Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
MELEK: Nurdan yaratılmış, fıtratları sâfi, masum mahluk.
Güzel huylu ve güzel olan kimse. (Bak: Melâike)
MELEK-ÜL BİHAR: Denizlere nezaret eden melek.
MELEK-ÜL CİBÂL: Dağlara nezâret eden melek.
MELEK-ÜL EMTÂR: Yağmurla vazifeli olan melek.
MELEK-ÜL MEVT: İnsanların ruhlarını kabzeden Azrâil. (A.S.)
MELEK-İ MÜEKKEL: Muayyen bir işle tavzif edilmiş melek. (Bak: Melâike)
MELEK-İ SİYÂNET: Allah'ın emri ile insanları koruyan, muhafaza eden melek.
MELEKA: Düz kayacak nesne.
MELEKÂT: (Meleke. C.) Melekeler. Tecrübe neticesi elde edilen alışılmış bilgiler. İsti'datlar.
MELEKÂT-I AKLİYYE: Tecrübe neticesi aklen bilinen kolaylık, tecrübeden doğan bilgililik.
MELEKE: Tekrar tekrar yapılan bir iş veya tecrübeden sonra hasıl olan bilgi ve mehâret.
Mümârese.
MELEKÎ: (Melekiye) Meleğe mensub, melekle alâkalı.
Paklık, temizlik, ismet.
Hükümdara, melike âit. Melikle alâkalı.
MELEKUT: Tam bir hâkimiyyetle, Saltanat-ı İlâhiyyenin müessiriyyet ve idâresinin esrarı. Her şeyin kendi mertebesinde, o mertebeye münâsib ruhu, canı, hakikatı. Bir şeyin iç yüzü, iç ciheti.
Hükümdarlık. Saltanat.
Ruhlar âlemi. (Bak: Arş)(İnsan mülk ciheti ile kalbe zarf olur, melekut cihetiyle de mazruf olur. M.N.)
MELEKUTİYÂN: Melekut âleminden olanlar.
MELEK-ZAD: Melekten olmuş gibi, çok güzel.
İçerisinde 'MELEK' geçenler
ÂLEM-İ MELEKUT: Melekut âlemi. (Bak: Melekût)
MAMELEK: Elinde bulunan şeyler, sâhib olduğu şeyler. Nesi var ise, hepsi. * Huk: Bir şahsın alacak ve borçlarının hepsi.
MELEK-ÜL BİHAR: Denizlere nezaret eden melek.
MELEK-ÜL CİBÂL: Dağlara nezâret eden melek.
MELEK-ÜL EMTÂR: Yağmurla vazifeli olan melek.
MELEK-ÜL MEVT: İnsanların ruhlarını kabzeden Azrâil. (A.S.)
MELEK-İ MÜEKKEL: Muayyen bir işle tavzif edilmiş melek. (Bak: Melâike)
MELEK-İ SİYÂNET: Allah'ın emri ile insanları koruyan, muhafaza eden melek.
MELEKA: Düz kayacak nesne.
MELEKÂT: (Meleke. C.) Melekeler. Tecrübe neticesi elde edilen alışılmış bilgiler. İsti'datlar.
MELEKÂT-I AKLİYYE: Tecrübe neticesi aklen bilinen kolaylık, tecrübeden doğan bilgililik.
MELEKE: Tekrar tekrar yapılan bir iş veya tecrübeden sonra hasıl olan bilgi ve mehâret. * Mümârese.
MELEKÎ: (Melekiye) Meleğe mensub, melekle alâkalı. * Paklık, temizlik, ismet. * Hükümdara, melike âit. Melikle alâkalı.
MELEKUT: Tam bir hâkimiyyetle, Saltanat-ı İlâhiyyenin müessiriyyet ve idâresinin esrarı. Her şeyin kendi mertebesinde, o mertebeye münâsib ruhu, canı, hakikatı. Bir şeyin iç yüzü, iç ciheti. * Hükümdarlık. Saltanat. * Ruhlar âlemi. (Bak: Arş)(İnsan mülk ciheti ile kalbe zarf olur, melekut cihetiyle de mazruf olur. M.N.)
MELEKUTİYÂN: Melekut âleminden olanlar.
MELEK-ZAD: Melekten olmuş gibi, çok güzel.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
MELEK-ÜL BİHAR : Denizlere nezaret eden melek.
MELE' : (C.: Emlâ) Bir cemâatin ileri gelenleri. * Hırs, tama'. * Zan. * Güzellik. * Fls: Kâinatta hiçlik şeklinde boşluk olmadığını, her yerin dolu olduğunu ifade eden bir tabirdir. * Dolu mekân. * Kalabalık, güruh, cemaat, topluluk. Halk.
MEL' : Seri seyr.
MEAB : Dönülecek yer. Sığınılacak yer. Melce'.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...