Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| MELA: | (C.: Emlâ) Ova, sahra. Vakit. Sıcak kül.MELA'Â : Meşveret. Cemaat. Güruh. Bir kavmin ileri gelen mes'uliyetli şahısları. Huy, ahlâk. (Bak: Mele') Doldurmak. |
| MELA: | Gece ve gündüz. |
| MELA': | Otu olmayan yer. |
| MELAB: | Bir cins güzel koku. |
| MELABİS: | Elbiseler. Giyecek şeyler. |
| MELACE: | Husumeti uzatmak, düşmanlığı çoğaltmak. |
| MELACİ': | (Melce. C.) İlticâ edilecek ve sığınılacak yerler. |
| MELAGIM: | Ağız çevresi. |
| MELAH: | f. Çekirge. |
| MELAH: | Atın ayağında olan verem. |
| MELAHA (MÜLUHA): | Tuzluluk. Güzellik. |
| MELAHA (MÜLUHA): | Tatsızlık, tuzsuzluk. |
| MELAHAT: | Yüz güzelliği. Cemal. Tuzluluk. Tuzlu su. |
| MELAHİ: | Oyunlar, eğlenceler. Cümbüşler. |
| MELAHİDE: | Mülhidler. Dinsizler. İmânsızlar. |
| MELAHİF: | (Milhaf ve Milhafe. C.) Sarınacak veya bürünecek şeyler. Yorganlar. |
| MELAHİM: | Muharebe ve cenk yerleri. (Bak: Melhame) |
| MELAİB: | (Mel'ab-Mel'abe. C.) Oyuncaklar. Oyun oynanacak yerler. |
| MELAİK: | (Mil'aka. C.) Tahta kaşıklar. |
| MELAİK(E): | (Melek. C.) Melekler. Nurdan yaratılmış, fıtratları sâfi, makamları sabit, kendileri ma'sum mahluklar. |
| MELAİKE-İ KİRAM: | Büyük meleklerin büyükleri: Cebrâil, Mikâil, İsrâfil, Azrâil (A.S.)(... Melâike, bir ümmet-i azimedir ki; sıfat-ı iradeden gelen ve şeriat-ı fıtriyye denilen evamir-i tekviniyesinin hamelesi ve mümessili ve mütemessilleridirler. S.)(... Hem meselâ küre-i arz, küre-i arzın nevileri adedince başlar ve o nevilerin ferdleri sayısınca diller ve o fertlerin a'za ve yaprak ve meyveleri mikdarınca tesbihatlar yaptığı için elbette o haşmetli ve şuursuz ubudiyyet-i fıtriyeyi bilerek, şuurdârâne temsil edip Dergâh-ı İlâhiyeye takdim etmek için kırk bin başlı ve her başı kırk bin dil ile ve her bir dil ile kırk bin tesbihat yapan bir melek-i müekkeli bulunacak ki, ayn-i hakikat olarak Muhbir-i Sâdık haber vermiş ve hilkat-ı kâinatın en ehemmiyetli neticesi olan insanlarla münasebât-ı Rabbâniyeyi tebliğ ve izhâr eden Cebrâil (A.S.) ve zihayat âleminde en haşmetli ve en dehşetli olan diriltmek ve hayat vermek ve ölümle terhis etmekteki Halika mahsus olan icraat-ı İlâhiyeyi, yalnız temsil edip ubudiyetkârâne nezâret eden İsrafil (A.S.) ve Azrâil (A.S.) ve hayat dâiresinde rahmetin en cemiyetli, en geniş, en zevkli olan rızıktaki ihsânât-ı Rahmâniyeye nezâretle berâber şuursuz şükürleri şuur ile temsil eden Mikâil (A.S.) gibi meleklerin pek acib mâhiyette olarak bulunmaları ve vücudları ve ruhların bekaları, saltanat ve haşmet-i Rububiyyetin muktezasıdır. Onların ve her birinin mahsus tâifelerinin vücudları, kâinatta güneş gibi görünen saltanat ve haşmetin vücudu derecesinde kat'idir ve şüphesizdir. Melâikeye âid başka maddeler bunlara kıyas edilsin. Ş.) |
| MELAİN: | (Mel'ane. C.) Lânet edilecek iş ve hareketler. |
| MELAİN: | (Mel'un. C.) Herkesin nefretini kazanmış olanlar. La'netlenmiş olanlar. |
