Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| MİN: | Arabçada harf-i cerrdir. 1- Mekân ve bir şeye başlamayı ifâde eder.Meselâ: $ "Haftadan haftaya" da olduğu gibi.2- Teb'iz için olur. Meselâ: $"Kim bir kavme benzemeğe özenirse onlardan sayılır" cümlesinde olduğu gibi. Bazılarını, bir kısmını ifâde ediyor. 3- Cinsi beyan için olur. Meselâ: $ "İşlediğiniz hayrı Allah bilir" cümlesinde "min" tebyine (açıklamaya) vesile oluyor.4- Bedel-i ivâz (karşılık) için olur. Meselâ: $ "Ahirete bedel, dünya hayatına râzı mı oldunuz" cümlesinde olduğu gibi.5- Tâlil (sebeb bildirmek) için olur. Meselâ: $ "Allah'tan korktuğu için ağlıyor." cümlesinde olduğu gibi. Önündeki kelime mef'ulün leh olur.6- İstiğrak ifadesi için olur. Gâyet, hiç bir, hiç... gibi. "Bize hiç bir yorgunluk dokunmadı" cümlesinde olduğu gibi. $ Bâzı fiiller mef'ul-ü bihini, "min" ile alır. Bu takdirde... den, dan... manası ile tercüme edilmez.7- Tahsis-i alel umum (katiyyet ifadesi) için olur. Bu da zâidedir. Meselâ: $ "Hiç kimse bana gelmedi" cümlesinde olduğu gibi. Bunlardan başka "min" harf-i icerri;fasıl mânasına, birbirine zıd iki kelimeden ikincisine dahil olur. Bâ-i cerreye, an $, fi $, ind $, alâ $'ya müradif olur. $ Rubbemâ, mânasına ve sıla olur. Lâm-ı zâide ve $ müz ve ba-i kasem yerinde de kullanılır. |
| MİNA: | Şişe, cam, billur. Parlak saray. Sırça. Kuyumcuların kullandıkları lâcivert renkli sırça. |
| MİNA': | (C.: Miyâni) Liman. |
| MİNAFAM: | f. Cam mavisi, sırça renkli. |
| MİN'AM: | Çok in'am ve ihsan eden. |
| MİNARAT: | (Minare. C.) Minareler. |
| MİNARE: | (C.: Minarat) (Aslı menare'dir) Nur mevzii. Ezan mevkii. |
| MİNA-RENK: | f. Gök mavisi. |
| MİN-BA'D: | Bundan sonra, bundan böyle. |
| MİNBAZ: | Hallaç tokmağı. |
| MİNBER: | Camide hatibin hutbe okumasına mahsus kürsü. (Rif'at mânasına olan nebr'den ism-i âlettir.) (Bak: Hutbe)(... Minber, Vahy-i İlâhinin tebliğ makamı olduğundan, o vesvese-i siyasiyenin hakkı yoktur ki o makâm-ı âliye çıkabilsin. S.) |
| MİNBEZE: | Yastık. |
| MİNCAB: | Zayıf kimse. Yeleği ve temreni olmayan ok. |
| MİNCAR: | Havan. Havan eli. |
| MİNCEDE: | Küçük asâ, küçük sopa. Yorgancı çubuğu. |
| MİNCEL: | (C.: Menâcil) Orak. Ekin orağı. |
| MİNCEM: | (C.: Menâcim) Terâzi kolu. |
| MİNCERE: | Soğuk suya harâret veren kızmış sıcak taş. (O suya "necire" derler.) |
| MİN-CİHETİN: | Bir cihetten, bir bakıma göre. |
| MİNCİLAB: | Murdar su, pis su. |
| MİNDAG: | Hücum edecek âlet. |
| MİNDAS: | Yeyni avret, hafif kadın. |
| MİNDEF: | (C.: Menâdif) Hallaç yayı. |
| MİNDEL: | Hırslı, doymaz ve açgözlü insan. Yırtıcı kimse. Zorba, eşkiya. |
| MİNDİF: | Atılmış pamuk. |
| MİNDİL: | (C: Menâdil) Peşkir. Mendil. Bez parçası. |
| MİN-EL-ARŞ İLE-L-FERŞ: | Arştan yeryüzüne kadar. |
| MİN-EL EVVEL: | Evvelden beri. |
| MİN-EL EZEL: | Ezelden beri. |
| MİN-EL KADİM: | Çok evvelden. Eskiden beri. |
| MİN-EL MÜHLİKAT: | Helâk edenlerden. Mühlik olanlardan. |
| MİNEN: | (Minnet. C.) Minnetler. |
| MİNESSERA İLESSÜREYYA: | (Mines serâ il-es süreyyâ) Yerden göğe kadar. |
| MİN-EŞ ŞEMS: | Güneşten. |
