Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| MEN: | f. Ben. (Farsçada birinci şahıs zamiri) (Bak: Mâ) |
| MEN: | (İsm-i Mevsuldür) Şahsa delâlet eder. "O kimse ki, yahut, kimi, kim, kim ki" gibi mânâlara gelir. İstifham için olur, yerine göre tesniye (Menân) şeklinde ve cemi (Menun) gibi okunabilir. Akıl sahibleri hakkında kullanılır. Mevsule, şartiye, nekre-i tâmme, nekre-i mevsule olur. |
| MEN': | Yasak etmek. Durdurmak. Bırakmamak. Bir şeyi diriğ etmek, esirgemek. |
| MEN-İ MUHAKEME: | Muhakemeyi durdurmak, muhakemeye lüzum görmeyip menetmek. |
| MENA: | İki rıtıl. (İkiyüz altmış dirhem) |
| MEN'A: | Ölüm haberi. Vefat haberi. |
| MENAAT: | Sarplık, çetinlik, kavilik, güçlük. |
| MENAAT-I MEVKİİYE: | Arazi sarplığı. |
| MENAB: | Birinin yerini tutmak, nâib olmak. Birisine vekil olmak. Vekillik yeri. |
| MEN'AB: | Cömert. Hızlı yürüyen. |
| MENABİ': | (Menba'. C.) Kaynaklar. Pınarlar. Nebeân eden yerler. Her şeyin zâhir olduğu yerler. Servetlerin çıktığı yerler. |
| MENABİ-İ AŞERE: | On menba. |
| MENABİ-İ SERVET: | Zenginlik kaynakları. |
| MENABİK: | Batman. |
| MENABİR: | (Minber. C.) Minberler. Camilerde hatiblerin hutbe okumalarına mahsus kürsüler. |
| MENABİT: | (Menbet ve Menbit. C.) Çayırlar, otlaklar. |
| MENACİL: | (Mincel. C.) Ekin orakları. |
| MENACİM: | (Mencem. C.) Terâzi kolları. |
| MENADİF: | (Mindef. C.) Hallaç yayları. |
| MENADİL: | (Mendil. C.) Mendiller. Küçük havlular, peçeteler. |
| MEN'AF: | (C.: Menâif) Dağın sivri tepesi. |
| MENAFİ': | (Menfaat. C.) Menfaatler. Faydalar. |
| MENAFİ-İ UMUMİYE: | Umumi menfaatler, umumi faydalar. |
| MENAFİH: | (Minfâh. C.) Körükler. |
| MENAFİZ: | (Menfez. C.) Delikler. Menfezler. Nüfuz edecek yerler. |
| MENAH: | f. Geniş, bol, ferâh. Dar. |
| MENAHE: | (C.: Menâih) (Nevha. dan) Ölü için ağlanacak yer. Mâtemhâne. |
| MENAHİ: | (Nehi. C.) Menedilmiş şeyler. Şer'an yasak edilmiş olan şeyler. |
| MENAHİC: | (Minhac-Menhec. C.) Açık ve geniş yollar. Bilinen büyük yollar. |
| MENAHİC-İ HÜKEMÂ: | Hakîmlerin, ilm-i kelâm âlimlerinin meslekleri ve gittikleri mânevi yollar. |
| MENAHİL: | (Menhel. C.) Durak yerleri. Durulacak sulak yerler. Hayvan sulanan yerler. |
| MENAHİR: | (Menhar. C.) Hayvan kesilecek yerler. Hayvan boğazlıyacak yerler. Mezbahaneler. |
| MENAHİR: | (Menhir. C.) Burun delikleri. |
| MENAHİS: | (Minhas. C.) Uğursuz şeyler. |
| MENAHİT: | (Minhat. C.) (Tahta veya taş) yontma âletleri. |
| MENAHİZ: | (Minhaz. C.) Burun delikleri. |
| MENAÎ: | (Men'â. C.) Ölüm haberleri. Vefat haberleri. Kötü haberler. |
| MENAİF: | Dağların sivri tepeleri. |
| MENAİH: | (Menâhe. C.) Ölü için ağlanacak yerler. Mâtemhâneler. |
| MENAİR: | (Menâvir) Minâreler. Nur yerleri. Alâmet. |
| MENAKIB: | (Menkıbe. C.) Menkıbeler. Hayat hikâyeleri. |
| MENAKİB: | (Menkeb. C.) Yollar. Omuzlar. |
| MENAKÎR: | (Minkar. C.) Minkarlar, gagalar. Yırtıcı kuşların gagaları. Taşçı kalemleri. |
| MENAKİR: | (Münker. C.) Günah ve kötü şeyler. |
| MENAL: | Yetiştirme, nâil olma, kavuşma. Ele geçirilen şey. Nâil ve sahib olunan şey. |
| MENAM: | Uyku. Uyku zamanı. Rüya. Düş. Uyunacak yer, yatak odası. |
| MENAME: | Yatak, döşek. |
| MENAMEN: | Uyuyarak. Uykuda olarak. |
| MENAR: | Nur yeri. Fener kulesi. Câmi minâresi. Yol işaretleri. |
| MENARE: | (C: Menâr-Menâvir) Alâmet, işaret. Kandil. Minare. |
