Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
MAK: (C: Amâk-Emâık) Göz pınarı.
MAK': Atmak.
Emmek.
MAKA: Hıyarşenber denilen nebat.
MAKABİH: (Makbaha. C.) Çirkin ve yakışıksız davranışlar.
MAKABİR: (Kabr. C.) Kabirler. Mezarlar.
MAK'AD: Oturulacak yer. Minder.
Oturulduğunda bedene temel olan âzâ. Kıç.
MAKADE: Davar yedmek.
MAK'ADE: Kurbağa.
MAKADİM: (Makdem. C.) Geri gelmeler. Dönüp gelmeler.
MAKADİR: (Ka, uzun okunur) Kuvvetler. Kudretler.
MAKADİR: Mikdarlar. Kısımlar. Ölçüler.
Muayyen ve mâlum olan kısımlar.
MAKAL: Söz. Lâkırdı. Kavl. Söyleyiş.
MAKALAT: (Makale. C.) Makaleler. Söz ve yazılar. Bahisler.
MAKALE: Söylenen söz. Söyleme. Söyleyiş. Kelâm. Nutuk.
Bir bahsin kaleme alınışı.
MAKALİD: (Ka, uzun okunur) Hazineler.
Kilitler. Anahtarlar.
MAKALİD-İ İNKIYAD: İnkıyad, bağlılık kilitleri.
MAKALİM: (Maklem. C.) Ucu budanmış ve sivrilmiş şeyler.
MAKAM: Durulacak yer.
Rütbeli yer.
Câh. Mesned. Mansab.
Musikide usul. Tempo.
MAKAM-I ÂLÎ: Yüce ve âli makam. Eskiden bu tabir, bakanlıklar hakkında kullanılırdı.
MAKAM-I CİFRÎ: Cifir hesabına göre olan netice, sayı değeri.
MAKAM-I HİTABÎ: Zanni delil ile iktifa edilen makam.
MAKAM-I HİZMET: Hizmet makamı. İş görme yeri.
MAKAM-I İBRAHİM: (Bak: Kâbe)
MAKAM-I MAHMUD: (Şefaat-ı Uzmâ) En yüksek şefaat makamı. Peygamberimizin (A.S.M.) kavuşacağı, Allah tarafından vaad edilen makam. $ Cenab-ı Hak va'dettiği halde, her ezan ve kametten sonra edilen mervî duada $ deniliyor; bütün ümmet o va'di ifa etmek için dua ederler. Bunun sırr-ı hikmeti nedir?Bu kadar tekrar ile kat'i verilecek olan bir şeyin vermesini istemesinin sırr-ı hikmeti şudur: İstenilen şey, meselâ Makam-ı Mahmud bir uçtur. Pek büyük ve binler Makam-ı Mahmud gibi mühim hakikatları ihtiva eden bir hakikat-ı âzamın bir dalıdır. Ve hilkat-ı kâinatın en büyük neticesinin bir meyvesidir. Ve ucu ve dalı ve o meyveyi duâ ile istemek ise; dolayısiyle o hakikat-ı umumiye-i uzmanın tahakkukunu ve vücud bulmasını ve o şecere-i hilkatın en büyük dalı olan âlem-i bâkinin gelmesini ve tahakkukunu ve kâinatın en büyük neticesi olan haşir ve kıyametin tahakkukunu ve dâr-ı saadetin açılmasını istemektir. Ve o istemekle, dâr-ı saadetin ve Cennet'in en mühim bir sebeb-i vücudu olan ubudiyet-i beşeriyeye ve daavât-ı insaniyyeye kendisi dahi iştirak etmektir. Ve bu kadar hadsiz derecede azim bir maksad için, bu hadsiz duâlar dahi azdır. Hem Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'a Makam-ı Mahmud verilmesi, umum ümmete şefaat-ı kübrasına işarettir. Hem o, bütün ümmetinin saadetiyle alâkadardır. Onun için hadsiz salâvat ve rahmet duâlarını bütün ümmetten istemesi ayn-i hikmettir. ş.)
MAKAMAT: (Makam ve makame. C.) Makamlar, mertebeler.
Cemaatler, cemiyetler, kalabalıklar, topluluklar.
MAKAMAT-I ÂLİYE: Yüksek şerefli mevkiler, makamlar. Yüce makamlar.
MAKAME: (C: Makamât) Meclis.
Topluluk, cemaat, cemiyet, kalabalık.
Nutuk tarzında söylenen sözler.
MAKAMİ': (Mikmaa. C.) Gürzler, topuzlar.
MAKANİ': (Mıkna' ve Mıknaa. C.) Başörtüleri, eşarplar.
MAKARİZ: (Mikrâz. C.) Makaslar, kesecek âletler.
MAKARR: (Karar. dan) Karar yeri. Karargâh. Kararlı yer. Merkez. Pâyitaht.
MAKARR-I HÜKÜMET: Hükümet merkezi. Pâyitaht.
MAKARR-I İDARE: İdare merkezi. Pâyitaht. Hükümet merkezi.
