Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
LUL: (Luli) f. Utanmaz, hayasız ve namussuz kadın.
Nâzik ve zarif.
Şarkı söyleyip oynayan fahişe kadın.
LULE: f. Çeşme, musluk gibi şeylere takılan küçük boru.
Lüle. Halka gibi dürülmüş şey.
İçerisinde 'LUL' geçenler
ARÂZİ-İ MAHLULE: Huk: Araziyi kullananın intikal sahibi mirasçı bırakmaksızın ölümüyle hükümete kalan arâzi-i emiriye.
BELUL: Kurtulma. Hastalıkdan, marazdan kurtulma. Halâs olma.
BÜHLUL: Güzel yüzlü.
CEMALULLAH: Allah'ın cemâli.CEMAM : Rahat olmak. Dinlenip yorgunluğu gidermek. İstirahat etmek.
CÜLUL: Kişinin, yerinden başka yere çıkması.
DÜ'LUL: (C.: Dâlil) Belâ, zahmet, dâhiye.
EHLULLAH: Allah'a itaat edip, O'nun sevgisi ile O'na yaklaşmış olan Veli. Allah'ın sevgisine mazhar olan Evliya.
ELULE: Semiz, besili koyun.
FEYLULE: İkindiden akşama kadar olan ve mekruh addedilen uyku. (Bak: Kaylule)
GULUL: Ganimet malında hıyanet etmek.(Gull, mâlî ganimetten gizli birşey aşırmak, emanete hıyanet etmektir ki, ekseriyetle devlet mallarında su-i istimâl de bu türdendir. Resulullah, gululü kebairden saymıştır. E.T.)
HABLULLAH: Allah'ın ipi. Kur'an-ı Kerim. Allah'a kavuşma vasıtası. İhlâs. İtaat. Cemaat.
HALİLULLAH: Allah'ın dostu, Hz. İbrahim (A.S.).
HAYLULET: Kibir. * Taazzum. Gurur. * Su-i zan. * Korkmak. Tevehhüm etmek.
HAYLULET: Yolu kapamak. * Araya girme. İki şey arasına girip hicab olmak.
HAYLULET-İ ARZ: Ay tutulması. Dünyanın güneşle ay arasına girerek güneş ışığına perde olması.
HEVLUL: Hafif adam.
HEYLULET: (Bak: Haylulet)
HULUL: Girme. Dâhil olma. İçine gizlice giriş. * Birinin veya birkaç kimsenin sevgi veya itimadını kazanmak, içlerine onlardan görünüp girmek. * Halletmek. * Vuku' bulmak. Zuhur etmek. * Gelip çatmak. * Bir menzile inmek. * Kim: Bazı akıcı cisimlerin vücud mesâmâtından kolaylıkla geçebilmesi ve bu esâsa dayanan kimya tahlil usulü. * Fiz: Mesamatı olan bir perde ile ayrılan iki akıcı cisimde mevcut bazı maddelerin birinden diğerine geçmesi hâdisesi ki, barsaklarda olan imtisas bu tarzdadır.
HULUL-İ RAMAZAN: Ramazan ayının gelmesi.
HULUL-İ ŞİTA: Kış mevsiminin gelmesi.
HULULE: Dostluk.
HÜDLUL: Kurt. (Canavar)
HÜZLUL: (C.: Hezâlil) Küçük dağ veya tepe. * Hafif adam.
IYALULLAH: Halk, insanlar.
KAMLUL: Yabâni hıyar.
