Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| KED: | f. Ev, hâne, mesken. |
| KEDA': | Defetmek, kovmak. |
| KEDA: | Mekke-i Mükerreme üstünde, Mekâbir yakınında bir yolun adı. |
| KEDAD: | Araplar arasında mâruf bir erkek eşeğin adı. (Ona nisbet edip "benat-ul kedad" derler.) |
| KEDB: | Tâze kan. |
| KED-BANU: | f. Bir daireyi idare eden kâhya kadın. |
| KEDD: | Emek. İş. Çalışma, uğraşma, çabalama. |
| KEDD-İ YEMİN: | El emeği. |
| KEDDERE: | Bulandırdı (meâlinde fiil). |
| KEDE: | f. "Mahal, ev, yer" anlamına gelir ve birleşik isimler şeklinde kullanılır. Meselâ: Ateşkede, bütkede, meykede... gibi. |
| KEDEME: | Hareket. |
| KEDER: | Tasa, kaygı, can sıkıntısı. Bulantı. Gam. |
| KEDEREFZÂ: | f. Keder ve sıkıntı veren. Keder verici. |
| KEDERENGİZ: | f. Üzüntü, keder ve sıkıntı meydana getiren. |
| KEDERNÂK: | Keder verici, kederli. |
| KEDEN: | Toprak suyu çekip, yerinde bulanıklık kalmak. |
| KEDEVEN: | Palan atı. |
| KEDH: | Amel, cehd. Sa'y. Isırma veya yırtma ile hasıl olan iz. |
| KEDHÜDA: | f. Kâhya. |
| KEDİD: | Davar tırnağıyla didilmiş ve yumuşamış olan yumuşak yer. |
| KEDİN: | Etli ve yağlı kişi. |
| KEDİR (KEDİRÂ): | İçinde hurma ıslanmış süt. |
| KEDKEDE: | Ağır ağır seğirtmek. Katı bir cisme dokunmaktan çıkan ses. |
| KEDM: | Isırma. |
| KEDME: | Yara izi, bere. |
| KEDS: | Tez tez yürütmek. |
| KEDŞ: | şiddetle sürmek. Yırtmak. Kazanmak. |
| KEDU: | f. Kabak. Mc: Kafatası. |
| KEDUH: | Amel ve sa'yedici, çalışan. |
| KEDUM: | Adam ısıran eşek. |
| KEDURET: | Bulanıklık. Gam, tasa, keder. |
| KEDŞ: | Şiddetle sürmek. Yırtmak. Kazanmak. |
| İçerisinde 'KED' geçenler | |
| ALENKED: | Çok sağlam nesne. |
| DA' MÂ KEDER: | Keder veren şeyi bırak. |
| EVKED: | Pek te'kitli, çok kuvvetli, en kavi. |
| FÜSHAT-KEDE: | f. Geniş yer. |
| GAYR-I MÜEKKEDE: | Tekrarlanmamış ve takviye edilmemiş. * Zannî ve kat'î delil ile sâbit olmayıp, Peygamberimizin (A.S.M.) bazan devam buyurdukları iş veya amel. |
| HUZ MÂ SAFÂ, DA'MÂ KEDER: | "Safâ olanı al, keder vereni bırak", "Allahın müsaadesi olan ve neticesi safâ veren şeyi al, sonu keder vereni bırak", "İyisini al, kötüsünü bırak" meâlindedir. |
| İŞRETKEDE: | f. İşret yeri. İşrethane. |
| KEDA': | Defetmek, kovmak. |
| KEDA: | Mekke-i Mükerreme üstünde, Mekâbir yakınında bir yolun adı. |
| KEDAD: | Araplar arasında mâruf bir erkek eşeğin adı. (Ona nisbet edip "benat-ul kedad" derler.) |
| KEDB: | Tâze kan. |
| KED-BANU: | f. Bir daireyi idare eden kâhya kadın. |
| KEDD: | Emek. İş. Çalışma, uğraşma, çabalama. |
| KEDD-İ YEMİN: | El emeği. |
| KEDDERE: | Bulandırdı (meâlinde fiil). |
| KEDE: | f. "Mahal, ev, yer" anlamına gelir ve birleşik isimler şeklinde kullanılır. Meselâ: Ateşkede, bütkede, meykede... gibi. |
| KEDEME: | Hareket. |
| KEDER: | Tasa, kaygı, can sıkıntısı. Bulantı. Gam. |
| KEDEREFZÂ: | f. Keder ve sıkıntı veren. Keder verici. |
| KEDERENGİZ: | f. Üzüntü, keder ve sıkıntı meydana getiren. |
| KEDERNÂK: | Keder verici, kederli. |
| KEDEN: | Toprak suyu çekip, yerinde bulanıklık kalmak. |
| KEDEVEN: | Palan atı. |
| KEDH: | Amel, cehd. Sa'y. * Isırma veya yırtma ile hasıl olan iz. |
| KEDHÜDA: | f. Kâhya. |
| KEDİD: | Davar tırnağıyla didilmiş ve yumuşamış olan yumuşak yer. |
| KEDİN: | Etli ve yağlı kişi. |
| KEDİR (KEDİRÂ): | İçinde hurma ıslanmış süt. |
| KEDKEDE: | Ağır ağır seğirtmek. * Katı bir cisme dokunmaktan çıkan ses. |
| KEDM: | Isırma. |
| KEDME: | Yara izi, bere. |
| KEDS: | Tez tez yürütmek. |
| KEDŞ: | şiddetle sürmek. * Yırtmak. * Kazanmak. |
| KEDU: | f. Kabak. * Mc: Kafatası. |
| KEDUH: | Amel ve sa'yedici, çalışan. |
| KEDUM: | Adam ısıran eşek. |
| KEDURET: | Bulanıklık. * Gam, tasa, keder. |
| KEDŞ: | Şiddetle sürmek. * Yırtmak. * Kazanmak. |
| LEKED: | f. Çifte, tepme. |
| LEKED: | Yapışmak. * Lâzım olmak. |
| LEKEDAR: | f. Lekeli, ayıplanmış. * Pislenmiş. * İttiham edilmiş. |
| LEKEDHAR: | f. Çifte yiyen. |
| LEKEDKUB: | f. Çifte yiyen. Hayvanların ayakları altında ezilen. |
| LEKEDZEDE: | f. Çifte yiyen. |
| LEKEDZEN: | f. Tepme veya çifte vuran. Çifte atan. |
| MÂ-İ MÜKEDDER: | Bulanık su. |
| MAHKEDE: | İkamet mevzii, oturulan yer. |
| MA'KED: | (C: Meâkıd) Akdedecek yer. |
| MİHNETKEDE: | f. Gam ve keder çekilen yer. Nihnet yeri. * Mc: Dünya. |
| MİLKED: | Nesne dövecek âlet. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| KEDA' : | Defetmek, kovmak. |
| KE : | "Gibi" mânasındadır. (Arapça teşbih edâtı) Kelimenin başına getirilir. Meselâ: (Kezâlike: Bunun gibi) * Harfin ve kelimenin sonuna gelirse "sen" zamiri yerindedir. Meselâ (Kitâbü-ke: Senin kitabın) |