Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
KEMAL: Kâmillik, olgunluk. Olgunlaşma. Erginlik. Bütün güzel sıfatlarla muttasıf olmak. Fazilet.
Değer, baha.
Fazlalık.
Sıdk ile yapılan güzel iş.
KEMAL-İ DİRAYET: Dirayetin son derecesi.
KEMAL-İ İHTİMAM: Son derece dikkat ve ihtimâm.
KEMAL-İ METANET: Tam sağlamlıkla, sarsılmadan.
KEMAL-İ RAHMET: Rahmet ve merhametin nihayet kemalde olması.
KEMAL-İ VÜSUK: Tam bir itimad ve inanç.
KEMALÂT: (Kemal. C.) Faziletler, iyilikler, mükemmellikler. Ahlâk ve huy güzellikleri. Terbiyelilik, edeblilik.(Mâdem mevcudat, zeminin yüzünde büyük bir nehir gibi, kemalâtın lem'alariyle parlar geçer; o nehir, güneşin cilveleriyle parladığı gibi, şu seyl-i mevcudât dahi, hüsün ve cemal ve kemalin lem'alarıyla muvakkaten parlar gider. Arkalarından gelenler aynı parlamayı, aynı lem'aları gösterdiklerinden anlaşılıyor ki: Cereyan eden suyun kabarcıklarındaki cilveler, güzellikler, nasıl kendilerinden değil; belki bir güneşin ziyasının güzellikleri, cilveleridir. Öyle de şu seyl-i kâinattaki muvakkat parlayan mehasin ve kemalât, bir Şems-i Sermedî'nin lemaat-ı cemal-i esmasıdır... S.)
KEMALÂT-PERVER: f. Kâmil ve olgun insan. Kemalât sahibi.
İçerisinde 'KEMAL' geçenler
ASÂYİŞ-BERKEMÂL: Rahat ve huzur te'min edilmiş.
ASÂYİŞ-BERKEMÂL: Rahat ve huzur te'min edilmiş.
BER-KEMAL: f. Mükemmel.
HADD-İ KEMAL: Olgunluk hâli. Kemalât haddi.
KÂ'BE-İ KEMALÂT: Kemâlât kâbesi. Yâni herkesin teveccüh etmesi gereken en yüksek kemalât merkezi.
KEMAL-İ DİRAYET: Dirayetin son derecesi.
KEMAL-İ İHTİMAM: Son derece dikkat ve ihtimâm.
KEMAL-İ METANET: Tam sağlamlıkla, sarsılmadan.
KEMAL-İ RAHMET: Rahmet ve merhametin nihayet kemalde olması.
KEMAL-İ VÜSUK: Tam bir itimad ve inanç.
KEMALÂT: (Kemal. C.) Faziletler, iyilikler, mükemmellikler. Ahlâk ve huy güzellikleri. Terbiyelilik, edeblilik.(Mâdem mevcudat, zeminin yüzünde büyük bir nehir gibi, kemalâtın lem'alariyle parlar geçer; o nehir, güneşin cilveleriyle parladığı gibi, şu seyl-i mevcudât dahi, hüsün ve cemal ve kemalin lem'alarıyla muvakkaten parlar gider. Arkalarından gelenler aynı parlamayı, aynı lem'aları gösterdiklerinden anlaşılıyor ki: Cereyan eden suyun kabarcıklarındaki cilveler, güzellikler, nasıl kendilerinden değil; belki bir güneşin ziyasının güzellikleri, cilveleridir. Öyle de şu seyl-i kâinattaki muvakkat parlayan mehasin ve kemalât, bir Şems-i Sermedî'nin lemaat-ı cemal-i esmasıdır... S.)
KEMALÂT-PERVER: f. Kâmil ve olgun insan. Kemalât sahibi.
NAMIK KEMAL: (Mi: 1840 - 1888) Tekirdağ'lı olup İslâm mücahidlerindendir. Yeni Osmanlılık hareketine vatan mefhumunu sokmuş, "Firâki, hapsi, nefyi kadr-i nâmusumla gördüm hep" diye haklı olduğunu dâima müdâfaa etmiştir. Ehl-i kemâl bir zat olduğu, davasının istikameti ve samimiyetinden anlaşılır.Hayatının sonlarına doğru Osmanlı İmparatorluğunun ve İslâm dünyasının kurtuluşunu "ittihad-ı İslâm" da görmüş ve bu uğurda gayret göstermiştir. Bu emelini, yazdığı " Celâleddin-i Harzemşah, Salahaddin-i Eyyubi, Yavuz Sultan Selim ve Fâtih Sultan Mehmed" isimli eserlerinde ortaya koymuştur. Mezarı Bolayır'dadır.
SÂHİB-İ KEMÂL: Kemal sahibi, olgun insan.
SAHİB-KEMAL: f. Olgun, kemal sahibi.
ZÜBDE-İ KEMÂL: Kemâlin en ileri derecesi.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
KEMAL-İ DİRAYET : Dirayetin son derecesi.
KEMÂ : (Ke ile Mâ edatlarından mürekkebdir) "Gibi" mânâsına gelir.
KEM : Gr: Ne kadar? Kaç? (Mikdar için soru ifâdesinde kullanılır.) (Farsçada: Çend)
KE : "Gibi" mânasındadır. (Arapça teşbih edâtı) Kelimenin başına getirilir. Meselâ: (Kezâlike: Bunun gibi) * Harfin ve kelimenin sonuna gelirse "sen" zamiri yerindedir. Meselâ (Kitâbü-ke: Senin kitabın)
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...