düşmek, sukut.
KAYSER: Eski Roma ve Bizans İmparatorlarının lâkabı.
KAYSERÎ: f. Hükümdarlık, imparatorluk, kayserlik.
KAYSERÎ: (C.: Kayâsir, Kayâsire) Büyük şeyh.
Büyük deve.
KAYSUM: Marsama denilen ot.
KAYTAS: Balina balığı.
Kadırga balığı.
KAYTUN: (C.: Kayâtin) Hazine. Kiler. Ziyâfethâne.
KAYTUS: Bir yıldız kümesi.
KAYY: Fakirlik.
KAYYIM: İnsanları birbirine kardeşlikte ve sevgide bir araya toplayıp dünya ve âhirette necat ve iyilikler yolunda cem' edici olduğundan; bütün iyilikleri haseneleri toplayıcı ve muhtaçlara çok ihsan edici mânasında Peygamberimiz Resul-i Ekrem'e (A.S.M.) verilen bir isim.
KAYYİME: Müstakim, âdil. Çok değerli.
KAYYUM: Başlangıç, nihayet ve yeniden oluş gibi hallerden münezzeh ve ezelden ebede kaim, dâim ve var olan Allah (C.C.). Bütün eşyanın ancak kendisi ile kaim olduğu Cenab-ı Hak.(... Sırr-ı kayyumiyetin cilvesine bu noktadan bakınız ki; bütün mevcudatı ademden çıkarıp, herbirisini bu nihayetsiz fezada $ sırrıyla durdurup, kıyam ve beka verip, umumunu böyle sırr-ı kayyumiyetin tecellisine mazhar eyliyor. Eğer bu nokta-i istinad olmazsa; hiçbir şey kendi başıyla durmaz. Hadsiz bir boşlukta yuvarlanıp ademe sukut edecek.Hem nasıl ki bütün mevcudat, vücudları ve kıyamları ve bekaları cihetinde Kayyum-u Zülcelâl'e dayanıyorlar; kıyamları onunladır... Öyle de, mevcudatın keyfiyat ve ahvalinde binler silsilelerin; (temsilde hata olmasın) telefon, telgraf silsilelerinin merkezi ve santral direği hükmünde olan sırr-ı kayyumiyette $ sırriyle, uçları bağlıdır. Eğer o nurani nokta-i istinada dayanmazlarsa, ehl-i akılca muhâl ve bâtıl olan binler devirler ve teselsüller lâzım gelecek; belki, mevcudat adedince bâtıl olan devirler ve teselsüller lâzım gelir. Meselâ: Bu şey (hıfz veya nur veya vücud veya rızık gibi) bir cihette buna dayanır; bu da ötekine; o da ona... gitgide herhalde nihayetsiz olamaz, bir nihayeti bulunacak.İşte bütün böyle silsilelerin müntehâları; elbette sırr-ı kayyumiyettir. Sırr-ı kayyumiyet anlaşıldıktan sonra, o mevhum silsilelerde birbirine dayanmak rabıtası ve mânâsı kalmaz, kalkar; herşey doğrudan doğruya sırr-ı kayyumiyete bakar. L.)
KAYYUM: (Kıyâm. dan) Camilerde iş gören kimse. Cami hademesi.
KAYYUMİYET: Allah'ın ezelî ve ebedî oluşu, dâimî mevcudiyeti, bâkiliği. (Bak: Kayyum)
KAYZ: Yaz mevsiminin en sıcak zamanları.
İçerisinde 'KAY' geçenler
ABLUKAYI BOZMAK: Muhasara hattını yarıp geçmek.
ABLUKAYI KALDIRMAK: Muhasarayı bırakmak.
ADEM-İ TAKAYYÜD: Kayıtsızlık. Bir şeye bağlı olmayış. Kıymet vermemek. Üzerine almamak.
BAKAYA: Artıklar, fazlalıklar. * Ask: Son yoklamaları yapıldıktan sonra istenildiklerinde gelmeyen veya gelip de kıtalarına varmadan savuşanlar. (Bakayadan sayılmak suçtur.)
BEKAYA: Geride kalanlar, bakiyeler. * Maliye işlerinde tahsil olunmayan gelir, meblağ.
BÎ-KAYD: Kayıtsız, şartsız. *Alâkasız, aldırmaz.
BİLÂ-KAYD U ŞART: Kayıtsız şartsız.
EBU KAYS: Çakal.
FERÎKAYN: İki mukabil taraf, iki askeri fırka.
Fİ'L-İ HİKÂYE: Gr: Geçmiş zamanda olmuş fakat konuşan kimsenin görmüş olduğu bir işi anlatan fiil. Meselâ: Okumuş idi, yazmış idi, vurdu gibi.
HAKAYIK: (Bak: Hakaik)
HAKAYIK-I NİSBİYE: (Bak: Hakaik-ı nisbiye)
HAKAYIK-I SEB'A: Yedi hakikat. Fatiha suresinin yedi âyeti. İmanın altı şartı ve İslâmiyet ile yedi olan mühim hakikatlar. Kur'an-ı Kerim'in yedi vechile hârika olması gibi hakikatlar.
HAKAYIK-ÜL VEKAYİ': Hâdiselerin hakikatları.
HAYR-İ MUKAYYED: Bir kimseye hayırlı olduğu halde, diğer bir kimseye göre zararlı ve şer olan şey.
HAYY-ÜL KAYYUM: Varlığı, diriliği her an için olup, gökleri, yerleri her an için tutan, daimî her şeye her hususta iktidarı yeten Allah (C.C.) (Bak: İsm-i A'zam)
HİKAYAT: Hikâyeler.
