Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
KUB: f. "Vuran, vurucu, döven" mânâlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: (Leked-kub: Tekme vuran)
KUBA': Hınzır avazı.
Büyük ölçek.
KUBAA: Serçe gibi küçük bir alaca kuşun adı.
Avcıların giydiği hırka.
KUBAKIB: Acele eden kimse, aceleci.
Bir yıldan sonra olan yıl.
KUBALE: Mukabele.
Kapı önü.
KUBAN: (Kub. C.) f. Vurucular, dövücüler.
Vurarak, döverek mânâlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır.
KUBB: Kürk.
KUBBE: Yarım küre şeklinde yapılan bina damı.
KUBBE-İ ÂLİYE: Yüksek kubbe.
KUBBE-İ HADRÂ: Yeşil kubbe.
KUBBE-İ KANEK: Ağzın tavanı. Damak.
KUBBE-İ MİNA: Gökyüzü. Gök kubbesi.
KUBBE-İ ULYÂ: Sema, gökyüzü.
KUBBE-İ ZERRİN: Güneş, şems.
KUBBET-ÜL İSLÂM: İslâmın kubbesi.
Belh şehrinin başka bir adı.
KUBBE ALTI: Tar: Topkapı Sarayı'nda başta sadrazam olmak üzere devlet adamlarının ve vezirlerin toplanıp devlet işlerini görüştükleri yer.
KUBBE-NİŞİN: f. İstanbulda Topkapı Sarayı'nda Kubbealtı denen yerde toplanan kabine üyeleri denebilecek toplantıya katılan vezirlerin herbiri.
KUBBERE: (C: Kubber-Kabbere) Turgay dedikleri küçük kuş.
Bacaksız, kısa boylu kimse.
KUBBİTÎ: Beyaz helva satan kimse.
KUBEB: (Kubbe. C.) Kubbeler, kemerler. Tepesi yuvarlak, yarım küre şeklinde yapılan binâ damları.
KUBH: Günah ve çirkin hareket. Kabahat. Suç.
Fık: Aklen ve şer'an müstehcen olup dünyada zemme, âhirette azaba ve itaba mahal olan şey.
KUBHİYYAT: (Kubh. C.) Çirkin hareketler ve işler. Günah ve çirkin şeyler.
KUBKUBA: Acele etmek.
KUBLE: Öpme.
KUBTİYYE (KIBTIYYE): (C: Kubâti) Mısırda yapılır parlak ince keten bezi.
KUBU': Kirpinin büzülüp başını derisine çekmesi.
Bir kimsenin başını yakasına çekmesi.
KUBUB: Kuruluk.
KUBUL: Erlerin ve kadınların önü.
Evvel, önce, ilk.
KUBUN: Gitmek.
KUBUR: (Kabr. C.) Kabirler, mezarlar, türbeler.
KUBUS: Sür'atle yürüdüğünden yere tırnağının ucundan başka yeri değmeyen at.
KUBZA (KABZA): (C: Kubzât) Bir tutam nesne.
İçerisinde 'KUB' geçenler
AKKUB: Devenin çok yediği yassı yapraklı bir dikenli ot.
AKUB: Toz.
ARKUB: Ökçe siniri. * Yalan ve kötü söz.
DİL-KUB: f. Gönül zedeliyen, vuran.
EHL-İ KEŞF-İL KUBUR: Kabir âleminde olanları bilen, kabirdeki ölünün ahvâlini keşfedip doğru olarak haber veren veli, evliya.(Ehl-i keşf-il kuburun müşahedesiyle müteaddid vâkıatla, tahsil-i ulum ânında vefat eden bazı müştak ve ciddi bir talebe-i ulum, şehidler gibi kendini hayatta ve kendi dersiyle meşgul görüyor. Hattâ meşhur bir ehl-i keşf-il kubur, vefat eden ve İlm-i Sarf ve Nahv okuyan bir talebenin kabrinde Münker, Nekir'e nasıl cevap verecek diye murakabe etmiş ve müşahede edip işitmiş ki; melek-i sual, ondan sordu: $ "Senin Rabbin kimdir?" dediği zaman, o Nahv dersiyle iştigal ederken vefat eden talebe, o meleğin cevabında demiş:"Â mübtedâdır, onun haberidir." Nahiv ilmince cevab vermiş, kendini medresede zannetmiş. Ş.)