| MELAK: | Lütuf, muhabbet, sevgi. |
| MELAK: | Mala. |
| MELAL: | Can sıkıntısı. Usanç. Gamlılık. Zaaf ve fütur. |
| MELAL-AVER: | f. Usanç verici, usandıran, sıkan. |
| MELAM: | Kınanmış. Rezillik. Hakirlik. Kıymetsizlik. |
| MELAMET: | Kınanmışlık. İtab ve serzenişlik. Rezillik ve rüsvaylık. |
| MELAMETZEDE: | (C.: Melametzedegân) f. Melamete uğramış, ayıplanmış, azarlanmış, kınanmış. |
| MELAMET-ZEDEGÂN: | (Melametzede. C.) f. Ayıplanmış, kınanmış kimseler, azarlanmış olanlar. |
| MELAMÎ: | Kınanmış ve ayıplanmışlardan olan. Hükema-i Kelbiyyun. (Bak: Kelbiyyun) Melami adındaki tarikata mensub olan. |
| MELAMİ': | (Lem'a. C.) Parıltılar. Aydınlıklar. |
| MELAMİH: | (Lemha. C.) Lemhalar. Bir şeyin başka bir şeye benzeme noktaları. Güzellik ve çirkinlik eserleri. |
| MELAMİYYUN: | (Melamî. C.) Melamî tarikatından olanlar. |
| MELAS: | Saracak ve dürecek yer. |
| MELAS: | Kaypakça olmak. |
| MELASET: | Yumuşaklık. (Zıddı: Huşunet) |
| MELASSA: | Hırsız ve haydut yatağı. |
| MELAVET: | Vakit, zaman. |
| MELAZ: | Sığınılacak yer. Melce'. |
| MELAZE: | f. Küçük dil. |
| MELAZE: | Badem ağaçları olan yer. |
| MELAZİB: | (Milzâb. C.) Çok tamahkâr ve cimri olanlar. |
| MELAZZ: | Yalancı, kezzab. (Melzuz. C.) Leziz nesneler, lezzetli şeyler. |
| İçerisinde 'MELA' geçenler | |
| EKMELÂNE: | Ekmel olana yakışacak şekilde. |
| HAMELAT: | (Hamle. C.) Saldırışlar, saldırmalar. * Atılmalar, atılışlar. |
| HEML (HEMELÂN): | Gözden yaş akmak. |
| MELA': | Otu olmayan yer. |
| MELAB: | Bir cins güzel koku. |
| MELABİS: | Elbiseler. Giyecek şeyler. |
| MELACE: | Husumeti uzatmak, düşmanlığı çoğaltmak. |
| MELACİ': | (Melce. C.) İlticâ edilecek ve sığınılacak yerler. |
| MELAGIM: | Ağız çevresi. |
| MELAH: | f. Çekirge. |
| MELAH: | Atın ayağında olan verem. |
| MELAHA (MÜLUHA): | Tuzluluk. * Güzellik. |
| MELAHA (MÜLUHA): | Tatsızlık, tuzsuzluk. |
| MELAHAT: | Yüz güzelliği. Cemal. * Tuzluluk. Tuzlu su. |
| MELAHİ: | Oyunlar, eğlenceler. Cümbüşler. |
| MELAHİDE: | Mülhidler. Dinsizler. İmânsızlar. |
| MELAHİF: | (Milhaf ve Milhafe. C.) Sarınacak veya bürünecek şeyler. Yorganlar. |
| MELAHİM: | Muharebe ve cenk yerleri. (Bak: Melhame) |
| MELAİB: | (Mel'ab-Mel'abe. C.) Oyuncaklar. Oyun oynanacak yerler. |
| MELAİK: | (Mil'aka. C.) Tahta kaşıklar. |
| MELAİK(E): | (Melek. C.) Melekler. Nurdan yaratılmış, fıtratları sâfi, makamları sabit, kendileri ma'sum mahluklar. |
| MELAİKE-İ KİRAM: | Büyük meleklerin büyükleri: Cebrâil, Mikâil, İsrâfil, Azrâil (A.S.)(... Melâike, bir ümmet-i azimedir ki; sıfat-ı iradeden gelen ve şeriat-ı fıtriyye denilen evamir-i tekviniyesinin hamelesi ve mümessili ve mütemessilleridirler. S.)