Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
LEN: Gr: (Muzâri fiilini nasbeden edatlardan birisi). Bir işin aslâ olamıyacağını ifade eder: $ cümlesinde; kâfirler aslâ Cennete giremezler, derken olduğu gibi. (Bak: Huruf-u nâsibe)
LENC: f. Edâ, naz ve cilve ile salınma.
LENF: (Lenfâ) Tıb: İnce damarların içinde dolaşan beyaz kan. Kanın esasını teşkil eden sıvı.
Eski tıbba göre; ahlât-ı erbaa'dan birisi. (Bak: Hılt)
LENFİSAM: Aslâ kırılmaz, kopmaz.
LENG: f. Topal, aksak. Yolcuların bir yerde iki gün kalması.
Tenasül organı.
LENGÂNE: f. Topalcasına. Topallıyarak.
LENGER: f. Gemiyi yerinde sâbit kılmak için denize atılan zincir ucundaki büyük demir çapa.
Bakırdan yayvan ve kenarları genişçe sahan veya tepsi.
LENGER-ENDAZ: f. Lenger atan, demir atan. Demir atmış olan gemi.
LENGERÎ: f. Büyük bakır sahan, lenger.
LENG-FAHTE: f. Topal güvercin.
LENGER-HANE: f. Lenger yapılan yer. Lenger imal edilen yer.
LENGÎ: f. Aksaklık, topallık.
LEN-TERANÎ: Beni aslâ göremezsin (meâlinde).
İçerisinde 'LEN' geçenler
ÂCİLEN: Vakit gelince yapılmak üzere. Bir vâdeye veya bir şarta bağlı bulunarak.
ÂCİLEN: Acele olarak. Serian, derhal, müstâcelen.
AHU-Yİ LENG GİRİFTEN: Topal ceylan tutmak. * Mc: İnsafsızlık etmek. Acizlere sataşmak.
AKLEN: Akıl ile. Akıl yolu ile.
AKLEN VE NAKLEN: Akıl ve haberlerin nakline göre. Akıl ve nakil yolu ile.
ALEN: Aşikâr, apaçık, meydanda olma.
ALENDA: (C. Alânid) Çok sağlam nesne.
ALENDAT: Kuvvetli deve.
ALENDAT: Katı, sağlam nesne.
ALENEN: Gizli olmayarak, açıktan.
ALENG: f. Hücum eden asker. * Siper, istihkâm.
ALENİ: Açık olarak, meydanda. Gizli olmayarak.
ALENİYYE: Açık, aleni, göz önünde.
ALENİYYET: Göz önünde olma.
ALENKED: Çok sağlam nesne.
AMELEN: Bilfiil, işleyerek, fiilen, çalışarak.
ASLEN: Kök veya soy bakımından, aslında, esasında; temelden, kökten.
BAHŞ-I KALENDERÎ: Cömertçe ihsan yapma, dağıtma.
BÂLÂ-YI BÜLEND: Uzun boy.
BÂLÂ-BÜLEND: f. Uzun boylu.
BAM-I BÜLEND: Yüksek çatı. * Gökyüzü, sema.
BEDELEN: Mukabilinde, karşılığında, yerine.
BELENDAH: Bodur, şişman kimse.
BELENDÎ: Enli.
BELENSEM: Katran.
BERAHİN-İ ALENİYYE: Meydanda ve açık olan deliller.
BER-BELEND: f. Çok yüksek yer veya rütbe.
BÜLEND: f. Yüksek, büyük.
BÜLEND-ÂVÂZ: f. Haykırma, yüksek ses.
BÜLEND-HİMMET: f. İyi çalışır.
BÜLENDÎ: f. Yükseklik, yücelik.
BÜLEND-PÂYE: f. Rütbesi yüksek, pâyesi bülend olan.
BÜYÜKLENMEK: t. Kendini büyük görmek, büyüklük taslamak. (Kötü huylardan biridir, günahtır.)
CELENFEA: Şişman karınlı büyük deve.
CELENZA: Arkası üstüne yatıp ayaklarını kaldıran kişi.
CELSE-İ ALENİYYE: Açık oturum.
CİBİLLEN KESİRA: Çok insanlar.
CİLEN BA'DE CİLİN: Devirden devire, asırdan asıra.
DAHİLEN: İçten, içerden, dâhilden.
EHLEN VE SEHLEN: Hoş geldiniz, safâ geldiniz (meâlinde söylenir.)
ELENDES: şiddetli savaş eden kimse.
ELENG: f. Sur, duvar, siper. * Kale ve istihkâm askeri.
EVVELEN: Evvelâ, birinci, ilk olarak.
FELENCE: Hoş kokulu sarı renkli bir tohumdur. Yemen'den gelir. * Besbâse yaprağı.
FİİLEN: Gerçekten, işleyerek, hakikatte.
FUZULEN: Yersiz, usulsüz, haksız olarak.
ÇELENK: f. Eskiden kadınların süs için başlarına taktıkları mücevher veya madenlerden yapılmış sorguç. Halka şeklinde çiçek veya yapraklı dal demeti. (Cenazelere çelenk göndermek İslâm âdeti değildir, israftır.)
GAFİLEN: Habersizce, gafil olarak.
GÖKDELEN: t. Yirmi veya daha çok katlı bina.
GÜLENDAM: f. Güzel endâmlı, boyu gül gibi nâzik ve lâtif olan.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
LENC : f. Edâ, naz ve cilve ile salınma.
LEAL : İnci.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...