Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| MAH: | Mahveden. Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) bazı kitablarda geçen bir ismidir. Nübüvvet ve risaletinin nuru, küfür karanlıklarını mahvettiğinden bu isim verilmiştir. |
| MAH: | (Meh) f. Senenin onikide birisi. Yirmisekiz, yirmidokuz, otuz veya otuzbir günlük zaman. Gökteki ay. Kamer. |
| MAH-İ TÂBÂN: | (Meh-i tâbân) Parlayan ay. Parlak ay. |
| MAHABİB: | (Mahbub. C.) Sevilen ve muhabbet edilenler. Mahbublar. |
| MAHABİR: | (Mahber. C.) Mürekkep hokkaları. |
| MAHABİS: | (Mahbes. C.) Ceza evleri, zindanlar. Hapishaneler. |
| MAHABİS: | (Mahbus. C.) Hapsedilmişler, mahbuslar. Bir yere kapatılmış olanlar. |
| MAHABİZ: | (Mahbeze. C.) Ekmekçi fırınları. |
| MAHACİR: | (Mahcer. C.) Göz çukurları. |
| MAHACCE: | Geniş yol. |
| MAHADİM: | (Mahdum. C.) Mahdumlar, oğullar. |
| MAHAFET: | Korku. Korkmak. |
| MAHAFETULLAH: | Allah korkusu. |
| MAHAFFE: | Mahfe. Deve veya katır üzerine konan ve içinde iki kişi oturabilecek yeri olan kapalı mahmil. |
| MAHAFİL: | (Mahfil. C.) Mahfiller. Toplantı yerleri. Oturulup görüşülecek yerler. Büyük câmilerde eskiden hükümdarlara veya müezzinlere ayrılmış ve etrafı parmaklıklarla çevrilmiş olan yerler. |
| MAHAFİR: | (Mihfer. C.) Beller, kazmalar. |
| MAHAK: | Her arabî ayın son üç gecesi. |
| MAHAKİM: | Mahkemeler. |
| MAHAKİM-İ ADLİYE: | Adliye mahkemeleri. |
| MAHAKİM-İ ASKERİYE: | Askerî mahkemeler. |
| MAHAKİM-İ ŞER'İYE: | şer'î mahkemeler. şeriat mahkemeleri. |
| MAHAKK: | Mehenk. Ayar taşı. |
| MAHALE: | Çare, tedbir. Hile. |
| MAHALİB: | (Mahleb. C.) Yırtıcı hayvanların tırnakları, çengelli pençeleri. |
| MAHALL: | Yer. Mekân. Cây. |
| MAHALL-İ SADAKA: | Sadaka olarak verilen mal veya parayı şer'an almağa ehil olan kimse. |
| MAHALL-İ TEVARÜD: | Vâsıl olunan yer. Birisine yetişilen mahal. |
| MAHÂLL: | (Mahall. C.) Yerler. Mekânlar. |
| MAHALLE: | (C.: Mahallât) Şehir ve kasabaların bölündüğü parçalardan herbiri. |
| MAHALLETAN: | Çömlek ve değirmen. |
| MAHALLÎ: | Bir yere mahsus. Yerli. |
| MAHAMİD: | (Mahmedet. C.) İyi ve güzel huylar. İyi hasletler. Şükürler, senâlar, medihler. Şükür edilmeğe değer davranışlar. |
| MAHAMİL: | Deve üzerine konan oturulacak sepetler. Mahmiller. Kılınç bağ askıları. İhtimâller. |
| MAHANE: | f. Aylık maaş. |
| MAHARET: | (Bak: Mehâret) |
| MAHARİB: | (Mihrâb. C.) Mihrâblar. |
| MAHARİC: | Çıkacak yerler. Huruc edecek yerler. |
| MAHARİC-İ HURUF: | Gr: Ağızda harflerin çıktığı yerler. |
| MAHARİM: | (Mahrem. C.) Mahrem olanlar. Haram olan şeyler. |
| MAHARİT: | (Mahrut. C.) Mahruti şekilller. Koniler. |
| MAHAS: | Udul etmek, dönmek. |
| MÂHASAL: | Hâsıl olan, meydana gelen. Netice, sonuç. |
