Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| MER: | f. Elli (Sayısı). Hamsin. (50) |
| MER': | (C: Müru') Er, erkek. Güzel manzara. |
| MER': | Ot çok olmak. |
| MER'A: | Hayvanların otladığı yer. Kır. Mera. Çayırlık. Otlak. |
| MER'A: | Aynalar. |
| MERA: | Boş yer. Otsuz yer. |
| MERA: | (C: Merâyâ) Sütü çok olan dişi deve. |
| MERAA: | Ucuzluk. |
| MER'ABE: | Ansızın olarak birdenbire korkutmak. Tenha ve korkunç yer. |
| MERABİ': | (Mürabba. C.) Mürabbalar, kareler. (Merba. C.) İlkbaharda oturulan evler. |
| MERABİH: | (Ribh. den) Ticâretten elde edilen kazançlar. |
| MERACİ': | (Merci. C.) Rücu edilecek ve dönülecek yerler. Mürâcaat edilerek başvurulacak kimse veya yerler. |
| MERAD: | Boğaz. Talep mevzii, isteme yeri. |
| MERADET: | Kuvvetlilik, kavilik. Salâbet. |
| MERAE: | Hazmetmek. Güzel manzara. |
| MERAFIK: | (Mirfak. C.) Dirsekler. Ev kilerleri. Mutfaklar. |
| MERAG: | Davar ağnanmak ve toprağa yuvarlanmak. |
| MERAH: | Yer. Mekân. Sevinç. Rahat edilecek yer. Meşhur bir nahiv kitabının ismi. |
| MERAH: | (C.: Merahân) Aşırı derecede sevinme. |
| MERAHİL: | (Merhale. C.) Menziller, merhaleler, konaklar, duraklar. |
| MERAHİL-İ BAÎDE: | Uzak konaklar. Uzak menziller. |
| MERAHİLPEYMA: | f. Seyyah, yolcu. Seyahat eden kimse. |
| MERAHİM: | (Merhamet. C.) Acımalar, merhametler. |
| MERAHİM: | (Merhem. C.) Merhemler. |
| MERAÎ: | (Mir'at. C.) Aynalar, mir'atlar. |
| MERAÎ: | (Mer'a. C.) Otlaklar, çayırlıklar. |
| MERAK: | Bir şeyi öğrenmek istemek. Çok şiddetli arzu. Heves. Düşkünlük. Dalgınlık. Kara sevdâ. Kuruntu, telâş. İç sıkıntısı. İç darlığı.(... Merak, hastalığı ziyade ettiği gibi hikmet-i İlâhiyeyi ittiham ve rahmet-i İlâhiyeyi tenkid ve Hâlik-ı Rahiminden şekva hükmünde olduğu için aksi maksadiyle tokad yer, hastalığı ziyadeleşir. L.) |
| MERAKÂVER: | f. Merak verici. Düşündürücü. Meraklandırcı. |
| MERAK: | Etsuyu. Çorba. |
| MERAKIM: | (Mirkam. C.) Kalemler. Yazma işinde kullanılan âletler. |
| MERAKÎ: | Vesvese ve kuruntu içinde bulunan kimse. (Mirkat. C.) Merdivenler, basamaklar. |
| MERAKİB: | (Merâkibe) (Araba, at, kayık, vapur gibi) binecek vasıtalar. Merkebler. |
| MERAKİB-İ BAHRİYE: | Vapur, gemi, tekne, kayık vs. gibi deniz nakil vâsıtaları. |
| MERAKİB-İ BERRİYE: | Araba, otomobil, kamyon, at vs. gibi kara nakil vasıtaları. |
| MERAKİD: | (Merkad. C.) Merkadlar, kabirler, mezarlar. |
| MERAKİZ: | Merkezler. Karargâhlar. Karar yerleri. |
| MERAL: | (Aslı, marâl'dır) Ceylan, karaca, dişi geyik. |
| MERAM: | Maksad. Niyet. Arzu. İstek. İçten tasarlanan. |
| MERAMBAHŞ: | f. Bir kimseye isteyip arzuladığı şeyi veren. |
| MERAMİ: | (Mermi. C.) Mermi atma yeri. Mermiler. Nişan okları. |
| MERAMİR: | Çok etli, şişman kişi. |
| MERANET: | Yumuşaklık. Bir mâdenin çekiç vasıtası ile dövüldüğünde yayılması vasfı. |