| MİNFAH: | (C.: Menâfih) Körük. |
| MİNFAK: | Çok fazla nafaka veren. |
| MİNFEHA: | Peynir mayası. |
| MİN GAYR-I HADDİN: | Had harici, edeb dışı olarak. Haddim olmayarak. |
| MİNH (MİNHÜ): | (C.: Minhüm) Ondan. (Müzekker hâli.) |
| MİNHA: | (C.: Minhünn) Bundan, ondan. (Müennes hâli) |
| MİNHA: | (C: Minah-Menâyih) Atiyye, bahşiş. |
| MİNHAC: | Meslek. Yol. Açık ve belli yol. f. Büyük ve işlek cadde. |
| MİNHAC-I HİDAYET: | Doğru yol. Hidayet yolu. |
| MİNHAC-ÜS SÜNNET: | Sünnet yolu. Sünnet caddesi. Hazret-i Peygamber'in (A.S.M.) gittiği, emrettiği şeriat yolu. |
| MİNHAR: | Misafirperver. Misafir kabul edip ağırlayan. |
| MİNHAS: | (C.: Menâhis) Uğursuz şey. |
| MİNHAT: | (C.: Menâhit) Dülger rendesi. Taş veya tahta yontmada kullanılan âlet. |
| MİN-HAYSÜ-LAYAHTESİB: | Hesab edilmedik ve umulmadık yerden veya kadar (mânasında). |
| MİNHÜM: | Onlardan. |
| MİN.. İLA: | den... ye kadar. |
| İçerisinde 'MİN' geçenler | |
| AHKEM-ÜL HÂKİMÎN: | Hükümdarların hükümdarı. Hâkimlerin en hâkimi. Cenâb-ı Hak (C.C.) |
| AHU-Yİ SİMİN: | Sevgili. * Sâki. |
| AKDEMÎN (AKDEMÛN): | Daha evvelce yaşamış olanlar. Geçmişler. İleride ve daha mühim kimseler. * Eksikler. (Bak: Kudemâ) |
| ALAY EMİNİ: | Osmanlı İmparatorluğu zamanında bir alay askerin hesap işlerine bakan subay ki, binbaşıdan alt derecededir. |
| ALBÜMİN: | Fr. Tıb:Nebat ve hayvanların etli ve sulu kısımlarında bulunan karbon, oksijen, azot, hidrojen ve kükürt bileşiği gıdalı madde. |
| ÂLEMÎN: | (Bak: Âlemûn) |
| ÂLEMÛN (ÂLEMÎN): | (Âlem. C.) Âlemler. |
| ALETTAHMİN: | Aşağı yukarı, tahminen. |
| A'MAK-I ZEMİN: | Zeminin derinlikleri. |
| AMİN: | Yâ Rabbi! Öyle olsun, kabul eyle! (meâlinde olup, duânın sonunda söylenir). İncil'de iki yerde geçer. Tevrat'ta da geçer. İbranice ve Süryanicede de vardır. Hakikat, çok doğru, tamam mânâsındadır. |
| AMİN: | Kim. Hususiyetleri ve yapıları bakımından amonyaka benzeyen kimyevi maddelerin cins adı. |
| AMİN: | İlerlemeyen. Yerinde sâbit ikamet eden. |
| ÂMİN: | (Emn. den) Gönlü müsterih, kalbinde korku bulunmayan. * Emniyet ver. |
| AMİN ALAYI: | Eskiden çocukların ilk okula başladığı gün yapılan merasim. |
| ÂMİNE: | Emin olan. Kalbinde korku olmayan kadın. * Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın öz annesinin adı. Yirmi sene yaşamıştır. Hazret-i İbrahim Aleyhisselâmın dini üzere idi. (R. Aleyha) |
| AMİNEN: | Emniyet ve huzur içinde, selâmetle, emin olarak. Sağlam olarak. |
| AMİN-HAN: | (C.: Aminhânân) f. Amin diyen. |
| ANHA MİNHA: | Şundan bundan, şöyle böyle ederek, şu bu, öteberi. |
| AN-SAMİMİN: | Kalbden. Riyasızlıkla. Samimiyetle. İçten. |
| ARZ-I MİNNET: | Minnet gösterme. |
| ASHÂB-I YEMİN: | Ahid ve yeminlerinde sebât edenler. Kendi kazançlarından ziyâde Cenab-ı Hakk'ın lütuf ve ikrâmına kavuşacakları ümid edilenler. Allah'a itâatleri ve amelleri iyi olup ahirette amel defterleri sağ taraftan verilecek olanlar. Sağcılar. Mukaddesatçılar. Kur'an ve İmân yolunda Allah (C.C.) için çalışanlar ve bunlara taraftar olanlar. Sağlam ve helâl dâiresinde çalışan kimseler. Cennetlik olanlar. |