EHL-İ KUBUR: Kabir ehli. Ölüler.
HABBEYİ KUBBE YAPMAK: Değeri olmayan bir şeye çok fazla ehemmiyet vermek. Zihinde büyütmek.
HÜSN Ü KUBH: Güzellik ve çirkinlik.
KEŞF-ÜL KUBUR: Kabirdeki ölünün hâlinden anlamak. Ölünün azab çekip çekmediği ve sair bazı hususların bâzı veli kimselerce bilinmesi.
KUBA': Hınzır avazı. * Büyük ölçek.
KUBAA: Serçe gibi küçük bir alaca kuşun adı. * Avcıların giydiği hırka.
KUBAKIB: Acele eden kimse, aceleci.* Bir yıldan sonra olan yıl.
KUBALE: Mukabele. * Kapı önü.
KUBAN: (Kub. C.) f. Vurucular, dövücüler. * Vurarak, döverek mânâlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır.
KUBB: Kürk.
KUBBE: Yarım küre şeklinde yapılan bina damı.
KUBBE-İ ÂLİYE: Yüksek kubbe.
KUBBE-İ HADRÂ: Yeşil kubbe.
KUBBE-İ KANEK: Ağzın tavanı. Damak.
KUBBE-İ MİNA: Gökyüzü. Gök kubbesi.
KUBBE-İ ULYÂ: Sema, gökyüzü.
KUBBE-İ ZERRİN: Güneş, şems.
KUBBET-ÜL İSLÂM: İslâmın kubbesi. * Belh şehrinin başka bir adı.
KUBBE ALTI: Tar: Topkapı Sarayı'nda başta sadrazam olmak üzere devlet adamlarının ve vezirlerin toplanıp devlet işlerini görüştükleri yer.
KUBBE-NİŞİN: f. İstanbulda Topkapı Sarayı'nda Kubbealtı denen yerde toplanan kabine üyeleri denebilecek toplantıya katılan vezirlerin herbiri.
KUBBERE: (C: Kubber-Kabbere) Turgay dedikleri küçük kuş. * Bacaksız, kısa boylu kimse.
KUBBİTÎ: Beyaz helva satan kimse.
KUBEB: (Kubbe. C.) Kubbeler, kemerler. Tepesi yuvarlak, yarım küre şeklinde yapılan binâ damları.
KUBH: Günah ve çirkin hareket. Kabahat. Suç. * Fık: Aklen ve şer'an müstehcen olup dünyada zemme, âhirette azaba ve itaba mahal olan şey.
KUBHİYYAT: (Kubh. C.) Çirkin hareketler ve işler. Günah ve çirkin şeyler.
KUBKUBA: Acele etmek.
KUBLE: Öpme.
KUBTİYYE (KIBTIYYE): (C: Kubâti) Mısırda yapılır parlak ince keten bezi.
KUBU': Kirpinin büzülüp başını derisine çekmesi. * Bir kimsenin başını yakasına çekmesi.
KUBUB: Kuruluk.
KUBUL: Erlerin ve kadınların önü. * Evvel, önce, ilk.
KUBUN: Gitmek.
KUBUR: (Kabr. C.) Kabirler, mezarlar, türbeler.
KUBUS: Sür'atle yürüdüğünden yere tırnağının ucundan başka yeri değmeyen at.
KUBZA (KABZA): (C: Kubzât) Bir tutam nesne.
KUHKUB: f. Dağ vurucu. Dağı yerinden oynatan. * Kuvvetli at veya katır. * Kale veya sur döven top.
KURKUBE: Et, lahm.
LEKEDKUB: f. Çifte yiyen. Hayvanların ayakları altında ezilen.
LÜ'LÜ-İ MESKUB: Delinmiş inci.
MENKUB: (U, uzun okunur) Delinmiş. Oyulmuş.
MENKUB: (Nekbet. den) Dert ve meşakkatlere mâruz kalmış olan. * Rütbe ve haysiyyetten düşmüş olan.
MERKUB: (Rükub. dan) Üzerine binilmiş, bindirilmiş. * Üzerine binilen hayvan veya nakil vasıtası.
MESKUB: Delikli. Delinmiş.
MESKUB: Kalıba dökülmüş. Akıtılmış.
NİKUBAHT: f. Bahtı açık.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
KUBA' : Hınzır avazı. * Büyük ölçek.
KUAL : Üzüm çiçeği.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...