Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
MİL: İğne gibi ince ve uzun bir âlet.
Göze sürme çekecek âlet.
Ucu sivri çelik kalem.
Sivri dağ tepesi.
Bir çarkın, üzerinde döndüğü mihver, eksen.
Elektromotordan iş tezgâhına kuvvet nakleden uzun çelik çubuk.
Selin bıraktığı en verimli münbit toprak.
Mesafeyi gösteren işaret çubukları.
Bir kilometreden fazla mesafe, uzaklık.
MİL-İ BAHRÎ: İngiliz deniz mili. (1852 metre)
MİL-İ BERRÎ: Kara mili. (1609 metre)
MİLA: Bir kap dolusu nesne.
MİLAD: (Velâdet. den) Doğum günü.
Hz. İsa'nın (A.S.) doğum günü kabul edilen yıl başı.
MİLADÎ: Milada ait. Milada dayanan. Ekser Avrupalıların takvim başlangıcı yaptıkları Milad yılına ait.
İsa'nın (A.S.) doğumundan itibaren başlayan takvim ki, miladî tarih denir.
MİLAH: (Milh. C.) Milhler, tuzlar.
MİLAHAT: Gemicilik. Gemicilik bilgisi.
MİLAK: Bir nesnenin kıyam ve sebâtına sebep olan nesne.
MİL'AKA: (C.: Melâik) Tahta kaşık.
MİL'AKA-TIRAŞ: f. Tahta kaşık yapan.
MİLAT: Duvara yaptıkları çamur. Sıva balçığı.
MİLBEN: Kerpiç kalıbı.
Süt sağacak kap.
MİLDEM (MİLDÂM): Çekirdek dövdükleri taş.
Ahmak ve iri vücutlu kimse.
MİLDES: Hurma çekirdeğini dövdükleri büyük taş.
MİL'E: Dolu, dolusu.
Cemaat. (Bak: Mele')
Havuz.
MİLEL: (Millet. C.) Milletler. Bir millet sayılan topluluklar.
Bir din veya mezhebde olan topluluklar.
MİLEL-İ MÜTEMEDDİNE: Medenileşmiş milletler.
MİLEL-İ SÂİRE: Başka, diğer milletler.
MİLEZZ: Katı, şiddetli, şedid.
MİLG: Ahmak.
MİLH: (C.: Emlâh-Milha-Milah) Tuz.
MİLHA: (Milhât) (C.: Melâhi) Eğlence, oyun, cümbüş.
MİLHA: (Milh. C.) Tuzlar.
MİLHA: Kutu. Dağarcık.
MİLHAB: (C.: Melâhib) Kesecek âlet.
Ber nesnenin kabuğunu soyacak âlet.
MİLHAFE: Bürünecek şey. Yorgan.
MİLHE: Güzel kelâm, lâtif söz.
MİLHEZ: Mürekkep karıştırmakta kullanılan bir âlet.
MİLHÎ: (Milhiye) Tuzla alâkalı. Tuzdan.
MİLİ: f. Kedi.
MİLİS: Fr. Orduya yardımcı halk kuvveti.
MİLK: Mal cinsinden olan yer. Birisinin tasarrufu altında bulunan yer. Mülk.
MİLK-İ YEMİN: Köle, cariye.
MİLKA: Eskiden mürekkep hokkalarına konulan ham iplik.
MİLKAT: Cerrah cımbızı.
MİLKAT: (C: Melâkıt) Tandırdan ekmek çıkaracak âlet.
MİLKDAR: f. Hükümdar, pâdişah. Mülk sâhibi.
MİLKED: Nesne dövecek âlet.
MİLLET: Bir dinden olanların topluluğu. Din, dil ve târih beraberliği bulunan insan cemaatı. Sınıf. Topluluk.
Bir sülâleden gelenlerin hepsi.
Maddi, mânevi bir unsurdan sayılıp beraber yaşayanların hepsi.
MİLLET-İ BEYZA: Bütün Müslümanlar.
MİLLET-İ HÂKİME: Hâkim millet.
MİLLET-İ MERHUME: Müslümanlar, İslâm Milleti. (Allah'a ve onları ebedi saadete sevkeden emirlerine itaat ettiklerinden, kendileri rahmete mazhar olmuşlardır.)
