Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| NÂKA: | Dişi deve. Bir yıldızın ismi. Sivilce. |
| NÂKA-İ SÂLİH: | Salih Peygamber'in (A.S.) bir mu'cizesi olarak kayadan çıkan devesi. (Bak: Sâlih A.S.) |
| NAKA': | Temiz olma. |
| NAKA: | (C.: Enkâ) Kumdan meydana gelmiş tepe. |
| NAKAİS: | (Noksan. C.) Eksiklikler. Noksanlar. |
| NAKAKA: | Kurbağaların çağrışıp ötmeleri. Tavuğun yumurtladığında ötüp gıdaklaması. |
| NAKAL: | Bir yerden naklolunduğunda bâki kalan ufak taşlar. Devenin tabanına ârız olur bir hastalık. |
| NAKALE: | (Nâkıl. C.) Haberciler, nakledenler. |
| NAKARAT: | (Nakra. C.) Durmadan tekrarlanan usandırıcı şeyler. Edb: Şarkının belli yerlerinde tekrarlanan bestesi değişmeyen parça. |
| NAKARE: | f. Davul, kös. Dümbelek. |
| NAKAVE: | Temizlik. |
| İçerisinde 'NÂKA' geçenler | |
| ANAKAT: | Muvaffakiyetsizlik. Ümidi boşa çıkma. |
| HEVESNÂKÂN: | (Hevesnâk. C.) Hevesliler, heves edenler. |
| İNAKA: | Aşırı güzelliği ve câzibedarlığı ile hayret verme. |
| ISNAKAT: | El darlığı. * Men'etmek, engel olmak. |
| KÂM U NÂKÂM: | Elbette, ister istemez. |
| MUANAKA: | Birbirinin boynuna sarılma. Kucaklaşma. |
| MÜNAKADE: | Bir şeyin iyisini kötüsünden seçip ayırmak. |
| MÜNAKAHA: | Pâk etmek, temizlemek. |
| MÜNAKALAT: | Nakiller. Nakil işleri. Ulaştırma işleri. |
| MÜNAKALE: | Taşımak, ulaştırmak, aktarmak. |
| MÜNAKARE: | Talep edişmek, karşılıklı istemek. |
| MÜNAKASA: | (C.: Münakasât) (Noksan. dan) İhale ve alışveriş gibi şeylerde eksiltme. |
| MÜNAKASAT: | (Münakasa. C.) Eksiltmeler, münakasalar. |
| MÜNAKAŞA: | Mücadele. Münazaa. Karşılıklı sözle çekişmek. Bir mes'eleyi sormayı çok ileri götürerek çekişmek. (Bak: Hakperest)(Hadis-i Şeyheyn'in ittifakına alâmet olan işaretiyle bir hadis bana gösterildi. "Hadis midir, değil midir?" sual edildi.Ben dedim : Böyle mu'teber bir kitapta Şeyheyn Hadisinin ittifakına hükmeden bir zâta itimad etmek lâzım; demek hadistir. Fakat hadisin, Kur'an gibi bazı müteşabihatı var. Ancak havass onların mânâlarını bulabilir. Şu hadisin zâhiri dahi, müşkilât-ı hadisin müteşabihat kısmından olmak ihtimali var, dedim. Eğer bilseydim medar-ı münakaşa olmuş, öyle kısa değil, belki böyle cevap verecektim:Evvelâ: Bu çeşit mesâili münakaşa etmenin birinci şartı; insaf ile, hakkı bulmak niyetiyle, inadsız bir surette, ehil olanların mabeyninde, su'-i telâkkiye sebeb olmadan müzakeresi câiz olabilir. O müzakere hak için olduğuna delil şudur ki: Eğer hak, muârızın elinde zâhir olsa, müteessir olmasın, belki memnun olsun; çünki bilmediği şey'i öğrendi. Eğer kendi elinde zâhir olsa, fazla birşey öğrenmedi, belki gurura düşmek ihtimâli var.Sâniyen : Sebeb-i münakaşa, eğer hadis ise; hadisin merâtibini ve vahy-i zımnînin derecâtını ve tekellümât-ı Nebeviyenin aksâmını bilmek lâzım. Avam içinde müşkilât-ı hadisiyeyi münakaşa etmek, izhar-ı fazl suretinde avukat gibi kendi sözünü doğru göstermek ve enaniyetini hakka ve insafa tercih etmek suretinde deliller aramak câiz değildir. M.) |
| MÜNAKAŞÂT: | (Münakaşa. C.) Çekişmeler. |
| MÜNAKAZA: | İki sözün mânasının birbirine zıd olması. * Bir sözü evvelce söylediği kelâma zıd ve muhâlif söylemek. |
| MÜNAKAŞÂT: | (Münakaşa. C.) Çekişmeler. |
| NÂKA-İ SÂLİH: | Salih Peygamber'in (A.S.) bir mu'cizesi olarak kayadan çıkan devesi. (Bak: Sâlih A.S.) |
| NAKA': | Temiz olma. |
| NAKAİS: | (Noksan. C.) Eksiklikler. Noksanlar. |
| NAKAKA: | Kurbağaların çağrışıp ötmeleri. * Tavuğun yumurtladığında ötüp gıdaklaması. |
| NAKAL: | Bir yerden naklolunduğunda bâki kalan ufak taşlar. * Devenin tabanına ârız olur bir hastalık. |
| NAKALE: | (Nâkıl. C.) Haberciler, nakledenler. |
| NAKARAT: | (Nakra. C.) Durmadan tekrarlanan usandırıcı şeyler. * Edb: Şarkının belli yerlerinde tekrarlanan bestesi değişmeyen parça. |
| NAKARE: | f. Davul, kös. Dümbelek. |
| NAKAVE: | Temizlik. |
| NAKNAKA: | (C.: Nekanık) Kurbağanın ötmesi. Tavuğun gıdaklaması. * Ses. |
| SENAKÂR: | f. Öven. Medheden. |
| SENAKÂRANE: | f. Senakârlıkla. Övercesine. Medheden birine yakışır şekilde. |
| ZİNAKÂR: | f. Zina eden, zâni. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| NÂKA-İ SÂLİH : | Salih Peygamber'in (A.S.) bir mu'cizesi olarak kayadan çıkan devesi. (Bak: Sâlih A.S.) |
| NAK : | f. Nisbet edatı olarak kelimelere eklenir, sıfat meydana getirilir. Meselâ: Gam-nâk $ : Gamlı, kederli. |
| NA : | Arabçada "Biz" mânasına gelen zamirdir. Meselâ: Kitabünâ $ : "Kitabımız" misalinde olduğu gibi, kelimenin veya fiilin sonuna eklenen bitişik zamirdir. |