KAYLULE: Kerâhet vakti olmayan kuşluk vakti uykusu, öğle uykusu.(Re'fet, $ âyet-i celilesindeki $ kelimesinin mânasını merak edip sorması münasebetiyle ve hapiste sabah namazından sonra sairler gibi yatmasından gelen rehavet dolayısıyla, elmas gibi kalemini atâlete uğratmamak için yazılmıştır. Uyku üç nevidir:Birincisi: Gayluledir ki, "fecirden sonra tâ vakt-i kerahet bitinceye kadardır." Bu uyku, rızkın noksaniyetine ve bereketsizliğine Hadisçe sebebiyet verdiği için, hilâf-ı Sünnettir. Çünkü; Rızk için sa'yetmenin mukaddematını ihzar etmenin en münasip zamanı, serinlik vaktidir. Bu vakit geçtikten sonra bir rehavet ârız olur. O günkü sa'ye ve dolayısıyla da rızka zarar verdiği gibi, bereketsizliğe de sebebiyet verdiği, çok tecrübelerle sabit olmuştur.İkincisi : Feyluledir ki, "İkindi namazından sonra mağribe kadardır." Bu uyku ömrün noksaniyetine, yâni uykudan gelen sersemlik cihetiyle o günkü ömrü nevm-âlud, yarı uyku, kısacık bir şekil aldığından maddi bir noksaniyet gösterdiği gibi, mânevi cihetiyle de o gün hayatının maddi ve manevî neticesi ekseriya ikindiden sonra tezahür ettiğinden, o vakti uyku ile geçirmek, o neticeyi görmemek hükmüne geçtiğinden, güya o günü yaşamamış gibi oluyor.Üçüncüsü: Kayluledir ki, bu uyku Sünnet-i Seniyyedir. Duha vaktinden, öğleden biraz sonraya kadardır. Bu uyku, gece kıyamına sebebiyet verdiği için Sünnet olmakla beraber, Ceziret-ül-Arabta vakt-üz-zuhr denilen şiddet-i hararet zamanında bir tâtil-i eşgal, âdet-i kavmiye ve muhitiye olduğundan, o Sünnet-i Seniyyeyi daha ziyade kuvvetlendirmiştir. Bu uyku, hem ömrü, hem rızkı tezyide medardır. Çünkü: Yarım saat kaylule, iki saat gece uykusuna muadil gelir. Demek, ömrüne hergün bir buçuk saat ilâve ediyor. Rızk için çalışmak müddetine, yine bir buçuk saati ölümün kardeşi olan uykunun elinden kurtarıp yaşatıyor ve çalışmak zamanına ilâve ediyor. L.)
KELUL (KELÂL-KELÂLE): Kütelip kesmez olmak. * Göz nuru zayıf olmak. * Çocuğu ve anası olmayan şahıs.
KEMLUL: Yabâni hıyar.
LULE: f. Çeşme, musluk gibi şeylere takılan küçük boru. * Lüle. Halka gibi dürülmüş şey.
MAANÎ-İ MEDLULE: Anlaşılan mânâlar.
MAGLUL: Susuz kalmış. Su sıkıntısında bulunan. * Eli bağlı. Zincirle bağlanmış kimse. * Hapsedilmiş olan.
MAGLUL-ÜL YED: Eli bağlı.
MAHLUL: Çözülmüş, dağılmış. Hallolmuş, erimiş. * Murisi ölen sahipsiz mal. Mirasçısı bulunmayıp hükümete kalan miras.
MAHLUL-U MUFASSAL: Tapu usulüne ait bir tâbir olup, köyler ve mezarlar tımarıydı. Berat ile verilirdi.
MAHLUL-U SIRF: Fık: Hakk-ı intikal ve hakk-ı tapu sahibi bırakmaksızın mutasarrıfının vefatiyle mahlul kalan arazi.
MAHLUL: Delinmiş. * Öbür tarafına işlenmiş olan şey.
MAHLULAT: Mirasçısı olmadığı için evkâfa veya hükümete kalan miraslar.
MAHLULİYET: Mahlul olma hali, mahlulluk.
MA'LUL: İlletli, hasta, sakat, kötürüm. * Harpte bir uzvunu kaybetmiş gazi.
MA'LULEN: Mâlul olarak, sakat olarak.
MA'LULÎN: (Ma'lul. C.) Sakatlar. Hastalıklı ve illetli kimseler.
MA'LULİYET: Hastalıklı olma, illetlilik.
MATLUL: (C.: Matâlil) Yaş, ıslâk. * Islanmış, nemlenmiş.
MEBLUL: Nemli, yaş. Islak, ıslanmış.
MEDLUL: Delâlet olunan. Gösterilen. * Mânâ. Meâl. Mefhum. Delil getirilen şey. Bir kelime veya bir işâretten anlaşılan.
MEDLULİYYET: İşâret ve delil olma hâli.
MEFLUL: Kınında bulunan kılınç. * Kapalı, kilitli.
MEGLUL: (Bak: Maglul)
MELUL: Usanmış. Bıkmış. Bezmiş. * Mahzun.
MELULÂNE: Acıklı ve mahzun bir hâlde.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
LULE : f. Çeşme, musluk gibi şeylere takılan küçük boru. * Lüle. Halka gibi dürülmüş şey.
LUAA : Yumuşak yaş ot.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...