| Kelime | Anlam |
|---|
| LAD: | f. Duvar. |
| LADE: | f. Ahmak, akılsız, ebleh. |
| LADEN: | f. Çamdan çıkarılan zift gibi siyah ve kokulu zamk. |
| LADİNE: | f. Kendir. |
| LADİNÎ: | Dinle alâkası olmayan. Dinsiz. Din dışı. (Bak: Lâik) |
| İçerisinde 'LAD' geçenler |
|---|
| AKSÂ-YI BİLÂD: | Bir memleketin sınır bölgeleri, hudut beldeleri. |
| ASLÂD: | Sert, katı ve düz. (Çakmak taşı hakkında). Ateşsiz. * Cimri, hasis, pinti. |
| BA'DEL MİLAD: | (Ba'de-l milâd) Milâddan sonra. Tarih başlangıcı kabul ettikleri seneden sonra. |
| BÂLÂDEST: | f. Galip, eli üstün. |
| BÂLÂDESTÎ: | f. El üstünlüğü, galibiyet. * Zulüm. |
| BELAD(E): | Kötü kimse. Müzevir, günahkâr. Fena ve kötü şey. |
| BELADET: | Ahmaklık, sersemlik, kalınkafalılık. Budalalık. |
| BELADİR: | f. Kadınların kullandıkları altun, gümüş, zümrüt, yakut, elmas gibi süs eşyası. * Belâyı def etmek için verilen sadaka. |
| BİLÂD: | (Belde. C.) Beldeler. Diyarlar. Memleketler. Şehirler. |
| BİLÂD-I ÂMİRE: | İmar edilmiş, yapılmış beldeler. * Devlet idaresindeki yerler. |
| BİLÂD-I CESİME: | Büyük ülkeler. |
| BİLÂD-I SELÂSE: | Eskiden İstanbul, Edirne ve Bursa'nın üçüne birden verilen isim. |
| BİLADE: | f. Müzevvir, fâsid, fesatçı, ispiyon eden. |
| BÜNLAD: | f. Destek, payanda, duvar, set. * Temel. Esas, bina. |
| CELADET: | Yiğitlik. Bahadırlık. Kuvvet ve şiddetlilik. Muhkemlik. Salâbet, metânet. |
| CELLAD: | İdama mahkûm olanları idam etmeğe vazifeli olan adam. * Mc: Merhametsiz. |
| EBLAD: | Eser. |
| ECLAD: | (Cild. C.) Hayvan derileri. |
| EKASİ-İ BİLÂD: | Uzak beldeler, en uzak şehirler. |
| ETLAD: | Evde doğan câriyeler. * Eski mal. * Damızlık denilen doğurucu hayvan. |
| EVLÂD: | (Veled. C.) Veledler. Çocuklar. |
| EVLÂD-I VATAN: | Vatan çocukları. |
| EVLÂD-I ZÜKUR: | Erkek çocuklar. |
| EVLADİYET: | Evlâda mahsus, evladlık, bünüvvet. |
| EVLADİYYE: | Evlatlık, evlada mahsus. * Mc: Çok sağlam ve dayanıklı ev veya eşya. |
| EVLAD Ü IYAL: | Çoluk çocuk. Evlâdlar ve karısı. |
| FETH-İ BİLAD: | Beldelerin istilâsı, şehirlerin zabtı. |
| FEVKALÂDE: | Âdetin fevkinde. Ayrıca, hususi surette. Bilinenlerin üstünde. Müstesna ve yüksek bir surette. |
| FULAD: | Çelik. |
| GAMZE-İ CELLÂD: | Cana kıyan yan bakış. |
| GLADYATÖR: | Eskiden Roma sirklerinde vahşi hayvanlarla veya birbirleriyle boğuşan kimse. |
| HÂRİKULÂDE: | Fevkalâde, âdetin hâricinde bulunan şey, eser. Görülmedik derecede. Son derece kıymet ve ehemmiyeti hâiz olan şey. |
| HIFZ-I BİLAD U İBAD: | Şehirlerin ve şehir ahalisinin korunması. |
| İLAD: | (Veladet. den) Doğurma, tevlid etme. * Doğurtma. |
| İSTİLAD: | Doğurtma. Çocuk isteme. |
| İSTİLADÎ: | Doğurtucu. |
| IHLAD: | Meyletmek, yönelmek, eğilmek. * Sonsuzlaştırmak, ebedi kılmak. * Geç ihtiyarlamak. |
| KABL-EL MİLÂD: | İsa'dan (A.S.) önce, milâddan evvel. |
| KADEME-İ ULÂDA: | İlk basamakta. Başlangıçta. |
| KESİR-ÜL EVLÂD: | Çocukları çok olan. Evlâdı kesir olan. |
| KILADE: | Gerdanlık. Boyna takılan kıymetli şey. * Akarsu. |
| LADE: | f. Ahmak, akılsız, ebleh. |
| LADEN: | f. Çamdan çıkarılan zift gibi siyah ve kokulu zamk. |
| LADİNE: | f. Kendir. |
| LADİNÎ: | Dinle alâkası olmayan. Dinsiz. Din dışı. (Bak: Lâik) |
| MIKLAD: | (C.: Mekâlid) Anahtar, miftah. Kilit dili. * Hazine. |
| MİLAD: | (Velâdet. den) Doğum günü. * Hz. İsa'nın (A.S.) doğum günü kabul edilen yıl başı. |
| MİLADÎ: | Milada ait. Milada dayanan. Ekser Avrupalıların takvim başlangıcı yaptıkları Milad yılına ait. * İsa'nın (A.S.) doğumundan itibaren başlayan takvim ki, miladî tarih denir. |
| PALAD: | (Pâlâde) f. Yedek at. |
| PALADE: | f. Kötü söyleyen, ayıp arayan. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| LADE : | f. Ahmak, akılsız, ebleh. |
| LÂ : | Arabçada kelimenin başında nefy edatı'dır. Cevap yerine veya yersiz inkârda kullanılır. "Yoktur, değildir" gibi. Mâzi fiilinin evvelinde bulunan Lâ, duâiye olur. Lâ zâle sıhhatehu: "Sıhhati zâil olmasın" sözündeki gibi. * Harf-i atıf da olur. Ve mâba'dını makabline nefyen rabt eder ve irabı da ona tâbi kılar. $ "Şeref edeb iledir, neseb ile değildir" sözündeki gibi. * Vav edatıyla beraber olursa, atıf edatı vav olur, lâ da nefyi te'kid eder. |