| Kelime | Anlam |
|---|
| LAKK: | Vurmak. |
| İçerisinde 'LAKK' geçenler |
|---|
| HÜSN-Ü TELAKKİ: | (Hüsn-i telakki) İyi anlayış. İyi kabul ediş. Güzel telâkki etmek. Anlayış gösterip iyi niyetle kabul etmek. |
| KABİL-İ GAYR-İ TELAKKUH: | Gebeliği mümkün olmayan. |
| MÜLAKKAB: | Lâkablanmış. Lâkablı. Başka isim verilmiş. |
| MÜTELAKKIB: | (Mütelakkıbîn) (Lakab. dan) Lakap alan, lakap takınan. |
| MÜTELAKKIM: | Lokma yutan. Lokmalayan. |
| MÜTELAKKİ: | Telakki ve kabul eden, ...nazarıyla bakan. |
| MÜTELAKKİB: | (Lakab. dan) Lakap takılmış, lakaplanmış. |
| MÜTELAKKİBÎN: | (Mütelakkib. C.) Lakap alanlar, lakap takınanlar. |
| SU-İ TELÂKKİ: | Lâzım olduğu şekilde anlamama. Kötü anlayış. Kötü telâkki etme. |
| TELAKKİ: | Karşılamak. Almak. Kabul etmek. * Şahsi anlayış ve görüş. |
| TELAKKİ-İ Bİ-L-KABUL: | Kabul ile karşılamak, kabul etmek. |
| TELAKKİYÂT: | (Telakki. C.) Şahsî anlayış ve görüşler. * Kabul etmeler. Telakkiler. |
| TELAKKUB: | (Lâkab. dan) Lâkab alma. Lâkablanma. |
| TELAKKUF: | Ağızdan söz kapmak. * İşitmek. * Yutmak. * Sür'atle almak. |
| TELAKKUH: | Kendisini gebe, hâmile gösterme. Gebe kalabilme. |
| TELAKKUM: | Parçalayıp lokma yapıp yutma. * Karın gurultusu. |
| TELAKKUT: | Cem'etmek, toplamak, biriktirmek. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| LAK : | f. Hakir, zelil, aşağı. * Tahta kadeh. |
| LÂ : | Arabçada kelimenin başında nefy edatı'dır. Cevap yerine veya yersiz inkârda kullanılır. "Yoktur, değildir" gibi. Mâzi fiilinin evvelinde bulunan Lâ, duâiye olur. Lâ zâle sıhhatehu: "Sıhhati zâil olmasın" sözündeki gibi. * Harf-i atıf da olur. Ve mâba'dını makabline nefyen rabt eder ve irabı da ona tâbi kılar. $ "Şeref edeb iledir, neseb ile değildir" sözündeki gibi. * Vav edatıyla beraber olursa, atıf edatı vav olur, lâ da nefyi te'kid eder. |