| BEHAMİN: | f. Bahar mevsimi. |
| BİNA EMİNİ: | İnşaatı kontrol eden. |
| BÜNYAMİN: | Yakup Aleyhisselâm'ın en küçük oğlu. |
| CUMHUR-U MÜ'MİNÎN: | İmanlılar sınıfı. |
| CÜNBİŞ-İ ZEMİN: | Deprem, zelzele, yer sarsıntısı. |
| DAMİN: | Kefil olan, tazminat veren. Ödeyen. |
| DAMİNE: | Köyde olan hurma. |
| DER-KEMİN: | f. Pusu bekleyen, pusuda olan. |
| DETERMİNANT: | Fr. Denklemlerin çözümlerini rahatlıkla bulmaya yarayan matematiksel tablo. |
| DOMİNYON: | ing. Büyük Britanya İmparatorluğu'nun, anavatanla aynı hakları olan deniz aşırı parçalarından beherine verilen isim. |
| DÜRHAMİN: | Belâ. Zahmet, meşakkat. |
| EBU-L EMİN: | Tokluk, şiba'. |
| EHYEMİN: | (Heyeman. C.) Âşık olmalar, şaşkınlıklar. |
| EKREM-ÜL EKREMÎN: | Ekremlerin en ekremi. Cenab-ı Hak (C.C.) |
| EL-MİNNETÜ LİLLAH: | Minnet ancak Allah'ındır. "Ancak Allah'a minnet edilir." |
| EL-MÜHEYMİN: | Her şeye dikkat edip koruyan ve emin eden (Allah C.C.) |
| EMİN: | Kalbinde korku ve endişesi olmayıp rahatta olan. Korkusuz. * Kendisinden korkulmayan. * Kendine inanılan. İtimat edilen. * İnanan, güvenen. * Çok iyi bilen, şüphe etmeyen. |
| EMİR-ÜL MÜ'MİNÎN: | Müminlerin, İslâmların işlerinde emir ve tedbir eden reis. Halife. İslâm Devlet Reisi. |
| ERHAM-ÜR RÂHİMÎN: | Merhametlilerin en merhametlisi. * Allah'ın (C.C.) sıfatlarındandır. |
| EYAMİN: | (Eymen. C.) Pek hayırlı, uğurlu olanlar. En yümünlü. |
| EYNESSERA-MİN-ES-SÜREYYA: | (İmkânsızlık bildiren bir tâbirdir ki) Yer nerede, Süreyyâ nerede?.. Süreyyâ ile yer bir olur mu? (meâlindedir ve birbirlerine zıt ve uzak olan şeyler için söylenir.) |
| EZMİNE: | (Zaman. C.) Zamanlar. |
| EZMİNE-İ KADİME: | Eski zamanlar. |
| EZMİNE-İ MÂZİYYE: | Geçmiş zamanlar. |
| EZMİNE-İ MÜSTAKBELE: | Gelecek zamanlar, müstakbel zamanlar. |
| FERAMÎN: | (Fermân. C.) Buyruklar, fermanlar. |
| FETVA EMİNİ: | Şeyhülislâm kapısındaki Fetvahane'nin başında bulunan zata verilen ünvandır. Şeyhülislâma sorulan şer'i meselelerin fetvalarını hazırlamak, istida ile vukubulan suallere cevap vermek ve şer'iyye mahkemelerinden verilen ilâmları tetkik etmek vazifeleriyle mükellefti. Maiyyetinde Fetvaemini muavini, İlâmat müdür ve mümeyyizi, başmüsevvit, müsevvit gibi ulema ve fukahadan müteaddit memurlar vardı.Fetva eminleri, en yüksek ilim sahipleriyle beraber memuriyetlerinin unvanlarına münasib olarak emin, fakih ve müteşerri' kimseler arasından seçilirlerdi. Fetva eminlerinden, şeyhülislâm olanlar da vardır.Fetva eminliği Kanuni Sultan Süleyman'ın saltanatından sonra ihdas edilmiştir. İstanbul'un fethinden evvel, Bursa Kadıları bu işi gördükleri gibi, İstanbulun fethinden sonra İstanbul Kadısı olan Hızır Bey, fetva eminliği vazifesini görürdü. Bu müessese Osmanlı saltanatının sonuna kadar devam etmiştir. (O.T.D.S.) |
| GAMÎN: | Yumuşak. |
| GAMÎN: | f. Tasalı, hüzünlü, kederli, gamlı. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| MİNA : | Şişe, cam, billur. * Parlak saray. * Sırça. Kuyumcuların kullandıkları lâcivert renkli sırça. |
| MİA : | Günlük adı verilen zamk. |