Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| KEY: | Eski Acem pâdişahlarının nâmıdır. |
| KEY: | f. Ne vakit, ne zaman? (Soru için kullanılır.) |
| KEY: | Arapçada muzari fiilini nasbeden (son harfini üstün okutan) ve "İçin, tâ ki, hangi, nasıl?" yerinde kullanılan harf. (Bak: Huruf-i nâsibe) |
| KEY': | Yaramaz gönüllü olmak. |
| KEYAN: | (Key. C.) f. şahlar, hükümdarlar, keyler, hakanlar. |
| KEYANÎ: | f. Şaha ait. Hükümdarla alâkalı. |
| KEYD: | Tuzak. Kötülük, hile. Men'etmek. Kusmak. Çakmağın tezce ateşi çıkmayıp geçmek. Cenk etmek, dövüşmek. Karganın ötmesi. |
| KEYF: | Afiyet, sağlık, sıhhat. Memnunluk, hoşlanma. Neş'e, sevinç, sürur. Mizaç, tabiat. İstek, taleb, arzu, heves. Gönül açıklığı. |
| KEYFE: | Arabçada sual cümlesinin başına gelir. "Nasıl? Nice?" mânalarınadır. |
| KEYFE HÂLÜK: | Hâlin nasıl? Nasılsın? |
| KEYFEMÂ: | Her nasıl? |
| KEYFEMÂ YEŞÂ': | Nasıl isterse, istediği gibi. |
| KEYFE METTEFAK: | Hangisi olursa. Nasıl rast gelirse. |
| KEYFER: | f. Karşılık, mukabil. Mükâfat veya ceza. |
| KEYFÎ (KEYFİYYE): | Keyfe, arzuya bağlı. İsteğe âid ve müteallik. |
| KEYFİYYET: | Bir şeyin esâsı ve iç yüzü. Nasıl olduğu ciheti. Kalite. Madde. (Kemmiyetin zıddıdır.) |
| KEYHAN: | f. Dünya, arz. |
| KEYL: | Ölçme. Kile. Hububat ölçüsü. Ölçek. |
| KEYLEKAN: | Bir pırasa cinsi. |
| KEYLÎ: | Kile ile ölçülen şeyler. |
| KEYLUS: | Hazmı kolay olan gıda. |
| KEYMUS: | yun. Yiyecek ve içecek maddelerin midede hazmolunup erimesinden hâsıl olan bir sıvıdır ve kana karışır. |
| KEYNUNET: | Varlık, var olma. |
| KEYS: | Zekâ, kavrayış, anlayış, idrâk. |
| KEYS: | Yaramaz huylu kişi. |
| KEYSAN: | Ayakla bir kimsenin dübürüne vurmak. Özür, mâzeret. |
| KEYSANİYYE: | Revâfiz tâifesinden bir sınıf. |
| KEYSUM: | Çok miktar olan kuru ot. |
| KEYUL: | Muharebe gününde dizilen safların son safı. |
| KEYT: | (Keyte) şöyle, şöylece, kezâ. |
| KEYVAN: | f. Satürn (Zuhal) gezegeni. |
| KEYY (KEYYE): | Adama veya davara yapılan nişan. Yarayı dağlama. |
| KEYYAL: | Kile ile ölçen kimse. Kileci. |
| KEYYEFE: | (Tekyif. den mâzi fiili) İnceleyip iç yüzünü bildi, idrak etti manasınadır. |
| KEYYİS: | (Keyyise) Akıllı, anlayışlı, kiyasetli, idrakli, zeki. Zarif. |
| İçerisinde 'KEY' geçenler | |
| FE-KEYFE: | "Nasıl?" anlamına kullanılan eski bir tabir. |
| FEKKEYN: | İki çene. Alt ve üst çene. |
| KELÂMIN KUYUDAT VE KEYFİYATI: | Kelâmın küllünü meydana getiren harf, kelime gibi parçalarıyla, bunların sarf ve nahiv yönünden hususiyetleri. Meselâ: Müzekkerlik - müenneslik, mârifelik - nekrelik, mübtedâ - haber, sıfat - mevsuf gibi. |
| KEY': | Yaramaz gönüllü olmak. |
| KEYAN: | (Key. C.) f. şahlar, hükümdarlar, keyler, hakanlar. |
| KEYANÎ: | f. Şaha ait. Hükümdarla alâkalı. |
