| Kelime | Anlam |
|---|
| LAV: | Fr. Yanardağların ve volkanların ağızlarından püskürüp soğuyunca donan madde. |
| LÂVALLAH: | Vallahi hayır. |
| LAVANTA: | Çeşitli çiçek ve bitkilerden alınan esanslarla yapılan güzel kokulu sıvı. |
| İçerisinde 'LAV' geçenler |
|---|
| ALAVERE: | Vapurlara kömür vermek için bordaya kurulan kademeli iskele. * Tulumbanın basıp emme suretiyle işlemesi. * Herc ü merc. Karışıklık, kargaşalık. * Bir şeyin elden ele verilerek veya atılarak aktarılması. |
| ALAVÎ: | (İlâve. C.) İlâveler, ekler. |
| ESSALAVAT: | Peygamberimiz Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimize veya Cenab-ı Hakk'a (C.C.) karşı hamd, şükür ve teşekkür ifade eden dua, selâm ve salâvâtlar. (Bak: Salâvat) |
| HALAVET: | Tatlılık. Şirin olmak. |
| HALAVET-İ KELÂM: | Sözün güzelliği ve akıcılığı. |
| HALAVETBAHŞ: | f. Zevk veren, hâlâvet veren. |
| HALAVETYAB: | f. Zevk bulan, halâvet bulan. |
| HULAVE: | (C.: Halâvi) Kafanın ortası. |
| HALAVETBAHŞ: | f. Zevk veren, hâlâvet veren. |
| İLAVAT: | (İlâve. C.) İlâveler, ekler, katmalar. |
| İLAVE: | (C.: İlâvât) Katma, ek yapma, arttırma, zam. * Bir kitabın sonuna gerek yazarı ve gerek başkası tarafından sonradan eklenen kısım. Zeyil. * Bir gazetenin çıkardığı sayıdan başka ona ek olarak ve ayrıca çıkardığı sayı. * İmzadan sonra mektubun altına yazılan şey. |
| İLÂVETEN: | İlâve olarak, ekliyerek, katarak, arttırarak. |
| İSLAV: | Fr. Rus, Ukran, Beyaz Rus, Çek, Slovak, Leh, Sloven, Sırp, Hırvat ve Bulgar gibi milletlere, lisanlarındaki yakınlık dolayısıyla verilen ortak isim. |
| KALAVRA: | Eskimiş meşin eşya veya yamalı ayakkabı. |
| KALLAVÎ: | Vaktiyle vezirlerin giydikleri bir cins kavuk. |
| KELAVE: | İpek veya iplik saracak çark. |
| KILAVUZ: | Yol gösteren, rehber. * Vapurlara yol gösteren. * Bazı hayvan katarlarının önüne düşüp, onları sevkeden hayvan. * Eskiden evlenme işlerine vasıtalık eden kadınlar. * Düşman hakkında mâlumât edinmek için ordu hizmetinde kullanılan kişiler. * Okçuluk müsabakalarında ilk atılan ok. |
| LÂVALLAH: | Vallahi hayır. |
| LAVANTA: | Çeşitli çiçek ve bitkilerden alınan esanslarla yapılan güzel kokulu sıvı. |
| MELAVET: | Vakit, zaman. |
| MÜLAVEME: | Birbirini çekiştirme. |
| MÜLAVEZE: | Birbiri ardınca gizlenmek. * Birbirine sığınmak. |
| PALAVAN: | (Pâlâven) f. Süzgeç, helvacı süzgeci. |
| PALAVRA: | (İspanyolca) Mübalâğalı söz, yalan söylenen söz. |
| SALAVAT: | (Salât. C.) Namazlar. * Bütün dualar. İhtiyaçtan gelen ricalar. * Nimetten çıkan şükürler. İbadetler. * Hazret-i Muhammed'e (A.S.M.) memnuniyet ve bağlılık için yapılan dualar. * Nasârâ kilisesi. |
| SALAVATULLAH: | Allah'ın rahmet ve inayeti, kusur ve günahları aff u mağfiret etmesi. |
| SECDE-İ TİLÂVET: | Kur'an okurken veya dinlerken secde âyeti dinlenir veya okunursa secdeye kapanmak vâcibdir. Okuma secdesi mânasiyle bu isim verilmiştir. Abdestli ve bulunduğu yer temiz olmak şartiyle kıbleye müteveccihen secde edilir. (Kur'an-ı Kerim'de, 7, 13, 16, 17, 19, 22, 25, 27, 32, 38, 41, 53, 84 ve 96. Surelerde olmak üzere 14 yerinde secde âyeti vardır.) |
| TALAVET: | Güzel, hüsün. Şirinlik, zariflik. * Ağızda çıkan bir nevi yara. |
| TELAVÜM: | (Levm. den) Birbirine levmetme. Birbirini çekiştirme. |
| TEMCİD PİLAVI: | Mc: Tekrar tekrar bahsedilen şey, daima öne sürülen madde. Mükerreren ortaya sürülen bahis, yahut söylenilen söz. (Menşei: "Erkeğini sahura bekleyen kadının, pilavı yanmasın diye kaldırması ve soğumasın diye tekrar koyması" diye söylenir.) |
| TİLAVET: | Okumak. Takib etmek, arkasına düşmek. |
| TİLAVET-İ KUR'ÂN: | Kur'an-ı Kerim'i usulüne göre okumak, mânâsını tefekkür etmek. |
| TÜLAVE: | Borç bakiyyesi. * Havâle etmek, başkasına bırakmak. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| LÂVALLAH : | Vallahi hayır. |
| LÂ : | Arabçada kelimenin başında nefy edatı'dır. Cevap yerine veya yersiz inkârda kullanılır. "Yoktur, değildir" gibi. Mâzi fiilinin evvelinde bulunan Lâ, duâiye olur. Lâ zâle sıhhatehu: "Sıhhati zâil olmasın" sözündeki gibi. * Harf-i atıf da olur. Ve mâba'dını makabline nefyen rabt eder ve irabı da ona tâbi kılar. $ "Şeref edeb iledir, neseb ile değildir" sözündeki gibi. * Vav edatıyla beraber olursa, atıf edatı vav olur, lâ da nefyi te'kid eder. |