Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
LAC: f. Çıplak.
LAC: Dar şey. Geniş ve bol olmayan nesne.
LACEREM: şüphesiz, elbette, besbelli.
Nâçar, zaruri.
LACEVAB: Cevapsız. Cevapdışı.
LACEVERD: Lacivert.
Koyu mavi renkte değerli bir süs taşı.
LACEVERDÎ: f. Lacivert renkte.
LACÎ: Muslih, ıslah eden, terbiye eden.
LACİN: Ağaçtan dökülen yaprak.
Ağaçtan yaprak indirme.
İçerisinde 'LAC' geçenler
ALACA BAYRAK: Tar:Ondördüncü Yeniçeri Bölüğüne verilen ad.
CELACİL: (Cülcül. C.) Küçük çanlar, ufak çıngıraklar.
FEYALİLACEB: (Fe-yâ lil'aceb) Hayret ve taaccüb ifâdesi için söylenir.
HALACA: f. Ayak yolu, abdesthane.
HALLAC: Pamuk atan. Pamuğu didik didik eden.
HALLAC-I MANSUR: Asıl adı Hüseyin olan bu zat, tasavvuf mesleğinde meşhurdur. Manevi istiğrak hallerinde hissettiklerini, şeriata zâhiren zıd düşen ifadelerle söylediği için, Hicri 306 senesinde idam edilmiştir.
HEMLECE (HİMLÂC): Atın yorga olması.
HILACE: Hallaçlık.
HİMLAC: Kuyumcular körüğü.
İBTİLAC: Meydana çıkma, zuhur etme, görünme.
İDDİLAC: Gecenin geç vaktinde gitmek.
İDLAC: Gecenin ilk saatlerinden geç vakte kadar gitmek.
İHTİLAC: Seğirtme. * Çarpıntı, çarpma. * Etler gevşeyip büzülme. * Havale nöbeti.
İHTİLACAT: (İhtilâc. C.) İhtilaclar, çarpıntılar, seğirtmeler.
İHTİLACAT-I ASABİYE: Asabî çarpıntılar.
İLAC: İçeri sokma, idhal etme, girdirme.
İLAC: Derde devâ olan şey. Hastayı veya yaralıyı iyi etmek için içmek veya sürmek üzere verilen şey. * Devâ, mualece. * Mc: Tedbir, çare, tavsiye, derman. * Hastaya bakma, iyi olmasına çalışma.
İLAC NÂ-PEZİR: f. Tedavisi mümkün olmayan, ilâç kabul etmeyen. * İmkânsız, çaresiz.
İLAC-PEZİR: f. Çaresi bulunabilen. * Tedavi edilebilen, ilâç kabul eden.
İSLAC: Kara tutulma. Karlı olma.
İSTİ'LAC: (İlâc. dan) İlaç isteme.
İSTİLAC: İçilecek şeylerden pek çok içme.
IHTİLAC: Seğirtmek, koşmak. * Hareket etmek.
ILAC: Bir şeyi yerinden alıp gidermek.
KELACU: f. Kadeh.
LACEREM: şüphesiz, elbette, besbelli. * Nâçar, zaruri.
LACEVAB: Cevapsız. Cevapdışı.
LACEVERD: Lacivert. * Koyu mavi renkte değerli bir süs taşı.
LACEVERDÎ: f. Lacivert renkte.
LACÎ: Muslih, ıslah eden, terbiye eden.
LACİN: Ağaçtan dökülen yaprak. * Ağaçtan yaprak indirme.
LECLAC: Sözü tutuk söyliyen. * Satranç oyununun icatçısı. * Bir harfi iki kere söyliyen.
MELACE: Husumeti uzatmak, düşmanlığı çoğaltmak.
MELACİ': (Melce. C.) İlticâ edilecek ve sığınılacak yerler.
MIHLAC: Yufka oklavası. * Yün ve pamuk atacak âlet, hallaç tokmağı.
MİZLAC (MİZLÂK): El ile açılan kilit.
SELACİKA: (Selçuk. C.) Selçuklular.
SELLAC: Buzcu, buz satan adam.
TALAC: f. Bağırma, feryad, çığlık. * Ses, sada. * Kavga. * Meş'ale.
VÂLÂCÂH: f. Mevkii yüce, rütbesi yüksek olan.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
LACEREM : şüphesiz, elbette, besbelli. * Nâçar, zaruri.
LÂ : Arabçada kelimenin başında nefy edatı'dır. Cevap yerine veya yersiz inkârda kullanılır. "Yoktur, değildir" gibi. Mâzi fiilinin evvelinde bulunan Lâ, duâiye olur. Lâ zâle sıhhatehu: "Sıhhati zâil olmasın" sözündeki gibi. * Harf-i atıf da olur. Ve mâba'dını makabline nefyen rabt eder ve irabı da ona tâbi kılar. $ "Şeref edeb iledir, neseb ile değildir" sözündeki gibi. * Vav edatıyla beraber olursa, atıf edatı vav olur, lâ da nefyi te'kid eder.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...