| KEYD: | Tuzak. Kötülük, hile. * Men'etmek. * Kusmak. * Çakmağın tezce ateşi çıkmayıp geçmek. * Cenk etmek, dövüşmek. * Karganın ötmesi. |
| KEYF: | Afiyet, sağlık, sıhhat. * Memnunluk, hoşlanma. * Neş'e, sevinç, sürur. * Mizaç, tabiat. * İstek, taleb, arzu, heves.* Gönül açıklığı. |
| KEYFE: | Arabçada sual cümlesinin başına gelir. "Nasıl? Nice?" mânalarınadır. |
| KEYFE HÂLÜK: | Hâlin nasıl? Nasılsın? |
| KEYFEMÂ: | Her nasıl? |
| KEYFEMÂ YEŞÂ': | Nasıl isterse, istediği gibi. |
| KEYFE METTEFAK: | Hangisi olursa. Nasıl rast gelirse. |
| KEYFER: | f. Karşılık, mukabil. * Mükâfat veya ceza. |
| KEYFÎ (KEYFİYYE): | Keyfe, arzuya bağlı. İsteğe âid ve müteallik. |
| KEYFİYYET: | Bir şeyin esâsı ve iç yüzü. Nasıl olduğu ciheti. * Kalite. Madde. (Kemmiyetin zıddıdır.) |
| KEYHAN: | f. Dünya, arz. |
| KEYL: | Ölçme. * Kile. Hububat ölçüsü. Ölçek. |
| KEYLEKAN: | Bir pırasa cinsi. |
| KEYLÎ: | Kile ile ölçülen şeyler. |
| KEYLUS: | Hazmı kolay olan gıda. |
| KEYMUS: | yun. Yiyecek ve içecek maddelerin midede hazmolunup erimesinden hâsıl olan bir sıvıdır ve kana karışır. |
| KEYNUNET: | Varlık, var olma. |
| KEYS: | Zekâ, kavrayış, anlayış, idrâk. |
| KEYS: | Yaramaz huylu kişi. |
| KEYSAN: | Ayakla bir kimsenin dübürüne vurmak. * Özür, mâzeret. |
| KEYSANİYYE: | Revâfiz tâifesinden bir sınıf. |
| KEYSUM: | Çok miktar olan kuru ot. |
| KEYUL: | Muharebe gününde dizilen safların son safı. |
| KEYT: | (Keyte) şöyle, şöylece, kezâ. |
| KEYVAN: | f. Satürn (Zuhal) gezegeni. |
| KEYY (KEYYE): | Adama veya davara yapılan nişan. * Yarayı dağlama. |
| KEYYAL: | Kile ile ölçen kimse. Kileci. |
| KEYYEFE: | (Tekyif. den mâzi fiili) İnceleyip iç yüzünü bildi, idrak etti manasınadır. |
| KEYYİS: | (Keyyise) Akıllı, anlayışlı, kiyasetli, idrakli, zeki. * Zarif. |
| MÜKEYYES: | Keselenmiş. Kese biçiminde toplanıp kalmış olan şey. |
| MÜKEYYİF: | Keyif verici, neşelendirici şey. Sarhoşluk veren. * Klima cihazı. |
| MÜKEYYİFÂT: | Keyif verici, sarhoşluk verici şeyler. |
| MÜTEKEYYİF: | Keyfiyetlenen, bir keyfiyetle vasıflandıran, tekeyyüf eden. |
| MÜTEKEYYİS: | (C.: Mütekeyyisîn) Zeki ve akıllı gibi görünen. |
| MÜTEKEYYİSÎN: | (Mütekeyyis. C.) Akıllılık taslıyanlar, tekeyyüs edenler. |
| TÂ BEKEY: | Ne vakte kadar. |
| TÂ-BE-KEY: | Ne vakte kadar. |
| TA KEY: | f. Ne vakte kadar? |
| TEKEYMÜS: | Yemeklerin midede ezilmesi. |
| TEKEYYÜF: | Bir keyfiyet kabul etmek. Eksiltmek veya noksan etmek. Keyfiyetlenmek. * Keyiflenmek. |
| TEKEYYÜS: | (Kiyâset. den) Kiyâsetli ve zeki görünme. * Zariflik gösterme. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| KEY' : | Yaramaz gönüllü olmak. |
| KE : | "Gibi" mânasındadır. (Arapça teşbih edâtı) Kelimenin başına getirilir. Meselâ: (Kezâlike: Bunun gibi) * Harfin ve kelimenin sonuna gelirse "sen" zamiri yerindedir. Meselâ (Kitâbü-ke: Senin kitabın) |