Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
KELÂM: Söz. Bir mânayı ifâde eden, bir maksadı anlatan ifâde.
Allah'a mahsus bir sıfat.
Fık: Allah (C.C.) Kelâm sıfatını da hâizdir. Onun kelâmı harften ve savttan (sesden) münezzehtir, ezelidir, ebedidir.
Ist: Hikmet ve mantık esaslarıyla Allah'ın (C.C.) varlığı, birliği, İslâmiyetin doğruluğu ve hakkaniyetinden bahseden ilim. (Bak: İlm-i kelâm ve Kelâmullâh)
KELÂM-I AHSAR: En kısa ve veciz söz.
KELÂM-I KADİM: Kur'an-ı Kerim, Kadim kelâm.
KELÂM-I KİBÂR: Büyük, akıllı, veli ve meşhur zâtların güzel, veciz ve çok kıymetdâr olan sözleri ve kelâmı.
KELÂM-I MAHREM: Gizli kelâm. Mahrem söz.
KELÂM-I MENSUR: Nesir söz.
KELÂM-I MUDARÎ: Arab kabilelerinden Mudar Kabilesinin konuştuğu Arapça. Kur'an-ı Kerim bu lehçe üzerine nâzil olmuştur. En fasih Arapça'dır.
KELÂM-I NEFSÎ: Cenab-ı Hakk'ın lâfz, harf ve ses olmayan zâtî kelâmı. İçten konuşma.
KELÂM-I RESUL: Hadis. Peygamberimizin sözü.
KELÂM-I TÜND: f. Sert söz.
KELÂMIN KUYUDAT VE KEYFİYATI: Kelâmın küllünü meydana getiren harf, kelime gibi parçalarıyla, bunların sarf ve nahiv yönünden hususiyetleri. Meselâ: Müzekkerlik - müenneslik, mârifelik - nekrelik, mübtedâ - haber, sıfat - mevsuf gibi.
KELÂMÎ: Söz ve kelâma ait. Sözle alâkalı.
KELÂMİYYUN: Kelâmcılar. İlm-i kelâm âlimleri. (Bak: Mütekellimîn)
KELÂMULLAH: Allah kelâmı, Kur'ân-ı Kerim. (Bak: Kur'ân)(Kur'ân başka kelâmlarla kabil-i kıyas olamaz. Çünkü, kelâmın tabakaları, ulviyet ve kuvvet ve hüsn-ü cemâl cihetinden dört menbaı var. Biri mütekellim, biri muhâtab, biri maksad, biri makamdır. Ediblerin yanlış olarak, yalnız makam gösterdikleri gibi değildir. Öyle ise, sözde "Kim söylemiş? Kime söylemiş? Ne için söylemiş? Ne makamda söylemiş?" ise bak. Yalnız söze bakıp durma.Madem kelâm kuvvetini, hüsnünü bu dört menba'dan alır. Kur'ânın menbaına dikkat edilse, Kur'ân'ın derece-i belagatı, ulviyet ve hüsnü anlaşılır. Evet, madem kelâm mütekellime bakıyor; eğer o kelâm emir ve nehiy ise; mütekellimin derecesine göre irâde ve kudreti de tazammun eder. O vakit söz mukavemetsûz olur, maddi elektrik gibi te'sir eder. Kelâmın ulviyet ve kuvveti o nisbette tezâyüd eder. S.)
İçerisinde 'KELÂM' geçenler
CEM'İYYET-İ KELÂM: Kelâmın câmi olması. Müteaddid mânası bulunan kelâm, söz.
EDEB-İ KELÂM: Söz güzelliği, söz zarifliği. * Edb: İfade arasında bayağı ve çirkin tabirlerin bulunmaması. İfadenin güzel oluşu.
EHL-İ KELÂM: (Bak: Mütekellimîn)
FÂTİHA-İ KELÂM: Sözün başlangıcı.
FETH-İ KELÂM: Söze başlama.
HALAVET-İ KELÂM: Sözün güzelliği ve akıcılığı.
HÂSILI KELÂM: (Hâsıl-ı kelâm) Sözün kısacası, sözün kısası.
HULASA-İ KELÂM: Sözün hülâsası. Sözün özü.
İKSAR-I KELÂM: Çok söyleme, sözü uzatma, gevezelik etme.
İLM-İ KELÂM: Cenab-ı Hakk'ın zât ve sıfatlarından ve nübüvvet ve itikada ait mes'elelerinden İslâmî esaslar dairesinde bahseden ilim. Usul-üd din de denir. Bu hususlara çalışan İslâm allâmelerine "Mütekellimîn" denir.
İNCİRAR-I KELÂM: Söz gelişi.
İNSAK-I KELÂM: Söz düzgünlüğü, kelâmın akıcılığı.
İRAD-I KELÂM: Söz irad etme, söz söyleme.
İRCA-İ KELÂM: Sözü yine maksada çevirme ve getirme.
KASR-ÜL KELÂM: Sözü az etmek. Kısa konuşmak.
KELÂM-I AHSAR: En kısa ve veciz söz.
KELÂM-I KADİM: Kur'an-ı Kerim, Kadim kelâm.
