Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| MAÎ: | Su cinsinden. Akıcı, su renginde, mâvi. Katı ve sert olmayıp su gibi, akıcı olan. |
| MAÎB: | (C.: Maâyib) Kusur, eksiklik, noksanlık. Leke. Ayıplanmış. |
| MAİC: | Dalgalı deniz. |
| MAİDE: | Yemek sofrası. Üzerinde nimetler bulunan sofra. Ziyafet. Kur'an'ın 5. Suresinin adıdır ve Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur. |
| MAİDE-İ SENİYYE: | Pâdişah ziyâfeti. |
| MAİDESÂLÂR: | f. Sofracı başı. |
| MAİKA: | Derin, amik. |
| MÂİL: | Eğik. Bir tarafa eğilmiş. Eğri. Meyilli. Hevesli. İstekli. Düşkün. Benzer. |
| MÂİL-İ İNHİDÂM: | Yıkılmağa yüz tutmuş. |
| MÂİL-İ KAMER: | Ayın dünya etrafında dolaştığı dâire. Ayın mahreki, yörüngesi. |
| MAÎL: | Ehil, iyal, çoluk çocuk. |
| MÂİLE: | Coğ: Dağların bir yana doğru alçalıp giden taraflarından her biri. Eğri, eğilmiş. |
| MÂİLİYYET: | Eğiklik. Meyillik. |
| MAİN: | Saf, akar su. Göz önünde akan su. Cennet şerbeti. Zâhir, görünen. Göz değmiş, nazar değmiş. |
| MAİN MEHİN: | Zayıf, hakir su. Meni. |
| MAİS: | Ağaçları sık bitmiş olan yer. |
| MAİŞET: | (Ayş. dan) Yaşayış. Yaşama. Ömür. Yaşamaya lüzumlu bulunan maddeler. |
| MAİŞETGÂH: | f. Maişet yeri. Geçim te'min edilen yer. |
| MAİYYET: | Beraberlik. Arkadaşlık. Yüksek rütbeli bir kimsenin emri altında bulunan hey'et. Yan. Nezd. |
| MAİYYET-İ SENİYYE: | Pâdişâhın maiyyeti. Pâdişahın yakınında bulunanlar. |
| MAİZ: | Keçi. Az miktar keçi. Ufak keçi sürüsü. |
| MAİŞETGÂH: | f. Maişet yeri. Geçim te'min edilen yer. |
| İçerisinde 'MAÎ' geçenler | |
| AMÂİM: | Dağınık cemaat. |
| AMÂİM: | (İmâme. C.) Sarıklar, imâmeler. |
| AMÂİR: | (Amâyir) (İmâret. C.) İmâretler. Mâmur etmeler. * Sâlih fakirlerin veya kendisini idare edemiyen veya çalışamıyan talebe-i ulumun, fukarâ-i sâlihînin iâşesinin te'min edilmeleri. |
| AMÂİR-İ HAYRİYYE: | Hayır ve hayrat müesseseleri. |
| ASMAÎ: | Arapların şöhret bulmuş şairi. |
| DERD-İ MAİŞET: | Geçinmek derdi ve zorluğu. Maişet derdi. |
| ECMAİN: | Hepsi, cümlesi. |
| GAMAİM: | (Gımâme. C.) Hayvanların, yem yemelerini veya ısırmalarını önlemek gayesiyle ağızlarına takılan torba gibi şeyler. |
| HAMAİD: | (Hamîde. C.) Bir kimsenin medhedilmeğe lâyık olan işleri. |
| HAMAİL: | (Himâle. C.) Tılsım, muska. * Kılıç kayışı, kılıcı bele bağlamaya yarayan kayış. |
| HAMAİM: | (Hamâme. C.) Güvercinler. |
| HEY'ET-İ İÇTİMAİYE: | İçtimaî heyet. Topluluğa âit heyet. Toplantı heyeti. |
| İCTİMAÎ: | Topluluğa ait, birlikte yaşayanlara dair. Cemiyet hayatına ait ve müteallik. Sosyal. |
| İCTİMAİYYAT: | İçtimaî ilimler. Topluluk hayatına dair ilimler. Sosyoloji. |
| İCTİMAİYYUN: | İçtimaî hayatı en güzel şekilde idareyi düşünen ve ona çalışan. İçtimaî mes'elelere dair ilimlerle uğraşan kimseler. Sosyologlar. |
| İÇTİMAÎ: | (Bak: İctimaî) |
| İLM-İ İCTİMAÎ: | İçtimaî hayat ilmi. Toplu yaşayış ve cemiyet bilgisi. Sosyoloji. |
| İSMAİL (A.S.): | Peygamberlerdendir. İbrahim'in (A.S.) oğludur. Küçükken İbrahim'e (A.S.), oğlunu Allah için kurban etmesi emredildi. Halilullah olan İbrahim, İsmail'i (A.S.) kurban etmek isterken Cenab-ı Hak koç gönderdi. Mu'cize zâhir oldu. Bıçak İsmail'i kesmedi, yerine koç kurban edildi. Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) de ceddi olan İbrahim ve İsmail (A.S.)lar Kâbe'yi yeniden inşâ ettiler. (Bak: Kâbe, İbrahim (A.S.) ) |
