Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
KAZA: Birdenbire olan musibet. Beklenmedik belâ.
Vaktinde kılınmayan namazı sonradan kılmak.
Allah'ın takdirinin ve emrinin yerine gelmesi.
Hâkimlik, hâkimin hükmü.
İstemeden yapılan zarar.
Hükmeylemek, hüküm.
Bir şeyi birbirine lâzım kılmak.
Beyan eylemek.
Ahdini yerine getirmek.
Ödemek, edâ etmek.
İcab.
Ölüm. (L.R.)
Şeriat hâkimi olan Kadı'nın hükümetinin hududu olan memleket. (Yâni, eskiden bir hâkimin şeriat şeriat namına da'valara baktığı memlekete "kaza merkezi" denirdi.)Fık: İnsanlar arasında vuku bulan dâva ve muhasamayı şer'î hükümler dairesinde fasletmek, halletmek.(Fetvanın kazadan farkı, mevzuu âmdır; gayr-i muayyendir, hem mülzim değil. Kaza ise; muayyen ve mülzimdir.)
KAZA-İ HÂCET: İhtiyacını gidermek.
Büyük abdest bozmak.
KAZA-İ ŞEHVET: Şehvet ihtiyacını gidermek. Cinsî münasebet (ki, insanlar arasında nikâh olmadıkça haramdır.)
KAZA': Çocukların başını traş edip, bazı yerlerinde kısım kısım saç bırakmak.
KAZAA: Bulut parçası.
KAZAB: Katılık, şiddet.
KAZABE: Kesinti. Bağ ağacından ve diğer ağaçtan kesilen parçalar.
KAZAEN: Kaza olarak, tesadüfen. İstemiyerek. Bilerek değil. Beklenmedik halde.
KAZAET: Ayıp, âr.
Fesad.
KAZAHA: (Kazâ. dan) Kazalar. İlçeler. Kaymakamlık idareleri.
KAZAÎ: Kaza ile alâkalı. Hüküm vermeğe ait.
KAZAK: Her kavmin askerliğe, akın ve çapula ayrılmış efradı.
Çarlık Rusyasında ayrıca bir sınıf teşkil eden sipahiye benzer süvari askeri.
KAZAL: (C: Kuzul-Akzile) Başın arka tarafı.
KAZAM: şey.
KAZAN (KEVZÂN): Semiz şişman kimse.
KAZANFER: (Bak: Gazanfer)
KAZAN KALDIRMAK: t. Yeniçerilerin isyanı münasebetiyle kullanılan bir tabirdi. Yeniçeriler isyan ettikleri zaman yemek pişirilen kazanlarını da, toplandıkları At Meydanı'na getirdikleri için bu tabir meydana gelmiştir. Sonradan da devlete karşı koymağa kalkanlar hakkında kullanılırdı. (O.T.D.S.)
KAZAR: Kirlenme, pislenme.
KAZARA: f. Kazâ olarak. Rastlayarak.
KAZARET: Murdarlık, necâset, pislik, pis olma hâli.
KAZASKER: İlmiye mesleğinin en yüksek mertebelerinden biri. Lügat mânası asker kadısı, ordu kadısı demektir. Osmanlılarda Kazaskerliğin ihdası Sultan I.Murat zamanındadır. İlk Kazasker de "Çandarlı Kara Halil"dir.
KAZAYA: (Kaziye. C.) Kaziyeler. Hükümler.
KAZAYA-YI MAKBULE: (Bak: Kaziye-i makbule)
KAZAZ: Ufak taş.
Döşek üstünde olan toprak.
Toz toprak bulaşmaz nesne.
KAZA-ZEDE: Kazaya uğramış, başına felâket gelmiş.
İçerisinde 'KAZA' geçenler
ECEL-İ KAZÂ: (Bak: Ecel-i mübrem.)
EZ KAZA: f. Kazâ olarak, tevâfuk olarak. Beklenmedik ânda.
HÜKM-İ KAZA: Allah tarafından evvelce verilmiş olan hüküm.
İMZA-İ KAZA: Huk: Verilen hükmü infaz edip yerine getirme.
KAZA-İ HÂCET: İhtiyacını gidermek. * Büyük abdest bozmak.
KAZA-İ ŞEHVET: Şehvet ihtiyacını gidermek. Cinsî münasebet (ki, insanlar arasında nikâh olmadıkça haramdır.)
