Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
LAG: f. Lâtife, şaka.
Oyun.
LAGAR: f. Cılız ve zayıf hayvan.
LAGARÎ: f. Cılızlık, zayıflık.
LAGB (LÜGÂB): Zahmet, meşakkat.
Güve yemiş kuş kanadı.
Zayıf adam.
LAGIB: Acıkmış ve yorulmuş kişi.
LAGİYE: Edebe aykırı ve fena söz.
LAGLAGA: (C.: Laglag) Ördekten küçük bir güzel kuştur, başında az miktar beyaz tüyü vardır. Türk diyârında yavrusunu çıkarıp kış günlerinde Mısır'a gider.
LAGM: İnanmayacak söz söylemek.
Bulaşmak.
LAGT: Hafif hafif ses çıkarma. Mırıldanma.
LAGV: Faydasız çirkin söz.
Köpeğin ürkmesi.
Deve avazı.
Rağbet olunmayan nesne.
Hükümsüz.
Kaldırmak.
Hata etmek.
İbtâl etmek.
LAGVİYYAT: (Lagv. C.) Lağvlar. Boş sözler.
LAGY: Avaz, ses, savt.
Yaramaz fuhuş sözler.
LAGZ: Kayma, sürçme.
LAGZAN: f. Kayan, sürçen.
LAGZİDE: f. Kaymış, sürçmüş.
LAGZİDE-PÂ(Y): f. Ayağı kaymış. Ayağı sürçmüş.
LAGZİŞ: f. Sürçme, kayma.
Kayış, sürçüş.-LAH : f. Kelimenin sonuna ilâve olunarak "yer" mânâsını verir. Meselâ: (Senglâh: Taşlık yer.)
İçerisinde 'LAG' geçenler
BELÂG: Eriştirme, yetiştirme. * Maksada uyan güzel ifâde. Kâfi gelme, kifâyet.
BELÂGAN MÂ-BELÂG: Bol bol. Çok kâfi derecede.
BELÂGAT: Hitâbettiği kimselere göre uygun, tam yerinde, düzgün ve hakikatlı güzel söz söyleme san'atı. Muktezâ-yı hâle mutâbık söz söylemek. * Belâgat, hem düzgün, hem yerinde söz söylemeyi öğreten ilmin de adı olur. Ve maani, beyan, bedi' diye üç kısma ayrılır. Bu gün Edebiyat denilen bilgiye, ilm-i belâğat denilir. (Edb. L.)(Arkadaş! Kelâmların hüsnünü artıran ve güzelliğini fazlaca parlatan belâgatın esaslarından biri de şudur ki: Bir havuzu doldurmak için etrafından süzülen sular gibi, beliğ kelâmlarda da zikredilen kelimelerin, kayıtların, hey'etlerin tamamen o kelâmın takib ettiği esas maksada nâzır olmakla onun takviyesine hizmet etmeleri, belâgat mezhebinde lâzımdır.... Belâgat, muktezâ-yı hâle mutabakattan ibarettir. Kur'anın muhatabları, muhtelif asırlarda mütefavit tabakalardır. Bu tabakalara mürâaten, muhavere ve mükâlemeyi o asırlara teşmil etmek üzere, çok yerlerde ta'mim için hazf yapıyor; çok yerlerde, nazm-ı kelâmı mutlak bırakıyor ki; ehl-i belâgat ve ulûm-u Arabiyece güzel görünen vecihler, ihtimâller çoğalsın ki, her asırda her tabaka, fehimlerine göre hissesini alsın. İ.İ.)
BELÂGAT-FÜRUŞ: f. Belâgat taslıyan.
BELÂGAT-PERDÂZ: f. Düzgün konuşabilen, iyi söz söyliyebilen.
BELÂGAT-PİRÂ: Belâgata süs veren. Süslü ve belâgatlı konuşan.
BÜLÂG: f. Pınar, çeşme.
HÜLÂGU: Mi: 1258' de Bağdadı zaptederek halkını kılıçtan geçirmiş, Abbasi Halifesi Musta'sımı ve bütün âile efradını öldürtmüştür. Cengiz Hanın torunu, Tülay Hanın oğludur. Tarihde en çok kan döken hükümdar olarak bilinir. Abbasi Devletini yıkan Moğol Başkumandanıdır.
İBLAG: Bildirmek. Yetiştirmek. Haberdar etmek. Göndermek.
İLM-İ BELÂGAT: Edb: Güzel söz söyleme veya yazmayı öğreten ilim. Edebiyatın bir şubesi.
İZHAR-I BELÂGAT: Belâgat gösterme.
LAGAR: f. Cılız ve zayıf hayvan.
LAGARÎ: f. Cılızlık, zayıflık.
LAGB (LÜGÂB): Zahmet, meşakkat. * Güve yemiş kuş kanadı. * Zayıf adam.
LAGIB: Acıkmış ve yorulmuş kişi.
LAGİYE: Edebe aykırı ve fena söz.
LAGLAGA: (C.: Laglag) Ördekten küçük bir güzel kuştur, başında az miktar beyaz tüyü vardır. Türk diyârında yavrusunu çıkarıp kış günlerinde Mısır'a gider.
LAGM: İnanmayacak söz söylemek. * Bulaşmak.
LAGT: Hafif hafif ses çıkarma. Mırıldanma.
LAGV: Faydasız çirkin söz. * Köpeğin ürkmesi. * Deve avazı. * Rağbet olunmayan nesne. * Hükümsüz. * Kaldırmak. * Hata etmek. * İbtâl etmek.
LAGVİYYAT: (Lagv. C.) Lağvlar. Boş sözler.
LAGY: Avaz, ses, savt. * Yaramaz fuhuş sözler.
LAGZ: Kayma, sürçme.
LAGZAN: f. Kayan, sürçen.
LAGZİDE: f. Kaymış, sürçmüş.
LAGZİDE-PÂ(Y): f. Ayağı kaymış. Ayağı sürçmüş.
LAGZİŞ: f. Sürçme, kayma. * Kayış, sürçüş.-LAH : f. Kelimenin sonuna ilâve olunarak "yer" mânâsını verir. Meselâ: (Senglâh: Taşlık yer.)
MELAGIM: Ağız çevresi.
MÜBALAGA: (Mübalağa) Bir şeyi çok büyük veya çok küçük göstermek. Bir şeyi olduğundan fazla veya eksik göstermek. * Haddini aşmak. * Edb: Bir şeyi ifade ederken ya olduğundan fazla veya olduğundan çok noksan göstermek." Habbeyi kubbe, kubbeyi habbe yapmak."
MÜBALAGAT: (Mübâlağa. C.) Mübâlağalar.
MÜBELLAG: Tebliğ edilen. Bildirilen. * Eriştirilen.
MÜLAGIM: Ağzın çevresi, dil erişen yerleri.
TELAGGUM: Dürtülmek.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
LAGAR : f. Cılız ve zayıf hayvan.
LÂ : Arabçada kelimenin başında nefy edatı'dır. Cevap yerine veya yersiz inkârda kullanılır. "Yoktur, değildir" gibi. Mâzi fiilinin evvelinde bulunan Lâ, duâiye olur. Lâ zâle sıhhatehu: "Sıhhati zâil olmasın" sözündeki gibi. * Harf-i atıf da olur. Ve mâba'dını makabline nefyen rabt eder ve irabı da ona tâbi kılar. $ "Şeref edeb iledir, neseb ile değildir" sözündeki gibi. * Vav edatıyla beraber olursa, atıf edatı vav olur, lâ da nefyi te'kid eder.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...