| Kelime | Anlam |
|---|
| KEBB: | Hor ve zelil etmek, yüzü üstüne bırakmak, helâk etmek. |
| KEBBAH: | Gönden bardak ve matara diken kimse. |
| KEBBAN: | Büyük terâzi. Kantar. |
| KEBBE: | İzdihamlık, kalabalık. Cenk ve kıtal içinde sür'at etmek. Savaşta acele hareket etmek. |
| İçerisinde 'KEBB' geçenler |
|---|
| KEBBAH: | Gönden bardak ve matara diken kimse. |
| KEBBAN: | Büyük terâzi. Kantar. |
| KEBBE: | İzdihamlık, kalabalık. * Cenk ve kıtal içinde sür'at etmek. Savaşta acele hareket etmek. |
| MÜKEBBİR: | Tekbir getiren, "Allahü ekber" diyen. |
| MÜKEBBİRE: | Büyük camilerde müezzinlerin, son cemaat yerlerinde namaz kılan halka, imamın tekbirlerini tekrar etmek üzere bulundukları çıkıntılı balkonlara verilen addır. |
| MÜTEKEBBİR: | Kibirli. Büyüklenen. Tekebbür eden. * Esmâ-i İlâhiyeden olup, Allah'ın büyüklük ve azametini ifade eder. |
| MÜTEKEBBİRÂNE: | f. Büyüklenerek, kibirlenerek, büyüklük taslayarak. |
| MÜTEKEBBİRÎN: | (Mütekebbir. C.) Tekebbür edip kibirlenenler. Kendini beğenmişler. |
| TEKEBBÜD: | (Kebed. den) Sertleşme, katılaşma. |
| TEKEBBÜR: | Kibirlenmek. Kendini büyük saymak. Nefsini büyük görmek. (Bak: Taabbüd, Tevazu')(İşte ey insan! Eğer yalnız ona abd olsan bütün mahlukat üstünde bir mevki kazanırsın. Eğer ubudiyetten istinkâf etsen, âciz mahlukata zelil bir abd olursun. Eğer enâniyetine ve iktidarına güvenip, tevekkül ve duâyı bırakıp, tekebbür ve dâvaya sapsan; o vakit iyilik ve icad cihetinde arı ve karıncadan daha aşağı, örümcek ve sinekten daha zayıf düşersin. Şer ve tahrib cihetinde dağdan daha ağır, tâundan daha muzır olursun. S.) |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| KEBBAH : | Gönden bardak ve matara diken kimse. |
| KEB' : | Men'etmek, mâni olmak, engellemek. * Dinar. Dirhem. |
| KE : | "Gibi" mânasındadır. (Arapça teşbih edâtı) Kelimenin başına getirilir. Meselâ: (Kezâlike: Bunun gibi) * Harfin ve kelimenin sonuna gelirse "sen" zamiri yerindedir. Meselâ (Kitâbü-ke: Senin kitabın) |