Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| LÎT: | Boyunun bir tarafı. Boyun. Baş. |
| LÎT: | Her nesnenin rengi. |
| LÎTA: | (C.: Lit) Kamış kabuğu. Karnın dışarısındaki derisi. |
| LİTAF: | (Latif. C.) Yumuşaklıklar. |
| LİTAM: | Tokat atma. Elin ayası ile vurma. |
| LİTAT: | Dağın sivri ve yüksek olan yeri. |
| LİTLİT: | Kokar çürük diş. Yaşlı kadın. |
| LİTRE: | İtl. Akıcı maddelerin, sıvıların ölçü birimi. |
| LİTOSFER: | yun. Yeryüzünün katı kısmına verilen ad. Taşküre. |
| İçerisinde 'LÎT' geçenler | |
| ACALİT: | Yoğurt. |
| AKALİT: | Yoğurt. |
| AKTÜALİTE: | Fr. Bugünkü hâdise veya mevzu. Günlük hâdiseler. |
| ASALİT: | Koyu, sahin. |
| BARAKLİT: | (Bak: Faraklit) |
| BELİTA: | Kamış kap. |
| BİLİTTİFAK: | İttifak ile. Beraberce, birlikte, elbirliğiyle. |
| BİLLİT: | Akıllı, hâzık ve mâhir kimse. |
| EGALİT: | (Uglute. C.) İnsanı yanıltacak hatalı sözler, yanlış kelâmlar. |
| FARAKLİT: | İncilde mezkur olan Hz. Muhammed'in (A.S.M.) ismidir. El-Faraklit, El-Baraklit de hamdeden, hak ile bâtılı birbirinden ayıran, fâruk, hakperest mânalarına gelir. |
| FORMALİTE: | Fr. Resmi işlerin gerektirdiği muameleler. |
| HALÎT: | Huk: Yol ve su gibi umumi olan araziler hukukunda ortak olan kimse. * Şerik, ortak. * Karışmış. |
| HALÎT: | Buz. Kırağı. Dolu. |
| HALİTA: | Karışık halde olan. Karma. İki veya muhtelif maddelerden yapılmış. * Madenlerin birbirleriyle birleşmelerinden hâsıl olan mürekkep madde. |
| HALİTA-İ DİMAĞÎ: | f. Akıldaki muhtelif mes'ele ve fikirler. Dimağdaki karışık, muhtelif bilgiler. |
| HİLÎTEC: | Hindistan eriği. |
| ISLÎT: | Zinetli kılıç, üzeri süslenmiş kılıç. |
| KALİTA: | ing. Eskiden kalyon cinsinden yük gemisi. |
| KALİTE: | Fr. Vasıf. |
| KELLİT (KİLLİT): | Sırtlanın yataklandığı inin ağzını kapattıkları taş. |
| KONSOLİT: | (Konsolide) Fr. Ana sermayenin ödeme tarihi belli olmayan ve yalnız faizi ödenen devlet tahvili. |
| KOZMOPOLİT: | Fr. Her yabancı şeye karşı alâka gösteren, milliyet duygularından mahrum kimse. * Çeşitli milletlerden insanları içine alan. |
| LÎTA: | (C.: Lit) Kamış kabuğu. * Karnın dışarısındaki derisi. |
| LİTAF: | (Latif. C.) Yumuşaklıklar. |
| LİTAM: | Tokat atma. Elin ayası ile vurma. |
| LİTAT: | Dağın sivri ve yüksek olan yeri. |
| LİTLİT: | Kokar çürük diş. * Yaşlı kadın. |
| LİTRE: | İtl. Akıcı maddelerin, sıvıların ölçü birimi. |
| LİTOSFER: | yun. Yeryüzünün katı kısmına verilen ad. Taşküre. |
| MELÎT: | Cenin. |
| MUHALLİT: | (Halt. dan) Karıştıran, tahlit eden. |
| MUHTELİT: | Karışmış. Karışık. Karma. |
| MUSALLİT: | (Salâtet. den) Birine musallat eden. Peşini bırakmayıp sataştıran. |
| MÜTEGALLİT: | Yanlışa düşen, yanılan, tegallüt eden. |
| MÜTEHALLİT: | Karışan, karışık olan, tahallüt eden. |
| MÜTESALLİT: | (C.: Mütesallitîn) Musallat olan, peşini bırakmıyan, tasallut eden, sırnaşan. |
| MÜTESALLİTÂNE: | f. Musallat olarak, sırnaşarak, tasallut edercesine. |
| MÜTESALLİTÎN: | (Mütesallit. C.) Musallat olanlar, peşini bırakmayanlar, ardından ayrılmayanlar, tasallut edenler. |
| PELİTE: | f. Lâmba veya kandil fitili. Fitil. * Yaralarda kullanılan fitil. |
| POLİTİKA: | İtl. Memleket işlerini idare için tutulan ölçülü yol. Siyaset. |
| REALİTE: | Fr. Gerçekten olan şey. Olduğunun tıpkısı. Gözümüzle gördüğümüz gibi. (Bak: Rasyonalizm) |
| SELİT: | Kahredici, galebe edici. * Susam yağı. * Kötü sözlü şerli kimse. Ağzı bozuk. * Zeytinyağı. |
| TAGLİT: | (Galat. dan) Yanlışını çıkarma. Yanıltma. * Karıştırma. |
| TAHLİT: | (Halt. dan) Karıştırma. Karıştırılma. Bozma. Saflığını giderme. Fâsid etme. |
| TA'LİT: | Devenin yularını başından indirmek. * Deve boynuna nişan etmek. |
| TASLİT: | Musallat etmek. Birini başka birine belâ etmek. Sataştırmak. |
| TENBELİT: | f. Hayvan yükü. Küçük yük. |
| TESLİT: | Havâle etmek. (Bak: Taslit) |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| LÎTA : | (C.: Lit) Kamış kabuğu. * Karnın dışarısındaki derisi. |
| Lİ : | Gr: Lâm harfinin esre ile okunuşu. Bir kelimenin başına geldiğinde, "için, dolayı, ötürü, yüzünden, sebebinden" gibi mânâlara gelir. Kendinden sonraki isimleri cerreder. Yerine göre muhtelif isimler alır. Lâm-üt-tahsis ve temellük gibi. |