HİKÂYE: (Hikâyet) Bir hâdiseyi anlatmak. Anlatma. * Olmuş bir hâdise.
HİKÂYE-NÜVİS: f. Hikâye ve roman yazarı. Hikâyeci, romancı.
HİKÂYE-PERDÂZ: f. Hikâye anlatan, hikâye ve roman söyleyen.
İARE-İ MUKAYYEDE: Bir mülkün kayıd ve şartlarla birine ödünç olarak verilmesi.
KAY': Kedi, sinnevr.
KAY'AM: (C.: Kayâım) Kedi.
KAYANE: Demircilik.
KAYASİRE: (Kayser. C.) Kayserler. Eski Bizans ve Roma İmparatorlarının lâkapları.
KAYD: Kelepçe, bağ. * Bağlamak. * Bir şeyi bir yere yazmak. * Deftere geçirmek. * Sınırlamak. * Şart.
KAYD-I HAYAT: Ömür boyunca, yaşadığı müddetçe.
KAYDAHR: Halkın her işine karşı gelen. * İri gövdeli deve.
KAYDEHUR: Yaramaz huylu.
KAYDETMEK: Yazmak. * Bağlamak. * İlgilenmek, alâkalanmak.
KAYDİYYE: Deftere kaydetme ücreti.
KAYDUM: Her nesnenin önü.
KAYH: (C.: Kuyuh) İrin.
KAYID: (C.: Kıvâd-Kâde-Kavâyid) Çekici, çeken. * Çavuş. * Koyunların önünde yürüyen "kösem" dedikleri koyun.
KAYIF: Ferasetle bir kimsenin nesebini bilen kişi.
KAYIM: Durucu, duran. * Kılıç kabzası.
KAYIN: Kadının veya kocanın erkek kardeşi.
KAYINÇO: Kayın. Kayınbirader.
KAYISA: (C.: Kavâsi) Derenin son bulduğu yer.
KAYİLE: (Bak: Kaylule)
KAYKA': Tavuk avazı, tavuk sesi.
KAYKABAN: İğde yemişi gibi akça yemişi olan bir ağaç.
KAYL: (C.: Akyâl) Ulu şerif kimse. * Öğle vakti şarap içmek.
KAYLULE: Kerâhet vakti olmayan kuşluk vakti uykusu, öğle uykusu.(Re'fet, $ âyet-i celilesindeki $ kelimesinin mânasını merak edip sorması münasebetiyle ve hapiste sabah namazından sonra sairler gibi yatmasından gelen rehavet dolayısıyla, elmas gibi kalemini atâlete uğratmamak için yazılmıştır. Uyku üç nevidir:Birincisi: Gayluledir ki, "fecirden sonra tâ vakt-i kerahet bitinceye kadardır." Bu uyku, rızkın noksaniyetine ve bereketsizliğine Hadisçe sebebiyet verdiği için, hilâf-ı Sünnettir. Çünkü; Rızk için sa'yetmenin mukaddematını ihzar etmenin en münasip zamanı, serinlik vaktidir. Bu vakit geçtikten sonra bir rehavet ârız olur. O günkü sa'ye ve dolayısıyla da rızka zarar verdiği gibi, bereketsizliğe de sebebiyet verdiği, çok tecrübelerle sabit olmuştur.İkincisi : Feyluledir ki, "İkindi namazından sonra mağribe kadardır." Bu uyku ömrün noksaniyetine, yâni uykudan gelen sersemlik cihetiyle o günkü ömrü nevm-âlud, yarı uyku, kısacık bir şekil aldığından maddi bir noksaniyet gösterdiği gibi, mânevi cihetiyle de o gün hayatının maddi ve manevî neticesi ekseriya ikindiden sonra tezahür ettiğinden, o vakti uyku ile geçirmek, o neticeyi görmemek hükmüne geçtiğinden, güya o günü yaşamamış gibi oluyor.Üçüncüsü: Kayluledir ki, bu uyku Sünnet-i Seniyyedir. Duha vaktinden, öğleden biraz sonraya kadardır. Bu uyku, gece kıyamına sebebiyet verdiği için Sünnet olmakla beraber, Ceziret-ül-Arabta vakt-üz-zuhr denilen şiddet-i hararet zamanında bir tâtil-i eşgal, âdet-i kavmiye ve muhitiye olduğundan, o Sünnet-i Seniyyeyi daha ziyade kuvvetlendirmiştir. Bu uyku, hem ömrü, hem rızkı tezyide medardır. Çünkü: Yarım saat kaylule, iki saat gece uykusuna muadil gelir. Demek, ömrüne hergün bir buçuk saat ilâve ediyor. Rızk için çalışmak müddetine, yine bir buçuk saati ölümün kardeşi olan uykunun elinden kurtarıp yaşatıyor ve çalışmak zamanına ilâve ediyor. L.)
KAYN: (C.: Kuyun) Demirci, haddad, * Kul, köle.
KAYNAN: At ve deve ayaklarının ip bağlanacak ve bukağı vuracak yeri.
KAYNATA: Karı ve kocaya göre birbirlerinin babası. * Kayınpeder.
KAYS: Leylâ ile Mecnun hikâyesinin erkek kahramanı olan Amirinin adı. * Süngü miktarı.
KAYS: Düşmek, sukut.
KAYSER: Eski Roma ve Bizans İmparatorlarının lâkabı.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
KAY' : Kedi, sinnevr.
KA' : (C.: Akva') Düz yer.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...