| MÂHASAL-I ÖMR: | Evlât. Çocuk. Hayat boyunca çalışılarak vücuda getirilen eser veya elde edilen şey. |
| MAHASİN: | (Mehâsin) İyilikler. İyi ahlâklar. İnsanın vücudunda hüsün ve cemal yerleri. Güzel tavırlar. İnsanın yüzüne güzellik veren bıyık ve sakal.(İşte şu kâinat hadsiz mehasin-i maddiyesiyle bir ma'nevî ve ilmî mehasinin tereşşuhâtıdır. Ve o ilmî ve ma'nevî mehasin ve kemalât, elbette hadsiz bir sermedî hüsn ü cemalin ve kemalin cilveleridir. S.) |
| MAHASİN-İ AHLÂK: | Ahlâk ve huy güzelliği. |
| MAHAŞŞE: | Kıç, dübür, makad. |
| MAHATİM: | (Mahtum. C.) Bağlanmış ve kilitlenmiş şeyler. Mühürlenmiş şeyler. |
| MAHATT: | Konak, menzil. Yolculuk esnâsında inilip durulacak yer. |
| MAHATTA: | İstasyon. |
| MAHAVİF: | (Mahuf. C.) Tehlikeli ve korkulu yerler. |
| İçerisinde 'MAH' geçenler | |
| ADÂLET-İ MAHZA: | Adaletin tam hakikisi, tam adalet. (Adâlet-i mahza ile adalet-i izafiyenin izahı şudur ki: $ âyetin mâna-yı işarisi ile : Bir mâsumun hakkı, bütün halk için dahi ibtal edilmez. Bir fert dahi umumun selâmeti için feda edilemez. Cenab-ı Hakkın nazar-ı merhametinde hak, haktır. Küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük büyük için iptal edilemez. Bir cemaatin selâmeti için bir ferdin rızası bulunmadan hayatı ve hakkı feda edilmez. Hamiyet nâmına, rızası ile olsa o başka meseledir. M.)(... Adâlet-i İlâhiyenin tam mânâsı ile tecelli etmesi için haşre ve Mahkeme-i Kübrâ'ya lüzum vardır ki, biri cezasını, diğeri mükâfatını görsün. İ.İ.) |
| AMAH: | f. Şiş, kabarcık. |
| ARÂZİ-İ MAHLULE: | Huk: Araziyi kullananın intikal sahibi mirasçı bırakmaksızın ölümüyle hükümete kalan arâzi-i emiriye. |
| ARÂZİ-İ MAHMİYE: | Huk: Beytülmâle ait araziden, koru, mer'a, yol, pazar yerleri gibi halkın ihtiyaçlarına ayrılmış olan arâzi. |
| ARZ-I MAHZAR: | Bir işin yapılması için, yüksek bir mevkiye halk tarafından topluca verilen dilekçe. |
| ASMAH: | Çok cesur, pek kahraman. |
| BERMAH(E): | f. Burgu, matkab. |
| BİDAYET MAHKEMESİ: | Bu tâbir eskiden Asliye Mahkemeleri için kullanılırdı. |
| CEMAHİR: | (Cumhur. C.) Cumhuriyetler. |
| CEMAHİR-İ MÜTTEFİKA: | Birbiriyle anlaşmış, ittifak etmiş devletler. Müttefik cumhuriyetler. |
| CEMAHİR-İ MÜTTEHİDE: | Birleşmiş devletler. Müttehid cumhuriyetler. |
| CİMAH: | Binicisi zabtedemediğinden, atın serkeş olup binicisini istememesi. |
| CÜMAH: | Kibirlenmek. |
| CÜMMAH: | Temrensiz, ucu yuvarlak ok. (Oğlancıklar onunla ok atmayı öğrenirlerdi) |
| DEVLETLÜ SEMÂHATLÜ: | Zamanında Şeyh-ül İslâmlara verilen bir ünvan. |
| EB'ÂD-I NÂMAHDUD: | Hudutsuz uzaklıklar ve mekânlar. |
| ECELL-İ MAHLUKÂT: | Mahlukların en üstünü. İnsan. |
| EKMEL-İ MAHLUKAT: | Yaradılmışların en mükemmeli, Hz. Muhammed (A.S.M.) (Bak: Mefhar-i Kâinat) |
| EKREH-İ MAHLUKAT: | Mahlukların en kerihi, en iğrenci. |