| MERARE: | (C: Merâir) Öd kesesi. |
| MERARET: | Acılık. Tatsızlık. |
| MERARET-İ ESARET: | Esirliğin acılığı. |
| MERASET: | şiddet. |
| MERASÎ: | (Mersiye. C.) Mersiyeler, ağıtlar. |
| MERASÎ: | (Mersâ. C.) Limanlar. Gemilerin sığınıp barındıkları yerler. |
| MERASİD: | (Mersad. C.) Gözetleme yerleri, rasat yerleri. |
| MERASİM: | (Mersem. C.) Resmi merasimler. Âdet hükmündeki gösterişler. Resmi muameleler. Şiveler. Âdetler. |
| İçerisinde 'MER' geçenler | |
| ABDULLAH İBN-İ ÖMER: | Bi'setten bir yıl önce doğdu. Hicri yetmişüç tarihinde Haccâc-ı Zalim'in emri ile şehid edildi (R.A.) Sahabe-i Kirâmın ileri gelenlerinden ve Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselâmın çok bağlılarından ve dâima onun ahlâkını yaşamağa çalışanlardandı. Hz. Ömer Radıyallahü Anh'ın oğlu idi. Hilâfet ve Valilik işlerine hiç karışmadı. Müttaki, cömert, kanaat sahibi, halim bir zat olup kendini dünyaya bağlaması ihtimali olan bir malı olsa derhal onu sadaka verir veya hediye ederdi. (R.A.) |
| ADEM-İ MERKEZİYYET: | Bir idâri taksimattaki parçaların (vilâyet, belediye ve köy) muayyen hususlarda kendi kendilerine idare yetkileri. Bir yere bağlı olmaksızın veya bir yerden idare edilmeksizin olan muamele. Bütün kısım ve şubelerin kendi kendilerini idare tarzı. |
| ADMER: | Arslan. * Şedit, şiddetli. * Belâ. * Çirkin yüzlü şişman kadın. |
| AHMER: | Kırmızı. |
| AKMER: | Ay gibi beyaz (yüz). Akça şey. |
| AKSA-YI MERAM: | Meramların, arzuların en sonu. Emellerin son haddi. |
| AKSÂ-YI MERÂTİB: | Rütbelerin, mertebelerin en büyüğü. |
| ALÂ-MERATİBİHİM: | Rütbesine ve derecesine göre sırasıyla. |
| AMER: | (Amr, ömr, imâret) Muammer eylemek. Çok zaman yaşayıp kalmak. Muammer olmak. |
| A'MER: | Yaşlı kişi. İhtiyar. |
| AMMERED: | Her şeyin uzunu. * Yaramaz huylu. * Belâ ve meşakkat. |
| ÂSÂR-I MERGUBE: | Muteber ve rağbet kazanmış olan eserler. |
| ATEBE-İ FELEK-MERTEBE: | Osmanlı Padişahlarının sarayı. |
| BAHR-İ AHMER: | Kızıl deniz, Şap Denizi. |
| BÎ-MER: | f. Sayısız, hesapsız. |
| BÜNYAN-I MERSUS: | Kaynaşmış sağlam bina. Birbirine kurşunla kenetlenmiş sağlam yapı. |
| CAHMERİŞ: | (C.: Cehâmir) Çok yaşlı kadın. * Eşek sıpası. |
| CÂLİB-İ MERHAMET: | Merhamet çeken. |
| CEMERAT: | (Cemre. C.) Cemreler. Şubat ayında azar azar artan sıcaklıklar. |
| CİVANMERD: | Sözünde sağlam. İyilik sever. Kahraman. |
| CÖMERT: | Eli açık, ikramcı, kerem sahibi. |
| DAVMERAN: | Fesleğen denilen iyi kokulu çiçek. |
| DESMERE: | (C.: Desâmire) Dağ başında olan harap yıkık kale. |
| DUGMERAN: | Kara, esved. |
| EHADİS-İ MERFUA: | (Bak: Hadis-i Mürsel) |
| EMERE: | (C.: İmer) Çöllerde taştan belirlemek için yapılan alâmetler. |
| EMERR: | Pek acı. |
| ESMER: | Siyaha, karaya çalan kumral renk. |