| İçerisinde 'MEN' geçenler | |
| ACZ-MENDÎ: | f. Âcizlik, iktidarsızlık. Fakr. |
| AKSÜLÜMEN: | Kim. Klor ile civadan mürekkeb zehirleyici te'siri fazla olan bir tuz. |
| ÂLEM-İ MENÂM: | Uyku âlemi, rüya âlemi. |
| AMEN: | Bir yerde mukim olmak, ikamet etmek. |
| ÂMEN: | Çok veya en emin ve güvenilir. |
| ÂMENNA: | İnandık, öylece kabul ederiz, ona diyecek yok (meâlindedir.) |
| ÂMENTÜ: | "İmân ettim" demek olup Ehl-i Sünnet Mezhebi olan mü'minlerin iman esaslarını kısaca toplayan ifâdenin has ismidir. |
| ARZU-MEND: | İstekli. |
| ARZU-MENDÎ: | f. Taleb, istek, arzu, heves. |
| ASHÂB-I MEYMENE: | Dinen ihtiram mevkiinde bulunan yüksek haysiyet sahibleri. Hayırlı kimseler. |
| ASMENDE: | Şaşkın, alık, dalgın. Hile ile kandıran, hileci. |
| AVEMEN: | Deve veya at gidişi. * Yüzme. |
| ÂYÂT-I MENSUHA: | Sâbık olan, geçmişte olan hükümleri beyân eden âyetler. |
| AZAR-MEND: | f. İncitilmiş, zulmedilmiş. |
| AZAR-MENDÎ: | f. İncitilmiş, kırılmış olma. |
| AZMEN: | Pek fazla şeyler içine alabilen. * En çok güvenilen. |
| AZMEND: | f. Haris, açgözlü, tamahkâr, cimri. |
| BÂB-UL MENDEB: | Kızıldeniz'de Hint Denizi yakınlarında bulunan bir boğazın adı. |
| BAR-MEND: | f. Yemiş veren, yemişli ağaç. |
| BEHRAMEN: | f. Bir çeşit kırmızı yakut. * Kadınların kullandıkları allık. * İpekten dokunan güzel bir kumaş. * Kırmızı gül, asfur çiçeği. |
| BEHREMEND: | f. Nasibi olan, hissedar. * Bilen, anlayan. |
| BEREHMEN: | (Berhemen) f. Puta tapan. Ateşperestlerin bilginleri ile puta tapan kimselerin papazları. |
| BERHEMEN: | (C.: Berhemûn) Hakîm. * Efsun okuyucu. |
| BERÛMEND: | f. Faydalı, verimli. * Ter ü taze. * Nasibli, hisseli. |
| BERÛMENDÎ: | f. Faydalı, menfaatli olma. |
| BİNT-ÜL MENİYYE: | Ölüm, vefat, mevt. |
| BÜZÜRGMENİŞ: | f. Yüksek fikirli, fikirleri değerli olan. |
| CAY-MEND: | f. Yerinden kalkmayan, üşenen, tenbel. Rahatını bozmayan. |
| CEMEN: | f. Çardak. |
| CENTİLMEN: | ing. Kibar erkek, çelebi, görgülü kişi. |
| CERMEN: | Germen, Alman. |
| CEZMEN: | Kestirip atmak sûretiyle. |
| CİSMEN: | Cisim itibariyle, cisim olarak. Vücutça, bedence. |
| DÂMEN: | f. Etek. Kenar. Taraf. Zeyl. Elbise veya dağ eteği. |
| DÂMEN-İ MUALLÂ: | Yüksek şerefli dâmen, muallâ etek. * Mc: Yüksek namus sâhibi. |
| DAMEN-BUS: | f. Etek öpen. |
| DAMENE: | f. Dağ eteği, dağın çevresi. |
| DAMEN-GİR: | f. Eteğe yapışan, etek tutan. * Dâvacı, hasım, şikâyetçi. |
| DAMENÎ: | f. Eteklik. * Kadın başörtüsü. |
| DAMEN-KEŞ: | f. Feragat eden, eteğini çeken. |
| DANİŞMEND: | (C.: Dânişmendân) f. Bilgili, ilimli. * Tanzimattan evvel, kadıların yanında stajyer olarak çalışan kimseler için kullanılan bir tâbirdi. |
| DEMENDAN: | f. Cehennem. * Ateş, nar. |
| DEMENDE: | f. Saldırıp kükreyen. * Üfleyen. |
| DERDMEND: | f. Tasalı, kaygılı, dertli. |
| DİMEN: | Süprüntülükler. Mezbele. Gübre. Fışkı. |
| ECVED-İ MENSUCAT: | Dokumaların en iyisi. |
| EDMEN: | f. Hâlis ve katıksız misk. |
| EHRAMEN: | f. şeytan, iblis. * Dev. |
| EMENE: | Emn, emniyet, eminlik. |
| EMVAL-İ GAYR-İ MENKULE: | Bir yerden başka yere taşınamıyan, sabit olan mallar. (Dükkan, ev, tarla...gibi.) |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| MEN' : | Yasak etmek. Durdurmak. Bırakmamak. Bir şeyi diriğ etmek, esirgemek. |
| MEAB : | Dönülecek yer. Sığınılacak yer. Melce'. |