| ELMAH(İ): | Her gördüğü şeyi araştırmağa ve tedkik etmeğe meraklı olan kişi. |
| ELVAH-I MAHFUZA: | (Bak: Hafiziyyet, Levh-i Mahfuz) |
| EMANİ-İ MAHSUSA: | Hususi arzular, özel maksatlar. |
| ERMAH: | (Remh. C.) Remhler, darbeler, vuruşlar. * (Rumh. C.) Rumhlar, süngüler, mızraklar. |
| ESMAH: | Çok cömert, pek eli açık, en semahatli. |
| EŞREF-İ MAHLUKAT: | Mahlukatın en eşrefi, yaradılmışların en şereflisi. İnsan. |
| FÂSIK-I MAHRUM: | Günah işlemeye hazır olduğu halde fırsat bulamayan. |
| GAYR-I MAHDUD: | Hudutsuz, uçsuz bucaksız, sonsuz. |
| GAYR-I MAHSUR: | Hasrolunmamış. Sınırsız. |
| HÂTEM-İ MAHSUS: | Hususi mühür. Bir kimseye âit damga, mühür. |
| HATME-İ MAHSUSA: | Hususi hatme. Kur'andan veya hadisten alınan muayyen duaları okuyup bitirmek. |
| HAYYAT-I MÂHİR: | Usta terzi. Terzi ustası. |
| HEMAHİM: | (Hemheme. C.) Üzüntüler, kederler, dertler, tasalar. |
| HILT-I MAHMUD: | Vücudun sağlam ve sağlıklı oluşu. |
| HUMAHİN: | Yüzük yapılan bir cins siyah taş. |
| HÜNKÂR MAHFİLİ: | Eskiden camilerde padişahlar için yapılmış olan yerler. Bu mahfiller camilerin zemininden yüksek olarak yapılır ve caminin iç kısmını görmek için kafes konulurdu. Bunun haricinde kafesin birkaç yerinde 20-30 cm. en ve boyunda açılabilir küçük pencereler de bulunurdu. |
| HÜSN-Ü MAHFÎ: | (Hüsn-i mahfî) Gizli güzellik. * Kalbî ve ruhî güzellik. |
| İDARE-İ MAHSUSA: | İlk adı "İdare-i Aziziye" olan devlet vapur işletme dairesi. |
| İKMAH: | Buğdayı un yapma. Buğday yetiştirme. * Kafa tutmak, kibir ve azametle karşı gelmek. |
| İLMAH: | Hemen gösterip çabucak yok etme. * Bir şeyi parlatma. * Güzel simalı bir kadın veya kız, yüzünü gösterip hemen çekilme. |
| İLTİMAH: | (Lemh. den) Bir şeye şaşkın şaşkın bakınma. |
| İSMAH: | Cömert ve eli açık olma. * İtâatli ve bağlı etme. |
| İSTİMAHA: | Birisinden hayır ummak. İyilik ve şefaat beklemek. |
| IKMAH: | Enaniyet ve azametle kafa tutma. |
| ITMAH: | Yukarı bakma, gözü yukarı dikme. |
| KAVM-İ MAHSUR: | Nüfusu yüz kişiden az olan köy halkı. |
| KAZİYE-İ MAHKÛMUN BİHÂ: | (Bak: Kaziye-i muhkeme) |
| KAZİYE-İ MAHSUSA: | Man: Mevzuu yalnız bir fertten ibaret olup da hüküm onun üzerine olan kaziyyedir. Buna Kaziye-i şahsiyye dahi denir. "İstanbul en büyük şehirlerin birincisidir" gibi. |
| KELÂM-I MAHREM: | Gizli kelâm. Mahrem söz. |
| KENZ-İ MAHFÎ: | Gizli hazine. |
| KEVMAH: | Dübürü büyük kimse. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| MAH-İ TÂBÂN : | (Meh-i tâbân) Parlayan ay. Parlak ay. |
| MÂ : | f. Biz mânasınadır. (Bak: Şahıs zamiri) * Mim ile elif harfinden ibâret "Mâ". Arabçada muhtelif isimleri vardır. Ve çeşitli mânalara gelir. Cansız şeylere işaret eder. "Şu nesne, o şey ki..." mânâlarına gelerek kelimelerle birleşir. Meselâ: (Mâ-ba'd: Sondaki, alttaki.) |