| FİKR-İ MUZMER: | Gizli kalmış ve dışarı vurulmamış fikir. |
| FÜLS-İ AHMER: | Bakır sikke, kızıl mangır. |
| GAŞMERE: | Yönelmek. |
| GAYR-I MER'Î: | Görünür olmayan, görünmeyen. |
| GAYRET-İ MERDANE: | Mertçesine gayret. |
| GRAMER: | Fr. Cümlelerin, kelimelerin, hecelerin ve harflerin hallerinden bahseden ilim. Dil bilgisi. |
| GAŞMERE: | Yönelmek. |
| HAMER: | Davarın arpa yemekten dolayı içinin ve ağzının kokması. |
| HAREKET-İ MER'İYYE: | Gerçekte olmadığı halde, var imiş gibi görünen hareket. |
| HEFT-MERD: | f. Yedi büyükler. (Kutub, gavs, ebdâl, ahyâr, evtâd, nücebâ, nukabâ) |
| HEMERCEL: | Yorga at. |
| HERC Ü MERC: | f. Darmadağınık. Karmakarışık. Allak bullak. |
| HEYMERE: | Koca avret. İhtiyar kadın. |
| HİLÂL-İ AHMER: | Kırmızı ay. Kızılay'ın önceki ismi. |
| HUMMERE: | (C.: Hummer) Kaya kuşu denilen başı kızılca serçe gibi bir kuş. |
| HURUF-U KAMERİYE: | Gr: Arapçada kelimenin başında harf-i tarif olduğu vakit, harf-i tarifin lâmı okunan harfler. Meselâ: El-Kamer, El-İnsân, El-Bedi' kelimelerinde olduğu gibi. Burada kelime başında "kaf, elif, bâ" harfleri kameriyeden olduğu için aynen okunuyor. (Bunlar: Elif, bâ, cim, hı, hâ, ayın, gayn, fe, kaf, kef, mim, vav, he, yâ harfleridir.) |
| İBN-İ ÖMER: | (Bak: Abdullah İbn-i Ömer) |
| İFADE-İ MERAM: | Dilek ve maksadını anlatmak. |
| İMAN-I MERDUD: | Münafık olan kimselerin imanı. |
| İMARET KEMERİ: | Eskiden medresenin en güçlü, kuvvetli, kıdemli ve sözü dinlenen talebesi hakkında kullanılır bir tabirdi. Ayrıca bu tabir, medrese talebelerinden iaşe işlerine bakmak üzere bir sene müddetle seçilenler hakkında da kullanılırdı. Bunlar, bellerine kemer taktıkları için bu isim verilmişti. |
| İNŞİKAK-I KAMER: | Ay'ın parçalanması. Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü vesselâmın mu'cizesi eseri olarak gökte ay'ın en parlak olduğu bir zamanda ikiye ayrılması. (...Hem Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) mütevatir ve kat'i bir mu'cize-i kübrası "Şakk-ı Kamer" dir. Evet, şu "İnşikak-ı Kamer" çok tariklerle mütevatir bir surette, İbn-i Mes'ud, İbn-i Abbas, İbn-i Ömer, İmâm-ı Ali, Enes, Huzeyfe gibi pek çok eâzım-ı sahâbeden müteaddid tariklerle haber verilmekle beraber, Nass-ı Kur'an ile $ âyeti, o mu'cize-i kübrâyı âleme ilân etmiştir. O zamanın inatçı Kureyş müşrikleri, şu âyetin verdiği habere karşı inkâr ile mukabele etmemişler, belki yalnız "sihirdir" demişler. Demek kâfirlerce dahi Kamerin inşikakı kat'idir. M.) |
| İSM-İ MERRE: | Def'a, kerre gibi bir hareketin bir defa olduğunu bildiren fiil'den yapılan isim. (Darbe: Bir defa vuruş. Lem'a: Bir parlayış gibi.) |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| MER' : | (C: Müru') Er, erkek. * Güzel manzara. |
| MEAB : | Dönülecek yer. Sığınılacak yer. Melce'. |