(... Hem meselâ küre-i arz, küre-i arzın nevileri adedince başlar ve o nevilerin ferdleri sayısınca diller ve o fertlerin a'za ve yaprak ve meyveleri mikdarınca tesbihatlar yaptığı için elbette o haşmetli ve şuursuz ubudiyyet-i fıtriyeyi bilerek, şuurdârâne temsil edip Dergâh-ı İlâhiyeye takdim etmek için kırk bin başlı ve her başı kırk bin dil ile ve her bir dil ile kırk bin tesbihat yapan bir melek-i müekkeli bulunacak ki, ayn-i hakikat olarak Muhbir-i Sâdık haber vermiş ve hilkat-ı kâinatın en ehemmiyetli neticesi olan insanlarla münasebât-ı Rabbâniyeyi tebliğ ve izhâr eden Cebrâil (A.S.) ve zihayat âleminde en haşmetli ve en dehşetli olan diriltmek ve hayat vermek ve ölümle terhis etmekteki Halika mahsus olan icraat-ı İlâhiyeyi, yalnız temsil edip ubudiyetkârâne nezâret eden İsrafil (A.S.) ve Azrâil (A.S.) ve hayat dâiresinde rahmetin en cemiyetli, en geniş, en zevkli olan rızıktaki ihsânât-ı Rahmâniyeye nezâretle berâber şuursuz şükürleri şuur ile temsil eden Mikâil (A.S.) gibi meleklerin pek acib mâhiyette olarak bulunmaları ve vücudları ve ruhların bekaları, saltanat ve haşmet-i Rububiyyetin muktezasıdır. Onların ve her birinin mahsus tâifelerinin vücudları, kâinatta güneş gibi görünen saltanat ve haşmetin vücudu derecesinde kat'idir ve şüphesizdir. Melâikeye âid başka maddeler bunlara kıyas edilsin. Ş.) |
| MELAİN: | (Mel'ane. C.) Lânet edilecek iş ve hareketler. |
| MELAİN: | (Mel'un. C.) Herkesin nefretini kazanmış olanlar. La'netlenmiş olanlar. |
| MELAK: | Lütuf, muhabbet, sevgi. |
| MELAK: | Mala. |
| MELAL: | Can sıkıntısı. Usanç. Gamlılık. Zaaf ve fütur. |
| MELAL-AVER: | f. Usanç verici, usandıran, sıkan. |
| MELAM: | Kınanmış. * Rezillik. Hakirlik. Kıymetsizlik. |
| MELAMET: | Kınanmışlık. İtab ve serzenişlik. Rezillik ve rüsvaylık. |
| MELAMETZEDE: | (C.: Melametzedegân) f. Melamete uğramış, ayıplanmış, azarlanmış, kınanmış. |
| MELAMET-ZEDEGÂN: | (Melametzede. C.) f. Ayıplanmış, kınanmış kimseler, azarlanmış olanlar. |
| MELAMÎ: | Kınanmış ve ayıplanmışlardan olan. * Hükema-i Kelbiyyun. (Bak: Kelbiyyun) * Melami adındaki tarikata mensub olan. |
| MELAMİ': | (Lem'a. C.) Parıltılar. Aydınlıklar. |
| MELAMİH: | (Lemha. C.) Lemhalar. Bir şeyin başka bir şeye benzeme noktaları. Güzellik ve çirkinlik eserleri. |
| MELAMİYYUN: | (Melamî. C.) Melamî tarikatından olanlar. |
| MELAS: | Saracak ve dürecek yer. |
| MELAS: | Kaypakça olmak. |
| MELASET: | Yumuşaklık. (Zıddı: Huşunet) |
| MELASSA: | Hırsız ve haydut yatağı. |
| MELAVET: | Vakit, zaman. |
| MELAZ: | Sığınılacak yer. Melce'. |
| MELAZE: | f. Küçük dil. |
| MELAZE: | Badem ağaçları olan yer. |
| MELAZİB: | (Milzâb. C.) Çok tamahkâr ve cimri olanlar. |
| MELAZZ: | Yalancı, kezzab. (Melzuz. C.) Leziz nesneler, lezzetli şeyler. |
| MUAMELAT: | (Muâmele. C.) Muameleler. |
| MUHTEMELAT: | (Muhtemel. C.) Olabilir ve umulur şeyler. İhtimâl dahilindeki şeyler. |
| MÜHMELÂNE: | f. Önem ve ehemmiyet vermeksizin, başdan savarcasına. |
| MÜHMELAT: | (Mühmel. C.) Anlamsız ve mânâsız boş sözler. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| MELA' : | Otu olmayan yer. |
| MEL' : | Seri seyr. |
| MEAB : | Dönülecek yer. Sığınılacak yer. Melce'. |