Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
KIS: "Kıyas et, buna benzet, bununla ölç!" mânalarına gelir ve bazı tâbirlerde geçer. Meselâ: (Ve kıs ala hâzâ: Bunun üzerine kıyas et.)
KISA': (Kas'a. C.) Tabaklar, çanaklar, çömlekler.
KISABE: Kesicilik, kasaplık.
KISAR: (Kasir. C.) Kısalar. Kasr olanlar.
KISAR-I MUFASSAL: Kur'an-ı Kerim'de 99. sure olan Zilzal suresinden 114. olan Nas suresine kadar olan surelerdir.
KISAS: Kıssalar. Fıkralar. Hikâyeler.
KISAS: Cinayette ödeşmek. Bir suç işliyenin aynı şekilde cezalandırılması. Öldürme veya yaralanmada suçlu olana aynı şeyin yapılması. Suçsuz yere adam öldürene veya yaralayana şeriatın aynı cezayı tatbik etmesi.
KISASEN: Kısas yoluyla. Öldüren veya yaralayanı eşit şekilde cezalandırarak.
KISDE: (C.: Kusad) Bir şey kırıldığında herbir parçası.
KISIM: (Kısm) Bir parça, bölük, takım, kesim.
Kapalı avucunun alabildiği miktar.
KISM-I SÂNİ: İkinci kısım.
KISIR: Çocuğu olmaz, doğurmaz.
Münbit olmayan ve mahsul alınamayan verimsiz toprak.
KISL: Zayıf kişi.
KISLAM: Isırıcı hayvan.
KISMAL: Kesmek.
KISME: Kırık parçası.
Misvak parçası.
KISMEN: Bir kısım olarak. Bir parça olarak.
KISMET: Bölmek ve ayırmak. Bahşetmek. Taksim etmek.
Fık: Hisse-i şâyiayı, yani, taksim olunmamış maldaki hisseleri sahiplerine tahsis etmektir.
KISMÎ: Bir kısmı, bir parça, bir bölüm.
KISRA (KUSÂRE): Ekincilerin kesmik dedikleri başakta kalan buğday. Buğday çalkandığında kalbur içinde kalan kaba buğday başları.
KISS: Nasâra tâifesinin ulusu, reisi ve danişmendi.
Bir yerin adı.
KISSA: Fıkra. Hikâye. İbret verici hikâye. Vak'a. Mâcerâ. Rivâyet.
KISSAGÛ: f. Hikâye ve kıssa anlatan.
KISSAGÜZÂR: f. Hikâye anlatan kimse, masal söyliyen kişi.
KISSAHÂN: f. Hikâye söyliyen, kıssa ve masal anlatan.
KISSAPERDÂZ: f. Hikâye düzen kişi. Kıssacı, masalcı.
KISSÂT: (Kıssa. C.) Kıssalar. Hikâyeler.
KISSİS: Keşiş. Papaz. Hristiyan din adamı.
KIST: Pay. Hisse. Nasib. Kısım. Mizan. Rızık. Kısım kısım verilen bir hediyenin, borcun her defada verilen bir parçası. Tartı ve ölçüde doğruluk. Adalet etmek.
KIST-EL YEVM: Bir aylık maaşın bir güne isâbet eden miktârı.
Çalışılmayan günler için kesilen para.
KISTAS: Mizan, ölçü. Büyük terazi. Kıyamet günündeki büyük terazi.
Mânevi değer ve kıymet ölçüsü.
En doğru tartan.
Taksit. Taksit ile ödenen şey.
KISTEYN: İki hisse, iki pay. İki ölçü, iki parça.
KISVED: Kuvvetli, boynu kalın olan kişi.
KİS: (C.: Ekyâs) Cepte taşınır küçük para kesesi.
Rahimde döl yatağı.
Bedendeki bâzı sıvıların toplandığı kese biçimindeki oyuklar.
KİSA: Halı, seccâde. Yünden yapılan elbise.
KİSAL: Bir yerde oturup kalan ve gideceği yere geç giden.
KİSB: (Bak: Kesb)
KİSBÎ: Kazanılmış, kesbedilmiş. Kesb ile alâkalı.
KİSB Ü KÂR: Kazanç, iş güç.
KİSE: (Kis-Kese) f. Küçük-büyük torba kab.
Para kesesi. Kumaştan çanta biçiminde torba kab.
Yoğurt kesesi.
Para. Para hesabı. Öz para.
Kestirme yol.
KİSEBÜR: f.Yankesici, hırsız.
KİSEDAR: f. Parayı toplıyan, para hesabını tutan kimse. Vekilharç.
KİSEF: (Kisf. C.) Kıt'alar, parçalar, kısımlar.
KİSFE: (C.: Kisef) Kısım, cüz, parça, bölüm.
KİSKİS: Taşın ve toprağın ufağı.
KİSR: Üstünde eti çok olmayan kemik.
Çadır eteği.
KİSRA: Husrevden muarreb veya galat olan bu isim Sa'sâniler sülâlesinden olan Eski İran padişahlarına ve bilhassa Nevşirvan'den sonrakilere verilmiş olup, Rum imparatorlarına Kayser, Çin hükümdarlarına Fağfur ve Hakan denildiği gibi, bunlara da Kisra denilirdi.
KİSRE: (C: Kiser) Ekmek parçası.
Parçalanmış olan şeyin bir parçası.
KİST: f. Kimdir? (mânâsına soru edâtı)
KİSVE: Elbise. Kılık. Hususi kıyafet. Küsve. Kisbet.