KAZA': Çocukların başını traş edip, bazı yerlerinde kısım kısım saç bırakmak.
KAZAA: Bulut parçası.
KAZAB: Katılık, şiddet.
KAZABE: Kesinti. Bağ ağacından ve diğer ağaçtan kesilen parçalar.
KAZAEN: Kaza olarak, tesadüfen. İstemiyerek. Bilerek değil. Beklenmedik halde.
KAZAET: Ayıp, âr. * Fesad.
KAZAHA: (Kazâ. dan) Kazalar. İlçeler. Kaymakamlık idareleri.
KAZAÎ: Kaza ile alâkalı. Hüküm vermeğe ait.
KAZAK: Her kavmin askerliğe, akın ve çapula ayrılmış efradı. * Çarlık Rusyasında ayrıca bir sınıf teşkil eden sipahiye benzer süvari askeri.
KAZAL: (C: Kuzul-Akzile) Başın arka tarafı.
KAZAM: şey.
KAZAN (KEVZÂN): Semiz şişman kimse.
KAZANFER: (Bak: Gazanfer)
KAZAN KALDIRMAK: t. Yeniçerilerin isyanı münasebetiyle kullanılan bir tabirdi. Yeniçeriler isyan ettikleri zaman yemek pişirilen kazanlarını da, toplandıkları At Meydanı'na getirdikleri için bu tabir meydana gelmiştir. Sonradan da devlete karşı koymağa kalkanlar hakkında kullanılırdı. (O.T.D.S.)
KAZAR: Kirlenme, pislenme.
KAZARA: f. Kazâ olarak. Rastlayarak.
KAZARET: Murdarlık, necâset, pislik, pis olma hâli.
KAZASKER: İlmiye mesleğinin en yüksek mertebelerinden biri. Lügat mânası asker kadısı, ordu kadısı demektir. Osmanlılarda Kazaskerliğin ihdası Sultan I.Murat zamanındadır. İlk Kazasker de "Çandarlı Kara Halil"dir.
KAZAYA: (Kaziye. C.) Kaziyeler. Hükümler.
KAZAYA-YI MAKBULE: (Bak: Kaziye-i makbule)
KAZAZ: Ufak taş. * Döşek üstünde olan toprak. * Toz toprak bulaşmaz nesne.
KAZA-ZEDE: Kazaya uğramış, başına felâket gelmiş.
KAZF (KAZÂFE): (C.: Kızâf) İncelik, zayıflık.
KAZKAZA: Kemiği parçalamak.
LEVH-İ KAZÂ VE KADER: Kader ve kazanın levhası, yani: Olmuş ve olacak her bir şeyin ilm-i İlâhîdeki vücudları; yani, ilmen mevcudiyyetleri.(Alem-i gaybdan sayılan geçmiş ve gelecek mevcudatın dahi mânen hayatdar bir vücud-u mânevileri ve ruhlu birer sübut-u ilmîleri vardır ki, levh-i kaza ve kader vasıtası ile o mânevi hayatın eseri, mukadderât nâmı ile görünür, tezahür eder. L.)
MEKÂZA: Şiddetli mümârese. Alışkanlık.
MÜNAKAZA: İki sözün mânasının birbirine zıd olması. * Bir sözü evvelce söylediği kelâma zıd ve muhâlif söylemek.
NEVAHİ-İ KAZA: bir kazâya bağlı olan nahiyeler.
NUKAZA: Binâdan yıkılmış veya örülmüş iplikten sökülmüş nesne.
RA'D-I KAZA: Kaza yıldırımı, kaza şimşeği.
SENG-İ KAZA: Kaza taşı. Belâ, musibet.
SİHAM-I KAZA: Kaza okları. * Şâir Nefi'nin eserinin ismidir.
TAKAZA: Başa kakmak. * Sıkıştırmak. * Hakkını isterken borçluyu zorlamak.
TEKAZA: (Bak: Takaza)
YAKAZA: (Bak: Yakza)
YAKAZAN: Uyanık kimse. * Tozu yükselen toprak.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
KAZA-İ HÂCET : İhtiyacını gidermek. * Büyük abdest bozmak.
KÂZ : (Gâz) f. Makas.
KA' : (C.: Akva') Düz yer.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...