KELÂM-I KİBÂR: Büyük, akıllı, veli ve meşhur zâtların güzel, veciz ve çok kıymetdâr olan sözleri ve kelâmı.
KELÂM-I MAHREM: Gizli kelâm. Mahrem söz.
KELÂM-I MENSUR: Nesir söz.
KELÂM-I MUDARÎ: Arab kabilelerinden Mudar Kabilesinin konuştuğu Arapça. Kur'an-ı Kerim bu lehçe üzerine nâzil olmuştur. En fasih Arapça'dır.
KELÂM-I NEFSÎ: Cenab-ı Hakk'ın lâfz, harf ve ses olmayan zâtî kelâmı. İçten konuşma.
KELÂM-I RESUL: Hadis. Peygamberimizin sözü.
KELÂM-I TÜND: f. Sert söz.
KELÂMIN KUYUDAT VE KEYFİYATI: Kelâmın küllünü meydana getiren harf, kelime gibi parçalarıyla, bunların sarf ve nahiv yönünden hususiyetleri. Meselâ: Müzekkerlik - müenneslik, mârifelik - nekrelik, mübtedâ - haber, sıfat - mevsuf gibi.
KELÂMÎ: Söz ve kelâma ait. Sözle alâkalı.
KELÂMİYYUN: Kelâmcılar. İlm-i kelâm âlimleri. (Bak: Mütekellimîn)
KELÂMULLAH: Allah kelâmı, Kur'ân-ı Kerim. (Bak: Kur'ân)(Kur'ân başka kelâmlarla kabil-i kıyas olamaz. Çünkü, kelâmın tabakaları, ulviyet ve kuvvet ve hüsn-ü cemâl cihetinden dört menbaı var. Biri mütekellim, biri muhâtab, biri maksad, biri makamdır. Ediblerin yanlış olarak, yalnız makam gösterdikleri gibi değildir. Öyle ise, sözde "Kim söylemiş? Kime söylemiş? Ne için söylemiş? Ne makamda söylemiş?" ise bak. Yalnız söze bakıp durma.Madem kelâm kuvvetini, hüsnünü bu dört menba'dan alır. Kur'ânın menbaına dikkat edilse, Kur'ân'ın derece-i belagatı, ulviyet ve hüsnü anlaşılır. Evet, madem kelâm mütekellime bakıyor; eğer o kelâm emir ve nehiy ise; mütekellimin derecesine göre irâde ve kudreti de tazammun eder. O vakit söz mukavemetsûz olur, maddi elektrik gibi te'sir eder. Kelâmın ulviyet ve kuvveti o nisbette tezâyüd eder. S.)
LÂKELÂM: Hiçbir diyecek yok.
MAARÎZ-ÜL KELÂM: Kelâmda irad olunan kapalı mânâlar. Bir sözün asıl mânâsından başka mânâyı istemeler.
MÂHÂZÂ KELÂM-ÜL-BEŞER: Bu, insan sözü, beşer kelâmı değildir.
MALAKELAM: Diyecek yok. Söz götürmez.
MEBANİ-İ KELÂM: Sözün esâsını teşkil eden şeyler.
MESAK-I KELÂM: Kelâmın sevk edildiği yer, maksad.
MESUK-U LEHU-L-KELÂM: Kelâmın söyleniş gayesi, garazı ve maksadı.
MİR-İ KELÂM: Güzel ve zarif konuşan.
MUARIZ-ÜL KELÂM: (Bak: Maarîz-ül kelâm)
MUHASSAL-İ KELÂM: Sözün kısası.
NETİCE-İ KELÂM: Sözün kısası.
REDD-İ KELÂM: Söze itiraz etme, karşılık verme.
SADIK-UL KELÂM: Doğru söyleyen. Doğru konuşan. Sözü doğru.
SEDACET-İ KELÂM: Söz sadeliği.
SERD-İ KELÂM: Güzel bir şekilde ifade etmek, söz etmek.
SİBAK-UL KELÂM: Sözün ilk halindeki bağlantısı, sözün evvelinde geçenden çıkan mânâ.
SİYAK-I KELÂM: Sözün gelişi, sevkediliş.
TAHSİN-İ KELÂM: Bir sözü beğendiğini ifade etmek. Sözü güzelleştirmek.
TAKDİR-İ KELÂM: Söze değer vermek. * Sözün kıymeti. Sözden anlaşılan husus.
TAKRİR-İ KELÂM: Söylemek. İfadede bulunmak.
TA'SİL-İ KELÂM: Sözü ballandırma. Kelâmı tatlılaştırma.
TATVİL-İ KELÂM: Uzun konuşma. Sözü uzatma.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
KELÂM-I AHSAR : En kısa ve veciz söz.
KELA : Yeşil ot.
KE : "Gibi" mânasındadır. (Arapça teşbih edâtı) Kelimenin başına getirilir. Meselâ: (Kezâlike: Bunun gibi) * Harfin ve kelimenin sonuna gelirse "sen" zamiri yerindedir. Meselâ (Kitâbü-ke: Senin kitabın)
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...