MİLLÎ: (Milliye) Din ve millete âit, milletle alâkalı, millete mensub.
MİLLİYET: Ümmet. Aralarında din, dil ve tarih birliği olan topluluktaki hâl. Millet olma. Aralarında maddi mânevi birlik ve beraberlik râbıtaları bulunan topluluktaki vasıf. (Milliyetimiz bir vücuddur. Ruhu, İslâmiyyet; aklı, Kur'ân ve imândır.)(Kimin himmeti milleti ise, o tek başiyle küçük bir millettir. M.)(Fikr-i milliyet, şu asırda çok ileri gitmiş. Hususan dessas Avrupa zâlimleri, bunu İslâmlar içinde menfi bir surette uyandırıyorlar, tâ ki, parçalayıp, onları yutsunlar.Hem fikr-i milliyette bir zevk-i nefsâni var; gafletkârâne bir lezzet var; şeâmetli bir kuvvet var. Onun için şu zamanda hayat-ı içtimaiye ile meşgul olanlara, "Fikr-i milliyeti bırakınız!" denilmez. Fakat, fikr-i milliyet iki kısımdır. Bir kısmı menfîdir. Şeâmetlidir, zararlıdır; başkasını yutmakla beslenir, diğerlerine adâvetle devam eder, mütayakkız davranır. Şu ise, muhâsamet ve keşmekeşe sebebdir. Onun içindir ki, hadis-i şerifte ferman etmiş: $Ve Kur'an da ferman etmiş: $ İşte şu hadis-i şerif ve şu âyet-i kerime; kat'i bir surette menfî bir milliyeti ve fikr-i unsuriyeti kabul etmiyorlar. Çünki: Müsbet ve mukaddes İslâmiyet milliyeti, ona ihtiyaç bırakmıyor... M.) (Bak: Türk)(Menfî milliyette ve unsuriyet fikrinde ifrat edenlere deriz ki:Evvelâ: şu dünya yüzü, hususan şu memleketimiz, eski zamandan beri çok muhaceretlere ve tebeddülâta mâruz olmakla beraber; Merkez-i Hükümet-i İslâmiyye bu vatanda teşkil olduktan sonra, akvâm-ı sâireden pervane gibi çokları içine atılıp, tavattun etmişler. İşte bu halde Levh-i Mahfuz açılsa ancak hakiki unsurlar birbirinden tefrik edilebilir. Öyle ise, hakiki unsuriyet fikrine, hareketi ve hamiyeti bina etmek mânasız ve hem pek zararlıdır. Onun içindir ki: Menfî milliyetçilerin ve unsuriyet-perverlerin reislerinden ve dine karşı pek lâkayd birisi mecbur olmuş; demiş: "Dil, din bir ise; millet birdir." Mâdem öyledir. Hakiki unsuriyete değil; belki dil, din, vatan münâsebatına bakılacak. Eğer üçü bir ise, zaten kuvvetli bir millet; eğer biri noksan olursa, tekrar milliyet dairesine dâhildir. M.)
MİLLİYETPERVER: f. Milliyetini seven.
MİLSAH: (C.: Melâsıh) Keten tarağı.
MİLT: Nesebi bilinmeyen.
MİLTAN: Yağ değirmeni.
MİLTAT: Dimağa ermiş olan baş yarası.
Deniz kenarı.
İçerisinde 'MİL' geçenler
ÂDÂB-I MİLLİYE: Millete ait edep ve terbiyeler.
AMİL: Arzusu, isteği olan.
ÂMİL: Yapan. İşleyen. *Sebep. * Vergi tahsiline memur kimse. * Mütevelli. * Vâli. *Gr: İraba te'sir eden yüz şeyden altmışı. (Yalnız ismi mecrur yapanlar yirmi adettir).
ÂMİLE: (C.: Avâmil) (Amel. den) Bacak, ayak.
ÂMİLETÂN: İki ayak, çift bacak.