MAKARR-I SALTANAT: Saltanat merkezi. Hükümetin idare edildiği baş şehir.
MAKASID: Maksadlar, istekler, gayeler. Niyetler.
MAKASID-I AKSÂ: En uzak, en son ve en büyük maksadlar.
MAKASID-I İNSÂNİYET: İnsanlık maksadları. İnsanlığın gayeleri.
MAKASİM: (Maksim. C.) Su taksim edilen yer.
MAKASİR: (Maksure. C.) Bir hânedeki en mahrem taraflar. Bir evin en mahrem tarafları.
Câmilerde etrâfı parmaklıklarla çevrili yüksek yer.
MAKASS: Makas.
MAKATI': (Ka, uzun okunur) Kesmeler. Kesişmeler. Kesişen yerler.
(Kat'. C.) Sözdeki veya nazımdaki durak yerleri. Heceler.
MAKATİL: (Maktel. C.) Katlin yapıldığı yerler, öldürme fiilinin geçtiği yerler, makteller.
MAKATİR: (Maktar. C.) Damlalar, katreler.
MAKAVİD: (Mekud. C.) Yularlar.
MAKAVİL: Sözler. Kaviller. Lisânlar. Diller.
MAKAZZ: Başın arka tarafından iki kulağın arası.
MAKBAH: (C: Mekâbih) Çirkin olmak. Çirkin olacak yer.
MAKBAHA: (C.: Makabih) Kabih, yakışıksız ve çirkin hareket.
MAKBER(E): (C.: Mekabir) Mezar. Kabir.
MAKBERE-İ ŞÜHEDÂ: Şehidlerin mezarı. Şehidlik.
İçerisinde 'MAK' geçenler
ABLUKAYI BOZMAK: Muhasara hattını yarıp geçmek.
ABLUKAYI KALDIRMAK: Muhasarayı bırakmak.
AGMAK: Yukarı kalkmak, yükselmek, yukarıya meyletmek. * Buhar olup yukarı kalkmak, buharlaşmak.
AHMAK: (Humk. dan) Pek akılsız, sersem, şaşkın. Anlayışsız.
AHMAK-UL HUMAKA: Ahmakların en ahmağı.
AHMAKANE: f. Ahmakçasına, ahmak olana yakışır şekilde.
AHMAKÎ: Akılsızlık, ahmaklık.
AHMAKİYET: Ahmaklık, akılsızlık.
ÂLİ-MAKAM: Makamı yüksek, yeri yüksek.
AMAK: (Maak ve Mauk. C.) Göz pınarları.
A'MAK: (Umk. C.) Derinlikler.
A'MAK-I HAFA: Gizlilik derinlikleri.
A'MAK-I ZEMİN: Zeminin derinlikleri.
AMAKA: Derinlik. * Iraklık.
ARINMAK: t. Temizlenmek, pâk olmak.
AVRUPALILAŞMAK: Avrupalıların fikirlerini ve yaşayış tarzını benimsemek. Türkiye'de batılılaşma olarak kullanılmaktadır. Avrupa zamanımızda ilim ve teknikte ilerlemiş olmakla beraber inanışları, ahlâkları, felsefeleri ve yaşayış tarzı ile geri bir düşünüşü temsil eder. Avrupaya, batıya özenmek, eşkiyanın gasbettiği servetine özenmeğe benzer. Batının, mazlum milletleri ezmek için vasıta ve silah olarak kullandığı ilim ve tekniğe sahip olmak, İslâm'ın hakkıdır. İslâm dünyası ilim ve tekniğe sahip olmakla hem batının zulmüne son verecek, hem de bunu insanlığın hayrına, barış için ve insanlığın saadeti, mutluluğu için kullanacaktır. Amma batının hayat felsefesi insanlık için bir zehirdir ve onu reddeder. (Bak: Asrî)
AVUNMAK: t. Oyalanmak, kendi kendini eğlendirmek. * İnek vs. nin gebe kalması.
BAST-I MAKAL: Söz açma.
BAST FÎ MAKAM-İL-KALB: Nefis makamında ricâ mesabesindedir. Lütuf ve rahmeti, kurb ve ünsü kabule işarettir.
BAŞMAK: Eskiden kullanılan bir çeşit ayakkabı.
BER-VECH-İ MAKTU': Muayyen bir bedel karşılığı olarak.
BEYT-ÜL MAKDİS: Mukaddes ev. Beyt-ül Mukaddes de denir. Çok eskiden Peygamberlerin inşâ ettikleri kudsî mâbet. Bir ismi de Mescid-ül Aksâdır. * İnsanın, Cenab-ı Hak'tan başka kimse ile tatmin olmayan kalbine de aynı isim verilir.