İçerisinde 'KIS' geçenler
AKİS: Yere gömüp köklendikten sonra kestikleri üzüm çubuğu. * Üzerine yağ koyup içtikleri taze süt. * Sütlü çorba.
AKİS: (Aks) Bir şeyin zıddı, simetriği, tersi. * Hareketli bir cismin hareketinin tersine dönmesi. * Bir şeyin evvelinin âhirine, âhirinin evveline dönmesi. * Çarpışma, çarpıp geri dönme. * Mantıkta: Bir düşünme ve akıl yürütme şekli; bir iddianın konusunu yüklem, yüklemini konu yapmakla bir sonuç elde etmek. Meselâ : "Her sanatkâr kabiliyetli "yetenekli" dir. O halde bazı yetenekliler sanatkârdır."
AKİS: Tersine dönen, vuran, çarpan. Akseden.
AKİS: (Aks) İnatçı, muannid.
AKİSA: (C.: İkâs) Saç örgüsü.
AKİSE: Çok fazla deve. * Karanlık gece.
AKİSE: Işığı aksettiren âlet.
BER-AKİS: f. Aksine, zıddına, tersine.
BİLAKİS: Aksine. Tersine. Zıddına.
DAKİS: Bir kimsenin aksırdığında ağzından saçılan tükrük.
DIKÎS: Akılsız kadın.
DİMKİS: İbrişim.
EYVAN-I KİSRA: Dicle Nehri kenarında sol tarafta Medâyin şehrinde yıkıntıları bulunan eski İran (Acem) Padişahına mahsus bir saray. Bu saray, Peygamberimizin (A.S.M.) doğduğu gece çatlamıştır.
FAKÎS: Çiftçilerin kullandığı âletlerden halka gibi bir demir.
Fİ'L-İ MÜN'AKİS: Organizmanın bir uyarmaya karşı birdenbire aldığı vaziyet, refleks.
ÇERAKİSE: (Çerkes. C.) Çerkesler. Kafkasyada yerli bir kabilenin adı.
GİRAN-KÎSE: f. Cimri, hasis, pinti.
HAKİSTER: f. Kül, ateş külü.
İNKİSAF: (Küsuf. tan) Parlaklığı sönme. Güneş tutulması.
İNKİSAR: Kırılma. Gücenme. * Beddua ve lânet okuma. * Şikeste olma.
KABİL-İ İNKİSAR: Kolaylıkla kırılabilir şeyler, kırılması kolay olan nesneler.
KARKİSYUN (KARKİSYA): Kebâbe dedikleri devâ.
KİSA: Halı, seccâde. Yünden yapılan elbise.
KİSAL: Bir yerde oturup kalan ve gideceği yere geç giden.
KİSB: (Bak: Kesb)
KİSBÎ: Kazanılmış, kesbedilmiş. Kesb ile alâkalı.
KİSB Ü KÂR: Kazanç, iş güç.
KİSE: (Kis-Kese) f. Küçük-büyük torba kab. * Para kesesi. Kumaştan çanta biçiminde torba kab. * Yoğurt kesesi. * Para. Para hesabı. Öz para. * Kestirme yol.
KİSEBÜR: f.Yankesici, hırsız.
KİSEDAR: f. Parayı toplıyan, para hesabını tutan kimse. Vekilharç.
KİSEF: (Kisf. C.) Kıt'alar, parçalar, kısımlar.
KİSFE: (C.: Kisef) Kısım, cüz, parça, bölüm.
KİSKİS: Taşın ve toprağın ufağı.
KİSR: Üstünde eti çok olmayan kemik. * Çadır eteği.
KİSRA: Husrevden muarreb veya galat olan bu isim Sa'sâniler sülâlesinden olan Eski İran padişahlarına ve bilhassa Nevşirvan'den sonrakilere verilmiş olup, Rum imparatorlarına Kayser, Çin hükümdarlarına Fağfur ve Hakan denildiği gibi, bunlara da Kisra denilirdi.
KİSRE: (C: Kiser) Ekmek parçası. * Parçalanmış olan şeyin bir parçası.
KİST: f. Kimdir? (mânâsına soru edâtı)
KİSVE: Elbise. Kılık. Hususi kıyafet. Küsve. Kisbet.
KİSVE-İ İLMİYE: İlim adamlarına, hocalara âit elbise.
KİSVET: Elbise. * Özel kıyâfet. * Yağlı güreş yapan pehlivanların giydikleri, meşinden ve dar paçalı olan pantolon. Kisbet.
MAKİS: (Mâkise) Durup dinlenen, duraklayıp eğlenen.
MAKÎS: (Kıyas. dan) Kıyas edilebilen. Benzetilebilen.
MAKİS: Öşür ve vergi toplayan kimse.
MEKÎS: Vakarlı. Onur sahibi. Ciddi ve ağırbaşlı kimse.
MU'TEKİS: (Aks. den) Tersine çevrilmiş. Aksolunmuş.
MÜN'AKİS: Akseden, geri dönmüş, bir yere çarpıp geri gelen.
MÜNTEKİS: Başaşağı dönen. Tersine yuvarlanan.
MÜTEAKİS: Tersine dönmüş. Birbirine zıd.
MÜTEAKKİS: (Aks. den) Tersine dönen, ma'kus olan.
MÜTENEKKİS: Ters dönüp başaşağı olan kimse.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
KİSA : Halı, seccâde. Yünden yapılan elbise.
KİBA : Süprüntü.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...