AVAMİL: (Amil. C.) Sebepler. * Ayaklar. * Valiler. Hâkimler. * Gr: Arabçada kelime sonlarının okunuşuna te'sir eden hususları öğreten ilim ve ona dâir kitab. * Birgivi Hazretlerinin "Nahiv" ilmine dâir olan kitabının ismi.
BA'DEL MİLAD: (Ba'de-l milâd) Milâddan sonra. Tarih başlangıcı kabul ettikleri seneden sonra.
BEYN-EL MİLEL: Milletler arası. (International)
BEYNELMİLEL: (Beyn-el milel) Milletler arası. Milletler arasında. International.
BİSMİL: f. Boğazlanmış, kesilmiş.
BİSMİL-GÂH: f. Hayvan kesilen yer, salhâne.
BİSMİLLAH: Allah namına, Allah için, Allah'ın adı ve izni ile.(Esbab-ı zâhiriye eliyle gelen nimetleri, o esbab hesabına almamak gerektir. Eğer o sebep ihtiyar sahibi değilse -meselâ hayvan ve ağaç gibi- doğrudan doğruya Cenab-ı Hak hesabına verir. Mâdem o, lisan-ı hâl ile Bismillâh der, sana verir. Sen de Allah hesabına olarak Bismillâh de, al. Eğer o sebep ihtiyar sâhibi ise; o Bismillâh demeli, sonra ondan al, yoksa alma. Çünkü $ âyetinin mânâ-yı sarihinden başka bir mânâ-yı işârisi şudur ki: "Mün'im-i Hakiki'yi hatıra getirmiyen ve onun nâmıyla verilmiyen nimeti yemeyiniz" demektir. O hâlde hem veren Bismillâh demeli, hem alan Bismillâh demeli. Eğer o bismillâh demiyor, fakat sen de almağa muhtaç isen sen bismillâh de, onun başı üstünde rahmet-i ilâhiyenin elini gör, şükür ile öp, ondan al. Yâni: Nimetten in'âma bak, in'âmdan Mün'im-i Hakiki'yi düşün. Bu düşünmek bir şükürdür. Sonra o zâhirî vasıtaya istersen dua et. Çünki o nimet onun eliyle size gönderildi. L.)(Kur'an-ı Kerim nimetleri, âyetleri, delilleri tâdad ederken $ âyet-i celilesi tekrar ile zikredilmekte olduğundan şöyle bir delâlet vardır ki: Cin ve insin en çok isyanlarını, en şedit tuğyanlarını, en azîm küfranlarını tevlid eden şöyle bir vaziyetleridir ki, nimet içinde in'âmı görmüyorlar. İn'âmı görmediklerinden Mün'im-i Hakiki'den gaflet ederler. Mün'imden gafletleri saikasıyla, o ni'metleri, esbaba veya tesadüfe isnad ederek, Allah'tan o nimetlerin geldiğini tekzib ediyorlar. Binaenaleyh, herbir nimetin bidâyetinde, mü'min olan kimse Besmele'yi okusun. Ve o nimetin Allah'tan olduğunu kasdetmekle, kendisi ancak Allah'ın ismiyle, Allah'ın hesabına aldığını bilerek, Allah'a minnet ve şükranla mukabelede bulunsun. M.N.)
BİSMİL-ŞÜDE: f. Boğazlanmış, kesilmiş.
CAMİL: Çobanla olan deve sürüsü.
CEMİL: Güzel. * Cenab-ı Hakk'ın isimlerinden biri.
CEMİL-İ ALE-L ITLAK: (Cemil-i alelıtlak) Her cihetle çok güzel ve mükemmel.
CEMİL-İ ZÜLCELAL: Celal sâhibi, cemil olan Cenab-ı Allah (C.C.)
CEMİLE: Hoşa gitmek için yapılan hareket.
CEMİLEKÂR: f. İyilik sever, güzel ahlâk ve huy sâhibi olan.
DİYET-İ KÂMİLE: Huk: Öldürülen şahsın nefsine bedel olarak, câniden veya ailesinden alınan tam diyet olup, miktarı öldürülen kişiye göre değişir.
EÂZIM-I MİLLET: Millet büyükleri.
EBU CEMİL: Tere otu.
ELFAZ-I CEMİLE: Güzel sözler.