BOŞANMAK: t. Eşi ile olan nikâh bağını bozmak. Eşinden ayrılmak.(Medeni kanun, boşama yetkisini mahkemeye bırakmıştır. İslâm dini evlenmeyi Allah'ın emirleri dahilinde karşılıklı rızaya bağlı hür bir sözleşme olarak gördüğünden kadınla erkek boşanma yetkisinin kimde olacağını da kararlaştırabilirler. İsterlerse mahkemeyi, isterlerse velilerini, isterlerse eşlerden birini yetkili kılabilirler. Görülüyor ki, İslâm dini insanlara medeni kanundan daha çok hak ve hürriyet tanımıştır. İslâmiyet evleneceklerde denkliği, (küfüv) (din ve ahlâkta denklik) şart koşar. Evlendikten sonra bazı bakımlardan anlaşamamazlıklar çıkarsa karşılıklı birbirine katlanmalarını ve sabırlı olmalarını tavsiye eder. Boşanma son çaredir. Eğer istek erkek tarafından geliyorsa mehir denilen tazminatı kadına ödemek zorundadır. Görülüyor ki, İslâmiyet, kadın haklarının korunmasını istemektedir.) (Bak: Aile)
BOŞANMAK: t. Eşi ile olan nikâh bağını bozmak. Eşinden ayrılmak. (Medeni kanun, boşama yetkisini mahkemeye bırakmıştır. İslâm dini evlenmeyi Allah'ın emirleri dahilinde karşılıklı rızaya bağlı hür bir sözleşme olarak gördüğünden kadınla erkek boşanma yetkisinin kimde olacağını da kararlaştırabilirler. İsterlerse mahkemeyi, isterlerse velilerini, isterlerse eşlerden birini yetkili kılabilirler. Görülüyor ki, İslâm dini insanlara medeni kanundan daha çok hak ve hürriyet tanımıştır. İslâmiyet evleneceklerde denkliği, (küfüv) (din ve ahlâkta denklik) şart koşar. Evlendikten sonra bazı bakımlardan anlaşamamazlıklar çıkarsa karşılıklı birbirine katlanmalarını ve sabırlı olmalarını tavsiye eder. Boşanma son çaredir. Eğer istek erkek tarafından geliyorsa mehir denilen tazminatı kadına ödemek zorundadır. Görülüyor ki, İslâmiyet, kadın haklarının korunmasını istemektedir.) (Bak: Aile)
CAYMAK: t. Vazgeçmek. Sözünden dönmek.
DEHMAK: Kesmek, kat'.
DEMAK: Tipi (Kış gününde rüzgârın karı her tarafa savurmasıdır.)
DEM VURMAK: t. Bir şeyden gelişigüzel bahsetmek.
DİVAN DURMAK: Huzurda hazır olarak beklemek.
DÛŞ AZMAK: Rüyâda iken kirlenmek, ihtilâm olmak.
EDEBİYAT YAPMAK: Mc: Güzel ve uzun uzun sözlerle mevzu dışına çıkarak konuşmak.
EGMAK: (Bak: A'mak)
EMAK: Uzun, tavil.
EMÂKİN: (Mekân. C.) Yerler. Mekânlar.
EMÂKİN-İ MUKADDESE: Mukaddes yerler, kutsal mekânlar.
ESMAK: (Semek. C.) Semekler, balıklar.
FENN-İ MAKİNA: Çeşitli makineler ve onların kısımlarının işleyişleri hakkında bilgi veren ilimler. Mihanikiyet.
FÎ-İ MAKTU': Biçilmiş kıymet, kararlaştırılmış değer.
ÇAKMAKLI: Ağızdan dolan ve tetik yerinde bir cins çakmakla ateş alan eski tüfek çeşitlerinden biri.
GALEBE ÇALMAK: Galib olmak, üstün gelmek.
GAMAK: Rutubet, ıslaklık. Rutubetli hava.
GEM VURMAK: Mecaz yoluyla mâni olmak, zabtetmek, bağlamak yerinde kullanılan bir tabirdir.
GÖZ BOYAMAK: t. Mc: Aldatmak, hileye düşürmek.
HABBEYİ KUBBE YAPMAK: Değeri olmayan bir şeye çok fazla ehemmiyet vermek. Zihinde büyütmek.
HAMAK: İki ağaç veya direk arasına asılarak içine yatılan ağyatak.
HAMAKAT: Ahmaklık. Budalalık. Bönlük. Anlayışsızlık.
HASFOLMAK: Parlaklığı gitmek.
HAYIFLANMAK: Acınmak, üzülmek. Esef etmek.
HELESAYA ÇIKMAK: Eskiden ramazanlarda iftardan sonra para toplamak için çocuklar tarafından teşkil edilen çalgılı heyetlere katılanlar tarafından nakarat makamında söylenen bir tabirdir. Dilenciliğin kibarcalarından sayılır.
HUMAK: Kabarcık gibi bir şeydir ve insana ârız olur.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
MAK' : Atmak. * Emmek.
MÂ : f. Biz mânasınadır. (Bak: Şahıs zamiri) * Mim ile elif harfinden ibâret "Mâ". Arabçada muhtelif isimleri vardır. Ve çeşitli mânalara gelir. Cansız şeylere işaret eder. "Şu nesne, o şey ki..." mânâlarına gelerek kelimelerle birleşir. Meselâ: (Mâ-ba'd: Sondaki, alttaki.)
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...