| KEMAİN: | (Kemin. C.) Pusuya gizlenmiş adamlar. |
| MAÎB: | (C.: Maâyib) Kusur, eksiklik, noksanlık. Leke. * Ayıplanmış. |
| MAİC: | Dalgalı deniz. |
| MAİDE: | Yemek sofrası. Üzerinde nimetler bulunan sofra. Ziyafet. * Kur'an'ın 5. Suresinin adıdır ve Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur. |
| MAİDE-İ SENİYYE: | Pâdişah ziyâfeti. |
| MAİDESÂLÂR: | f. Sofracı başı. |
| MAİKA: | Derin, amik. |
| MÂİL: | Eğik. Bir tarafa eğilmiş. Eğri. * Meyilli. Hevesli. İstekli. * Düşkün. * Benzer. |
| MÂİL-İ İNHİDÂM: | Yıkılmağa yüz tutmuş. |
| MÂİL-İ KAMER: | Ayın dünya etrafında dolaştığı dâire. Ayın mahreki, yörüngesi. |
| MAÎL: | Ehil, iyal, çoluk çocuk. |
| MÂİLE: | Coğ: Dağların bir yana doğru alçalıp giden taraflarından her biri. * Eğri, eğilmiş. |
| MÂİLİYYET: | Eğiklik. Meyillik. |
| MAİN: | Saf, akar su. * Göz önünde akan su. * Cennet şerbeti. * Zâhir, görünen. * Göz değmiş, nazar değmiş. |
| MAİN MEHİN: | Zayıf, hakir su. * Meni. |
| MAİS: | Ağaçları sık bitmiş olan yer. |
| MAİŞET: | (Ayş. dan) Yaşayış. Yaşama. Ömür. * Yaşamaya lüzumlu bulunan maddeler. |
| MAİŞETGÂH: | f. Maişet yeri. Geçim te'min edilen yer. |
| MAİYYET: | Beraberlik. Arkadaşlık. * Yüksek rütbeli bir kimsenin emri altında bulunan hey'et. * Yan. Nezd. |
| MAİYYET-İ SENİYYE: | Pâdişâhın maiyyeti. Pâdişahın yakınında bulunanlar. |
| MAİZ: | Keçi. * Az miktar keçi. Ufak keçi sürüsü. |
| MEDAR-I MAİŞET: | Geçim vasıtası. |
| MUTMAİNN(E): | İtmi'nanlı. İçi rahat. Müsterih. Şüphesi kalmamış. Emin. |
| MUTMAİNÂNE: | f. Şüphesizce. Rahatlık ve emniyet içinde olarak. |
| MÜENNES-İ SEMAÎ: | Gr: Kelimenin kendisinde müenneslik edatı olmadığı halde, müennes sayılan ve öyle kullanılagelen kelime. Yed, şems... gibi. |
| MAİŞETGÂH: | f. Maişet yeri. Geçim te'min edilen yer. |
| NEFS-İ MUTMAİNNE: | İyiliği kötülükten ayırt ettirerek insanlık vazifesini tanıttıran ve vicdanına rahatlık veren hâl. İnsanı Allah'a yaklaştıran hâl. Günaha meyleden kötü sıfatlardan temizlenmiş ve güzel ahlâk ile muttasıf olarak kurb-u İlâhiye itmi'nan ve istikrar kazanmış olan insan iradesi. Nefsin, Allah'ın emirleri altına sakin ve şehevâta muâraza ederek ıztırabdan kurtulmuş olma hâli. |
| NEMAİK: | (Nemika. C.) Mektuplar. |
| NEMAİM: | (Nemime. C.) Dedikoducular, çekiştiriciler. |
| SEMAÎ: | İşitmekle öğrenilen. İşitmeğe dair ve müteallik. * Gr: Bir kaideye bağlı olmayan, işitilmekle öğrenilen. |
| SEMAÎ MÜENNES: | Bir kaideye bağlı olarak müennes işareti olmayıp kelimenin aslında müenneslik var gibi kabul edilen ve işitilmekle öğrenilen müennes kelime. (Bak: Müennes-i semaî) |
| SIFAT-I SEMÂİYE: | Gr: Kelimeye ait, kaideye, gramere uygun olmaksızın işitilmekle öğrenilen sıfat. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| MAÎB : | (C.: Maâyib) Kusur, eksiklik, noksanlık. Leke. * Ayıplanmış. |
| MÂ : | f. Biz mânasınadır. (Bak: Şahıs zamiri) * Mim ile elif harfinden ibâret "Mâ". Arabçada muhtelif isimleri vardır. Ve çeşitli mânalara gelir. Cansız şeylere işaret eder. "Şu nesne, o şey ki..." mânâlarına gelerek kelimelerle birleşir. Meselâ: (Mâ-ba'd: Sondaki, alttaki.) |