ENAMİL: (Enmele. den) Parmak uçları.
ERAMİL(E): (Ermele. C.) Bekârlar. Dul kadınlar. Kocaları ölmüş veya boşanmış kadınlar.
EVSÂF-I CEMİLE: Güzel vasıflar. İyi hasletler.
EYTAM VE ERÂMİL: Yetimler ve dullar.
FAMİLYA: Fr. Aile. Soy. Zevce. Kadın. Eş. * Aynı cinsten olan nebat grubu. Aynı soydan veya cinsten olan. Aralarında benzerlik bulunan grup.
GAMÎL: Tüyü gitmiş yumuşak deri.
HÂMİL: (Hâmile) Yüklü yüklenmiş. * Gebe. * Taşıyan, götüren. * Hâiz. * Mâlik, sahib. * Uhdesinde bir poliçe bulunan.
HÂMİL-İ VAHY: Vahyi Peygamberimize (A.S.M.) getiren Cebrail (A.S.)
HAMİL: Kötü tanınmış olan kimse.
HAMÎL: Kefil. * Başka yerden getirilen oğlan.
HAMÎLE: Sıklığından dolayı birbirine girmiş olan ağaçlar. * Ağaç ve ot bitmiş kumlu yer. * Döşek çarşafı.
HAMİLEN: Hâmil olarak. Taşıyarak, götürerek. * Hâmil olduğu halde.
HARAMİLİK: Tar: Akıncı kumandanının iştirak etmediği ufak kuvvetler tarafından düşman memleketlerine yapılan akınlar. Bu akınlara yüz ve daha fazla akıncı iştirak ederdi. Akıncı kuvvetleri yüzden az olduğu takdirde "çete" ismini alırlardı. Büyük akınlarda olduğu gibi haramilik suretiyle yapılan akınlarda da alınan esirlerden "pencik" denilen beştebir vergi alındığı halde, çeteden bu vergi alınmazdı.
HASLET-İ CEMİLE: Güzel ve iyi huy.
HAZİNE-İ MİLLET: Millet hazinesi. * Maliye idaresi.
HECR-İ CEMİL: Kalben ve fikren onlardan uzak durup fiillerinde onlara uymamakla beraber, kötülüklerine karşılık vermeğe kalkışmayıp müsamaha, idare ve güzel ahlâk ile hüsn-i muhalefet etmek. (E.T.)
HUKUK-U MİLEL: Beynelmilel hukuk. Milletlerarası hukuk.
İNAYET-İ ŞÂMİLE: f. Herkese ait umumi inayet ve yardım.
İNSAN-I KÂMİL: Güzel huy, ahlâk ve yüksek fazilet sahibi olan kimse.
İZMİL: Keskin demir. * Çekiç. * Deri kesmekte kullanılan bıçak.
ITNAB-I MÜMİLLE: Lüzumsuz olarak sözü uzatmak, usanç verecek şekilde uzatmak.
KABL-EL MİLÂD: İsa'dan (A.S.) önce, milâddan evvel.
KÂMİL: (Kemal. den) Bütün, tam, olgun, eksiksiz, kemalde olan, kusursuz. Kemal ve fazilet sâhibi. * Resul-i Ekrem'in de (A.S.M.) bir vasfıdır. * Yaşını başını almış, terbiyeli ve görgülü kimse. * Âlim, bilgin kişi. * Bir aruz kalıbı ismi.(Büyük görünme küçülürsün...Kâmillerde, büyüklük mikyasıdır küçüklük, Nâkıslarda küçüklük mizanıdır büyüklük. S.)
KÂMİL-İ UKALÂ: Kemalde olan mükemmel akıl sâhibleri. Akılların kâmili.
KÂMİLEN: Noksansız, eksiksiz olarak. Tam olarak. Kâmil olarak. Bütünü ile. Tamamen.
KARAMİL: Örülüp ucu sarkıtılan saç bağı.
KIRMİL: (C.: Karâmil) Azgın devenin yavrusu. * İki hörgüçlü deve.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
MİL-İ BAHRÎ : İngiliz deniz mili. (1852 metre)
MİA : Günlük adı verilen zamk.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...